© Haber Caddesi 2021

GERÇEK SANATÇI STATÜLERİN ARKASINA SAKLANMAZ

"Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni sınıf atlayarak birincilikle bitiren, Franz Liszt Müzik Akademisi’nin dünya genelindeki zorlu sınavında ilk üçe girerek virtüözite programına kabul edilen dünyaca ünlü piyanist ve akademisyen Prof. Devlet Devrim Öztaş, 'Mikrofon Senin' köşesine konuk oldu. Hacettepe’den Budapeşte’ye uzanan başarı dolu kariyerini, efsanevi hocaları İlhan Baran, Peter Nagy ve Kamuran Gündemir ile olan unutulmaz anılarını içtenlikle paylaşan Öztaş, Trakya ve Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarlarında gerçekleştirdiği müfredat devrimini anlattı. Klasik Batı müziği ile geleneksel Türk müziği arasında kurduğu yorumsal dengeyi 'Ebediyete Yürüyüş Tablosu' üzerinden aktaran ünlü profesör, yapay zeka çağında piyanist adayı gençlere altın değerinde tavsiyelerde bulundu. Klasik müziğin dahice detaylarına ve Türk bestecilerinin duygu derinliğine dair büyüleyici bir müzik söyleşisi..." Piyanonun Çınarlarından Yapay Zeka Çağına: Prof. Devlet Devrim Öztaş ile müziğin dününü ve yarınını konuştuk…

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda eğitim alırken sınıf atlayarak 1994 yılında 'Konservatuvar Birincisi' olarak mezun oldunuz. Hem sınıf atlayıp hem de okulu birincilikle bitirmenin sırrı neydi? Bu yoğun tempo ve elde ettiğiniz Sedat – Güzin Gürel Başarı Ödülü, sonraki kariyerinizi nasıl şekillendirdi?

1985 Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı girişliyim. Solfej hocam Cumhuriyet'in ikinci kuşak en önemli bestecilerinden İlhan Baran'dı. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarında bulunduğum 2 seneyi aşkın süre içerisinde çok sevgili duayen hocam İlhan Baran'dan almış olduğum çok köklü solfej eğitimi sayesinde piyanoda çok ileri seviyede bir deşifre hızına ulaşmıştım ve notada bestecinin istemiş olduğu detaylara ilişkin okumayı büyük bir titizlikle ve eserin ruhunu kavrayacak şekilde yapmayı, bu eğitim süzgecinden geçtiğim için ve ayrıca tabi potansiyel olarak yedi sesi ayırt edebilen absolut bir kulağa sahip olmam sayesinde gerçekleştirebiliyordum.İlk piyano öğretmenim Güherdal Çakırsoy(Karamanoğlu) ise bana yoğun ve disiplinli çalışma kültürünü aşıladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarına Kasım 1987'de yatay geçişle geldiğimde solfejde 3 sesli dikteleri ve tek sesli atonel diyebileceğim dikteleri büyük bir kolaylıkla yapabiliyordum. Ayrıca Mimar Sinan Üniversitesinden

çok daha ileri bir repertuvar düzeyine sahiptim. Sınıf atlama teklifi hocalarım tarafından orta sonda ilk geldiğim sene, piyano ve solfej sınavlarından tam not almam ve genel sınıf düzeyinin çok üzerinde olmamdan kaynaklı olarak gelişti. 1994 yılında Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı Lisans programını birincilikle bitirmem nedeniyle verilen Sedat-Güzin Gürel Bilim ve Sanat Vakfı Birincilik Başarı Ödülü bu yoğun sürecin o zamana kadarki ilk zirvelerinden birisiydi. Diğerleri ise aynı yıl içinde Bülent Tarcan Piyano Yarışmasında almış olduğum birincilik ödülü ve mezuniyetimden önce seçilerek okul orkestrasıyla şef Fahrettin Kerimov yönetiminde R. Schumann Piyano Konçertosunu büyük bir başarıyla icra etmemdir. Bu benim için kendime daha güvenerek ve inançla akademik kariyerimde ilerlemem için bir iç motivasyon sağladı.

​1998 yılında Franz Liszt Müzik Akademisi’nin sınavında dünya genelinden katılan 28 piyanist arasından ilk üçe girerek ustalık (virtüözite) programına kabul edildiniz. O sınav atmosferini ve Macaristan’da Prof. Peter Nagy, Prof. Attila Nemethy gibi dünyaca ünlü isimlerle çalışmanın bir piyanist olarak vizyonunuza katkılarını anlatabilir misiniz?

MSGSÜ'de Sanatta Yeterlik programında 1998 yılında tez aşamasının son yılındayken Ekim ayında Budapeşte Franz Liszt Müzik Akademisinde doktora sonrası çalışmalarım için girmiş olduğum virtüozite programında Gulyas Istvan, ‘Attila Nemethy, ‘Peter Nagy ve Sokolaj Balazs ile yaklaşık 2.5 sene boyunca yapmış olduğum çalışmalar doğrultusunda birçok resital verdim. Ayrıca Macaristan Müzik ve Sahne Sanatları Vakfı tarafından düzenlenen yarışmada piyano alanında Junior Lyra birincilik ödülü aldım. Hocalarımın hepsi aktif olarak uluslararası düzeyde konserlerine devam eden üst seviye icracılardı ve her hafta yapmış olduğumuz piyano dersleri adeta resital gibi ve büyük ustalarla yapılan masterclasslar seviyesinde gerçekleşiyordu. Orada bulunduğum süre içerisinde hocalarımdan almış olduğum bilgiler ışığında gerçekleştirdiğim yoğun çalışmalar ve hocalarımın bana yapmış olduğu övgüler beni müzikle daha üst seviyede tam bir bütünleşmeye götürdüğü gibi kendime olan inancımı da çok güçlendirdi. Diyebilirim ki kendi potansiyelimin ne olduğunu Budapeşte'de bulunduğum bu 2.5 sene içerisinde keşfettim. Akademi içerisinde hemen hemen her gün solo resitaller ve oda müziği konserleri olduğu gibi her haftasonu senfoni orkestrası eşliğinde büyük solistleri dinleme imkanım vardı ve bu bende sahne icrasına yönelik büyük bir birikim oluşturdu. Ayrıca akademinin zengin kütüphane ve kayıt imkanlarından sınırsızca yararlanabiliyordum. Sevgili hocam ‘Peter Nagy bir dersim sırasında icra ettiğim Schumann Kreisleriana Op.16 eserinin yorumundan çok etkilendiğini söyleyerek kendisinin de o süreçte romantik dönemin Chopin, Schumann ve Schubert gibi bestecilerinin fantezi formunda bestelemiş oldukları eserlerden oluşan bir piyano resitali vereceğini söyledi ve bana Schumann'ın Do Majör fantezi adlı büyük yapıtını dinlememi, görüşlerimi merak ettiğini belirtti. Olağanüstü yetenekli bir müzisyen olan hocamın bu son derece mütevazı ve içten yaklaşımından, adeta beni kendisine eşit bir meslektaşı gibi görmesinden çok etkilendim. Hayatımda ilk defa kendime çok yakın hissettiğim, gerçek sanatçı vasıflarına sahip bir müzisyenle, hiçbir engel olmaksızın cömertçe bilgi ve sanatsal paylaşımda bulunmaktan çok mutlu olmuştum. Çünkü gençliğimden itibaren ben de kişilik olarak çeşitli statü ve etiketlerin arkasına saklanan ve mesafe koyan davranış şekillerine son derece uzak bir insanım.

Macaristan’da geçirdiğiniz dönemde sadece eğitim almadınız; Helikon Sarayı'ndan Budapeşte Teknik Üniversitesi'ne kadar birçok prestijli salonda resitaller verdiniz ve 'Junior – Lyra Ödülü'ne layık görüldünüz. Macar dinleyicisinin klasik müziğe yaklaşımı ile Türkiye’deki dinamikleri kıyasladığınızda neler söylersiniz?

Macaristan'da spesifik olarak müzik eğitimi veren okullar tüm ülke genelinde ilk ve orta öğrenim seviyesinden başlıyor. Diyebilirim ki hemen hemen her şehir ve kasabada bu okullar çok yaygın ve bu sistem içerisinden süzülerek gelen en yetenekli öğrenciler Budapeşte'deki en önemli liselerden biri olan ‘Bartok Collegium'a, ardından en üst aşama olan Franz Liszt Müzik Akademisinin giriş sınavlarına girerek seçiliyorlar. Budapeşte'de bulunduğum süre içerisinde yılın her mevsiminde aralıksız olarak kapalı ve açık alanlarda düzenlenen konser, festival, masterkurs ve yarışmalar oluyordu. Burada yaşayan insanlar bu konser aktivitelerinin birçoğunu çok düşük bilet fiyatlarıyla ya da ücretsiz olarak seyredebiliyordu ve bu sayede bilgi ve görgülerini geliştirme imkanına sahiplerdi. Ayrıca biz ,Franz Liszt Müzik Akademisinin öğrencileri, akademide gerçekleşen tüm konserleri ücretsiz olarak seyredebildiğimiz gibi emekli ve yaşlılar da ayrılan kontenjan yerlerde bizim gibi konserleri ücretsiz izleme hakkına sahiptiler.

​Yurda döndükten sonra Türk piyano pedagojisinin efsane isimlerinden Prof. Kamuran Gündemir ile çalıştınız. Kendisinin müzikal kimliğinizin olgunlaşma dönemindeki dokunuşları ve size bıraktığı en önemli öğreti ne oldu?

Mart 2002'de Türkiye'ye döndükten sonra 3 ay kadar Ankara'da bulunduğum dönemde Cumhuriyet çınarı, büyük piyano eğitimcisi, piyanist, sevgili hocam Prof. Kamuran Gündemir ile repertuvarımda bulunan Beethoven Op.109,110 piyano sonatları, Schumann Kreislariana ve Do Majör Fantezi ve Schubert D.940 son piyano sonatını birlikte çalışma ve kendisine dinletme fırsatım oldu. Sonraki yıllarda vefatına kadar her sene hazırlamış olduğum resital programlarını, konser öncesinde kendisine dinleterek fikir ve önerilerini alarak hazırlık yapıyordum. Müzikal ifade ve yaratıcılık konusunda detaylara derinlemesine inerek özgün bir yoruma ulaşmamda hocam Kamuran Gündemir ile ortak bir paydada buluşabiliyorduk. Bu konudaki yaklaşımlarımız son derece uyum içerisindeydi ve birbirimizi anlayabiliyorduk.

​Akademik kariyerinizde sadece bir eğitmen değil, aynı zamanda bir kurucu ve vizyonersiniz. Hem Trakya Üniversitesi hem de Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda müfredat programlarını uluslararası denkliğe uygun olarak yeniden hazırladınız. Türkiye’deki müzik eğitimini küresel standartlara taşırken en çok önem verdiğiniz kriterler nelerdi?

2002-2006 yılları arasında Trakya Üniversitesi Edirne Devlet Konservatuvarı ve 2006-2011 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarında çalıştığım süre içerisinde kurucu müdür yardımcısı, müzik bölüm başkanı, piyano ana sanat dalı başkanı ve yönetim kurulu üyesi olarak görev aldığım yıllarda Türkiye'deki belli başlı konservatuvarların programlarını ve yurt dışında özellikle Avrupa ve Orta Avrupa merkezli büyük müzik akademilerinin yanı sıra Amerika'da Manhattan School of Music ve Juilliard'ın ortaöğretim, lise, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarını birebir inceledim. Ayrıca bölümdeki öğretim üyesi arkadaşlarımın görüş ve katkılarını kendime ait fikirlerimle harmanlayarak bir seçki oluşturdum. Söz konusu müfredat ve programlar bu yapının içerisinde şekillendirildi. Bu müfredat içerisinde Orta Avrupa ve Rus piyano ekolünde yer alan çok önemli bestecilerin yıllara göre sınıflandırılmış eserlerinin yanı sıra 21. yüzyıl çağdaş ve Türk bestecilerinin geniş eser seçkilerine de yer veren çok zengin bir repertuvar oluştu.

​Özellikle Bach, Mozart, Beethoven, Chopin ve Debussy gibi farklı dönemlerin dâhilerinin eserlerindeki özgün yorumlarınızla takdir topluyorsunuz. Aynı zamanda konserlerinizde Türk bestecilerine de yer veriyorsunuz. Klasik Batı müziğinin devleri ile Türk bestecilerinin eserleri arasında köprü kurarken nasıl bir yorumsal denge gözetiyorsunuz?

Vermiş olduğum piyano resitalleri belli bir besteci, dönem ya da tematik bir konu çerçevesinde  şekilleniyor. Örneğin 'Ebediyete Yürüyüş Tablosu' adını verdiğim resitalimde klasik batı müziğinin yapı taşlarını oluşturan bestecilerden ve 1., 2. kuşak Türk bestecilerinin piyano eserlerinden yaptığım bir seçkiyle, Türk milletinin küllerinden doğuşunu ve yükselişini kesintisiz olarak ard arda çalınacak şekilde adeta bir hikaye yazarak ve her bölüme bir konu başlığı oluşturarak icra etmiştim. Bu hikayeye oluşturduğum başlıklardan bazıları şöyleydi: 'Engin ve Dingin Anadolu Toprakları', ' Diriliş ve Mücadele', 'Umut, Özlem ve Hayata Veda' ve 'Zafer'. Çoğunlukla konser programlarında yer alan eserleri, seçtiğim bestecilerin olgunluk dönemlerine ait başyapıtları arasından oluşturuyorum. Eserlerin sıralanmasında duygusal ve tonal yapıları gözeterek, kontrast oluşturacak bir sıralamayı tercih ediyorum. Türk bestecileri içerisinde şimdiye kadar özellikle A. A. Saygun, U. C. Erkin, İlhan Baran ve Muammer Sun'un Türk müziği unsurlarını baskın olarak kullandıkları yapıtları seslendirdim. Kişisel olarak çok sesli klasik müzik repertuvarı içerisinde duygusal ve müzikal hassasiyeti yüksek klasik ve romantik dönem eserlerinin icrasını seviyorum. Türk bestecileri içerisinde de özellikle Türk Beşleri ve sonrasında ikinci kuşak bestecileri arasından Muammer Sun ve İlhan Baran gibi geleneksel Türk müziğinin müzikal ve yapısal özelliklerinden eser üreten bestecilerimizi tercih ediyorum. Özetle duygu derinliği ve ifadesi yüksek yapıtları beğeniyorum.

​1996 yılında 'Genç Piyanist' olarak Cemal Reşit Rey Piyano Festivali’nde solo resital vermiştiniz; bugün ise o sıralardan geçmekte olan öğrencilere rehberlik eden bir profesörsünüz. Hem sahnede hem de akademide zirveyi görmüş bir sanatçı olarak, bugünün genç piyanist adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle şunu söylemek isterim ki klasik müzik alanında uluslararası düzeyde bir piyano icracısı ve daha da ötesi sanatçı olma yolunda ilerlemek isteyen piyanist adaylarının yetenekten ayrı olarak çok ilgili bir aileye; alanında yetenekli ve son derece donanımlı, hem icracı hem eğitimci olarak tecrübeli mentor bir öğretmene; kurumsal desteğe; adanmışlık gerektiren tutkulu bir çalışmaya ihtiyaçları olacak. Günümüzde,dünyada, müzik ve enstrüman eğitimi üzerine uygulanan yöntemler, neredeyse anne karnında ve okul öncesi döneminde çok ufak yaşlarda, bilimsel olarak geliştirilmiş yöntemlerle bir ekip tarafından ele alınarak uygulanıyor. Artık çok ileri icra seviyesi, bu özel yetenekli çocuklarda 7 yaşına kadar çekilmiş durumda. Ayrıca yapay zeka çağında olduğumuzu da düşünerek, artık söz konusu en etkili eğitim ve öğretim yöntemleri üst kalibre icracıların piyano çalışlarının yapay zekaya inceletilmesi sonucu elde edilen fiziki ve mental geri bildirimlerin analiz edilmesiyle ortaya çıkıyor. Yani multidisipliner bir şekilde geliştirilen ve tek bir usta ya da öğreticinin aktif olmadığı yöntemler söz konusu. Dolayısıyla günümüzde binlerce sayıda inanılması güç düzeyde ileri icra seviyesine ulaşmış genç piyanistler var. Tabi bu söylediklerimden ayrı büyük bir yorumcu olmak isteyen bir müzisyen edebiyat, dil, tarih, felsefe, güzel sanatlar dahil tüm genel kültür alanlarında ve ayrıca insanlığı ilgilendiren önemli meselelerde duyarlı olacak şekilde kendisini çok yönlü yetiştirmek durumunda. Ve şunu unutmamalılar ki öğrenme bir ömür boyu bitmek tükenmek bilmeyen bir merakla araştırarak, emek vererek, deneyimleyerek gelişen ve hiç bitmeyen bir süreçtir.

RÖPORTAJ: Mehmet Ali BABAR

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER