MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

AŞKA DAİR TANIMIM DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİYOR

Ana SayfaRöportajAŞKA DAİR TANIMIM DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİYOR
AŞKA DAİR TANIMIM DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİYOR

Bir hikaye, bir bekleyiş, bir hafıza. Orhan Pamuk’un aynı adlı eserinden uyarlanan Netflix yapımı Masumiyet Müzesi’nin başrolleri Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir, kelimelerden görüntülere taşınan bir dünyanın izlerini yansıtıyor.

10 Şubat, 2026, Salı 10:33
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Abone ol

Bazı hikayeler vardır, bittiğinde kapanmaz; aksine insanın içinde yaşamaya devam eder. Orhan Pamuk’un dünyaca ünlü romanı Masumiyet Müzesi, tam olarak böyle bir hikaye. Bir aşk anlatısından çok, bir hatırlama biçimi; yaşanamamış olanın, gecikmiş duyguların ve geri dönülemeyen anların kaydı. Bu romanı yıllar sonra bile —özellikle benim gibi müdavimleri için — unutulmaz kılan belki de tam olarak bu: etrafında biriken sessizlikler. Orhan Pamuk’un yarattığı bu evren, okuruna yalnızca bir ilişkiyi değil; aynı zamanda bir dönemi, bir ruh hâlini ve bastırılmış arzularla örülü derin bir yalnızlığı anlatıyor. Şimdi bu hikaye, Netflix'in aynı adlı dizisiyle ekrana uyarlanıyor. Kemal ve Füsun’u Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir’den dinledik.

SELAHATTİN PAŞALI

Role hazırlanma sürecinde romanla olan ilişkini çok merak ediyorum. Kemal’e nasıl hazırlandın?

Masumiyet Müzesi’ni ilk okuduğumda çok heyecanlandım ama bu heyecanın yanında ciddi bir korku da vardı. Onu gerçek kılmak, “Kim bu Kemal?” sorusunun peşine düşmek, topladığı bütün eşyalarla bir müze kuran bu karakterin dönüşümlerini sahici bir yerden yakalayabilmek kolay değildi. Aslında bir biyografinin içindeymişim gibi hissettim. Romanla birlikte gerçek bir müzenin olması da bunu güçlendirdi; oradan çıktığımda gerçekten Kemal Basmacı adında biri yaşamış ve bu yollardan geçmiş gibi geliyordu. Bu anlamda roman benim için ciddi bir yol haritasıydı. Sadece hayal gücümle ilerlemedim; Kemal’in yaşadıklarını mümkün olduğunca gerçek kılmaya çalıştım. Metnin elimin altında olması bu yüzden çok destekleyiciydi. Ne kadar masa başında çalışırsan çalış, karakteri didik didik et, sete çıktığında keşfetmeye başlıyorsun. Kafandaki her şey demlendikten sonra yolda keşfe açık olman gerekiyor. Çünkü Kemal masa başında çözülebilecek bir karakter değil. O yüzden manipülatif tarafını da, bencilliğini de, suçluluğunu da, vicdan azabını da dibine kadar yaşamaya çalıştım.

Orhan Pamuk, Kemal’i romantize etmekten özellikle kaçınır. Karakterde seni en çok zorlayan duygular hangileri oldu?

Orhan Pamuk yalnızca Kemal’i değil, romandaki aşkı da romantize etmekten özellikle kaçınıyor. Bir röportajında aşkın karanlık tarafını anlatmak istediğini söylüyordu. Bu yaklaşım benim için çok belirleyiciydi. En zorlayıcı kısım başlangıç evresiydi. Hikayenin başlangıcı için hassas bir denge gerekiyordu. Kemal üst sınıfa mensup, zengin bir ailenin oğlu. Hayatı dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyor; yurt dışında okumuş, evlenmek üzere. Ama içinde derin bir boşluk, bir anlam eksikliği var. Başta enerjik, şımarık, deli doluyken Füsun’la karşılaştığında engel olamadığı o dürtüsel anları çalışmak zordu. Kemal bir kasanova değil. Zaim karakteri kasanova mesela, ama Kemal değil. Buna rağmen o dürtüye kapılma anı, zengin hayatının içinden kopuşu, çok ince işçilik istiyordu. Sonrasında karanlık taraf açılıyor ve biraz rahatlıyorsun. Hayatın anlamsızlığı karşısında cinsellik üzerinden bir kaçış, ardından gelen obsesyon ve depresyon… O eşiklerden sonra daha tanıdık bir karanlığa giriyorsun. Ama o ilk dürtüye kapılma anı benim için en zor yerdi. Bir de vicdan meselesi var. Kemal, Füsun’un hayallerine de engel oluyor. Bununla yüzleştiği anlar benim için çok ağırdı.

Roman okurları için Masumiyet Müzesi çok kişisel bir metin. Bu hikayeyi başkalarının hayalinden alıp ete kemiğe büründürmek sende nasıl bir sorumluluk yarattı?

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanından uyarlanan bu dizinin başrolünü üstlenen biri olarak, bu sorumluluğun altında ezilmemek için onu diğer işlerimden ayrı bir yere koymamaya çalıştım. Çünkü yapmam gereken şey buydu. Eğer çok hırs yapsaydım, “Şimdi kendimi kanıtlayacağım” gibi duygulara kapılsaydım, yanlış yapardım. Bu duygular içimde tabii ki vardı ama zihnimi ve bedenimi kontrol edebildim. Bu benim için sakin kalmanın yoluydu. O günkü şartlar neyi sağlıyorsa, elinden gelenin en iyisini yapmak için benliğini ortaya koyuyorsun. Dolayısıyla Masumiyet Müzesi’nde çalışırken de yaptığım en doğru şey şuydu: Bu sorumluluğu ekip arkadaşlarımla paylaşmak. Bu süreçte Zeynep Günay’la oyunculuk üzerine çalışmaya odaklandım. Romanı çok iyi bilen, o dünyayı yakından tanıyan sadık okurlar var; sevenleri olduğu kadar eleştirenleri de… Her okurun kafasında başka bir Kemal ve Füsun var. Belki Merhamet Apartmanı da herkesin zihnindeki tasarımla birebir örtüşmeyecek ama benim derdim insanların kafasındaki Kemal olmak değildi. Ben kendi anladığım, Zeynep Hoca’yla birlikte üzerine çalışıp geliştirdiğimiz Kemal’i her anıyla gerçek kıldığıma yüzde yüz eminim.

Kemal, aşkı bir duygu olmaktan çıkarıp takıntıya dönüştüren bir karakter. Sence Kemal bir aşık mı yoksa kendi hikayesinin koleksiyoncusu mu?

Kemal’in koleksiyonerliği aslında annesinden geliyor. Merhamet Apartmanı, annesinin bir nevi deposu. Annesinin antikacılardan ve eskicilerden topladığı eşyalarla kurduğu bağla alay ederken, Kemal de fark etmeden onun yoluna giriyor. “Aşık mı, koleksiyoncu mu?” sorusu tek bir cevaba indirgenemez. Bunlar iç içe geçmiş durumda. Füsun’la ilişkisi bir çekimle başlıyor ama Kemal bunun içinde kayboluyor. İlişki çıkmaza girdiğinde ise aşk ve acı karanlık bir yere evriliyor. Topladığı eşyalar, rujlar, izmaritler derken Kemal kendi hikayesinin koleksiyoncusuna dönüşüyor.

Hikaye boyunca Kemal’in zamanı nesnelerle mühürlediğine tanık oluyoruz. “Beklemek” hali onun için adeta bir yaşam biçimi. Peki beklemek, onun için bir ceza mıydı yoksa seçilmiş bir sadakat biçimi mi? Ne düşünüyorsun?

Ben bunu bir savunma mekanizması olarak ele aldım. Kemal, obsesif bir tutunmaya dönüşen duyguları nedeniyle ne geçmiş hayatına dönebiliyor ne de şimdiki zamana tutunabiliyor. Bu yüzden hep arafta kalıyor. Delirse belki rahatlayacak ama deliremiyor da. Eşyaları toplaması ürkütücü ama onun iç dünyasına girdiğinde bu çaresizlik anlaşılır hâle geliyor. Beklemek bence bir ceza değil. Daha çok seçilmiş bir sadakat biçimi. Kemal insanlardan ziyade eşyalara daha sadık. “Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anı yaşatan insanlardan daha sadıktır” cümlesi onun dünyasını çok iyi anlatıyor.

Kemal için aşk sınıflar arası bir kaçış gibi başlarken, Füsun için sınıf farklarının daha da görünür olduğu bir alana dönüşüyor. Sence bu ilişki, aşkın sınıfları aşabildiğini mi, yoksa onları daha da keskinleştirdiğini mi gösteriyor?

 İkisi de. Kemal için aşk sınıfları aşabiliyor. Üst sınıftan gelmesine rağmen alt sınıfın dünyasında kendini daha canlı hissediyor. Bu yüzden Füsun’a tutuluyor ve bunun bedelini ödüyor. Rezil oluyor, dışlanıyor. Finalde söylediği o ikonik cümlesi de aslında tam bir burjuva isyanı. Füsun içinse sınıf farkları daha da keskinleşiyor. Üst sınıfa duyduğu arzu hep var. Güzellik yarışmaları, oyunculuk hayalleri, Şanzelize Butik… Hep Sibel gibi olma isteği. Füsun da yer yer toksik bir karakter ve kızdığımız yerler genellikle bu sınıfsal hırsın dışavurumları.

Kemal ve Füsun’un hikayesi yıllardır okuru ikiye böler. Sence bu hikaye yanlış bir aşk mı, yoksa yanlış bir zamanda yaşanmış doğru bir aşk mı?

Ben bunun zamanla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Yanlış bir aşk ama tam da bu yüzden çok güçlü bir hikaye. Hiçbir zaman gerçekten bir ilişki yaşayamıyorlar. Hep bir üçüncü kişi, hep bir engel var. İkisi de toksik. Birlikte oldukları anda da sağlıklı bir ilişki olmazdı. Yanlış bir aşk ama “yanlış” olduğu için de bu kadar unutulmaz.

Eğer Kemal bugün yaşasaydı, sosyal medya çağında bu aşk mümkün olur muydu?

Bunu çok düşündüm. Masumiyet Müzesi’ne gittiğimde karşılaştığım biriyle laflarken, “Bugün bu eşyaları toplasan suç olur, uzaklaştırma alırsın” gibi bir şey söylemişti. Doğru belki, günümüz dinamikleri çok başka. Kemal’in psikolojisi yine benzer olurdu ama bu noktaya gelir miydi, emin değilim. Ulaşmak artık çok kolay. O dönemde telefon yok, internet yok. Ulaşamamak aşkı büyütüyor. Belki de 70’lerde geçtiği için bize bu kadar kıymetli geliyor; zor olan her şey daha değerli çünkü.

Selahattin’e dönüyorum. Seni gözlemlediğimde güçlü bir iç dünya sezgisi, derinlik ve bir çeşit sükunet gördüm. Bu, doğru bir tespit mi?

Doğru bir tespit. Çok naziksin, teşekkür ederim.

Hayatta sezgilerine mi, yoksa plana mı daha çok güvenirsin?

İkisine de güvendiğim olur, ikisine güvenmediğim de olur. Sezgiler yanıltabilir, planlar bozulabilir. Ama bazen sezgilerle yapılan plan işler. Hatta bazen hareket etmemek bile bir plan olur. Kendimi çok plancı biri olarak görmüyorum. Sezgilerime daha çok güvenirim. Ama asıl belirleyici olan amaçlarım ve iyi niyetli hayallerim.

Oyuncu olarak seni en çok dönüştüren roller genelde sana benzeyenler mi, yoksa hiç benzemeyenler mi oldu?

Oyunculuktan beni dönüştürmesi gibi bir beklentim yok. Hayatta beni dönüştüren şeyler kendi yaşadıklarım: acılarım, hayal kırıklıklarım, başarılarım, başarısızlıklarım... Ama bana hiç benzemeyen roller her zaman daha cazip. Oyunculuk yelpazesini genişleten, yeni alanlar açan işler onlar.

Geçmişteki bazı röportajlarında susmayan zihninden, her şeyi çok düşünmenden bahsetmişsin. Hala böyle mi? Bunu değiştirmek adına yaptığın bir şeyler var mı?

Zihnim hiç susmuyor. Çocukken de böyleydi, şimdi de. Muhtemelen 15 yıl sonra da böyle olacak. Ama çocukla birlikte bir şey değişti. Eskiden zihnim daha negatif çalışıyordu. Kızım Pera doğduktan sonra hayata bakışım daha pozitif bir yere evrildi. Onun için güzel şeyler hayal etmek  zorundayım. Pera’yla birlikte zihnim de daha umutlu yankılar bulmaya başladı.

Bugünkü Selahattin’in, beş yıl sonraki Selahattin’den en büyük beklentisi ne?

Açıkçası çok büyük beklentilerim yok. Sağlığım, işim, ailem… Beş yıl sonra da bunlar benden eksilmesin, en büyük dileğim bu. Mesleki olarak da çizgimi ve duruşumu koruyabilmek isterim. Umarım beş yıl içinde bir kült işin daha içinde kendime yer bulabilirim.

EYLÜL LİZE KANDEMİR

Romanı daha önce okumuş muydun? Füsun’a nasıl hazırlandın?

Romanı, deneme çekimlerine hazırlanırken okudum. Bütün süreç boyunca tabii ki roman bize en çok rehberlik eden kaynaktı. Orhan Pamuk’un kurduğu dünya, okuru içine alan bir etki yaratıyor. Romanı okuduğumda, her ne kadar içinde bulunduğu koşullar ve dönem farklı olsa da, Füsun’un bazı duygularının içimde karşılık bulduğu yerler keşfettim. Tarif etmesi zor, içgüdüsel bir bağ yarattı bu durum ve karaktere yaklaşımımı doğal olarak şekillendirdi. Sanki bu hikayenin hayatımın bir noktasında beni bulacağını önceden bilmek, sezmek gibi bir şey hissettim. Hazırlık süreci de oldukça yoğun geçti. Sete çıkmadan önce Zeynep Günay’la birlikte çok sayıda prova yaptık. Karakterlerin iç dünyasına ve aralarındaki dinamiğe erişebilmeye çalıştık. Bütün nüansları ve iç gerilimleri doğru şekilde yakalamaya gayret ettik. Masumiyet Müzesi, hikayenin ve karakterlerin yapısı gereği, başka tür bir yaklaşım ve kapsamlı bir çalışma gerektiren bir işti. Füsun’a ulaşmak çoğu zaman söylediklerinden çok söylemediklerini duymaktan geçiyordu. Bir anda açılan bir karakter değildi; farklı yöntemler deneyerek ona adım adım yaklaşabildim. Buna yönelik Zeynep Günay’ın ve oyuncu koçum Bala Atabek’in yönlendirmeleri benim için çok belirleyici oldu. Yer yer tamamen kendimi dışarıda bırakmam gereken, yer yer de kendi hayat deneyimimden ve duygularımdan cesurca faydalanmamı gerektiren bir yaratım süreciydi benim için.

Füsun genelde “sessiz”, “beklenen”, “izlenen” bir karakter olarak algılanır. Sen bu rolü çalışırken Füsun’un seni en çok etkileyen yönleri hangileri oldu?

Füsun’un yaradılışından gelen bir sessizlik var; ama bu sessizlik, onun aslında hayata tutunma ve kendini var etme biçimi. Füsun’u, yaşından kaynaklı deneyimsizliğine, içinde bulunduğu koşullara ve dönemin gerekliliklerine rağmen kendine bir yol açmaya, kendi sesini bulmaya çalışan bir genç kız olarak görüyorum. Sessizliğinin aynı zamanda bir direnç biçimi olduğunu düşünüyorum. Az sözle çok şey ifade edebilmek bana çok etkileyici geliyor. Bu yüzden Füsun’un beni en çok etkileyen yönlerinden biri tam olarak bu. Bir diğeri de sabrı; bana daha sabırlı olmayı öğrettiğini söyleyebilirim.

Füsun, Kemal’in aşkının öznesi mi yoksa kendi kaderinin belirleyicisi mi? Kemal’e hiçbir zaman tam teslim olmamasını bir savunma mı, bir intikam mı, yoksa bir özgürlük biçimi olarak mı okudun?

Füsun çok içgüdüsel bir karakter. İçine düştüğü her durumda Füsun olarak var oluyor. Her zaman akılla hareket eden bir yapısı olduğunu düşünmüyorum; daha çok dürtüsel bir kız Füsun. Hayatta aldığı kararlar, yaptığı seçimler onu bir yere sürüklüyor ve o, tüm bunların arasında kendine ihanet etmeden var olmaya ve sesini bulmaya çalışıyor. Tüm bunların arasında, görülmek ve anlaşılmak isteyen biri olarak görüyorum onu. Bu sorunun cevabını tek bir yerden okumak mümkün değil; hikayedeki bütün karakterler gibi Füsun da katmanlı bir karakter. Yaşadığı hayal kırıklıkları, acılar, sevinçler ve hayata dair umudu arasında, aşkla ilk kez tanışan bir genç kızın dönüşümüne şahit olduğumuz için aslında hepsinden biraz parça taşıyor.

Füsun’un hayalleri vardır ama çoğu zaman ertelenir. Bu ertelenmişlik hissi, karakterin bedenine, ruh haline ve bakışlarına nasıl yansıdı?

Füsun’u tanımaya çalışırken onunla birlikte var olmaya çalıştım. Füsun, duygularını açıkça göstermek yerine iç dünyasını saklayarak yaşayan bir karakter. Bu yüzden onun hayallerini bastıran biri değil, içerde saklayan biri olduğunu; bu içinde gizli tuttuğu şeylerin bedenine yerleştiğini, ruh halinin de bunun bir tezahürü olduğunu düşünüyorum. Bazı insanların sessizliği çok şey anlatır; Füsun da öyle. Bakışlarında, söylemek isteyip de söylemediği şeylerin gizli olduğunu düşünüyorum.

Masumiyet Müzesi döneminde kadınlar modernleşmenin tam ortasında ama güçlü sınırlarla çevriliydi. Dışarıdan ilerlerken içeride yalnızlaşmak ve kendini kontrol etmek zorunda kalmak sence dönemin kaçınılmaz gerçeği miydi? Bugünle benzerlik kuruyor musun?

O dönemde bunun çok daha görünür olduğunu düşünüyorum; dönemin koşulları kadınları daha net sınırların içine koyuyordu. Bugünle karşılaştırdığımda önemli bir eşik atlandığını söylemek mümkün, ama yine de yolun tamamen bitmediğini hissediyorum. İçeride hâlâ bazı şeyleri kontrol etmek zorunda kaldığımız alanlar var. O yüzden birebir aynı olmasa da, benzer duyguların başka biçimlerde devam ettiğini söylemek mümkün.

Eğer Füsun bugün yaşasaydı, sosyal medya çağında bu aşk mümkün olur muydu?

Sosyal medya çağında her şey çok hızlı ve kolay tüketilebilir gibi geliyor bana. Herkesin çok alternatifi var ama sanki tam anlamıyla bağlı olduğu bir yer, bir kişi yokmuş gibi hissettiriyor zaman zaman. O yüzden Füsun’la Kemal’in hikayesi bugün yaşansaydı aynı şekilde olur muydu, emin değilim. Ama bir yandan bunu biraz da yaradılışa ve ruha bağlıyorum. Zaman değişir ama ruh değişmez gibi geliyor.

Eylül’e geçiyorum. Hayatında “zamanlama” kavramının çok belirleyici olduğu bir an yaşadın mı?

Belirleyici olan anlar yaşadım. Hayatta zamanlamaya zaten inanırım. Bazı şeyler ancak tüm doğrular bir araya geldiğinde mümkün oluyor. Masumiyet Müzesi de benim için böyle bir yerde duruyor. Yıllardır uyarlanması konuşulan bir hikayeydi ama bu zamanda bana denk gelmesini tamamen zamanlamayla açıklayabiliyorum. Ruhen Füsun’u taşıyabileceğim bir dönemde karşıma çıktı ve özel insanlarla bir araya getirdi beni.

Oyunculuk sence seni daha cesur mu, daha kırılgan mı yaptı?

Hem daha cesur hem de daha kırılgan. Eylül olarak yapamayacağım veya yapmayacağım şeyleri bir karaktere bürünerek yapabilmek zaten cesaret gerektiren bir şey. Öte yandan oyunculuk, insanın empati yeteneğini geliştiren; bir başkasının duygusunu içselleştirdiğin ve his kapasitenin boyutunu keşfettiğin bir alan gibi geliyor bana. Eskiden bana çok fazla dokunmayan birçok şey, şu an çok daha fazla şey hissettirebiliyor. Ve tabii ki insan bazı karakterlere girerken kendi gölge yanlarıyla da yüzleşmek durumunda kalıyor. Bu da hem cesaret hem de kırılganlık gerektiren bir şey bana göre. Bunlarla yüzleşmenin kolay olduğunu düşünmüyorum ama çok besleyici ve insanı büyüten bir şey olduğuna inanıyorum.

Aşk, bugüne kadar senin hayatında daha çok dönüştüren mi, yoksa zorlayan bir duygu mu oldu?

Aşka dair tanımım dönem dönem değişiyor. Şu an benim için sadece romantik bir yerde duran bir duygu değil; açıklayamadığın şekilde içine çekildiğin, kendinin en gerçek haliyle karşılaştığın bir alan gibi geliyor. Günün sonunda insanı zaman zaman zorlasa da, daha çok dönüştüren bir duygu olduğuna inanıyorum.

İnsan göz önünde oldukça, tanınırlığı arttıkça kendine ait alanı küçülebilir. Sen bu alanını korumayı nasıl başarıyorsun?

Kişisel alanıma her zaman önem veren biriyim. Evimde vakit geçirmeyi seviyorum ve bunun beni beslediğine de inanıyorum. İnsanın kalabalıklar kadar yalnızlığa da ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Yalnızlığı ve tek başınalığı da ayırmak istiyorum aslında. Bu mesleğin doğası gereği böyle bir tarafı da var ve bu görünür tarafı bilerek kabul ederek bu yola çıkıyoruz. Bunu kontrol altında tutabilmek, yola çıktığın kişiyi hatırlamak ve kaybetmemeye gayret etmek benim çabalarım arasında. Yanımda olan, içimi bilen sevdiklerime ve aileme yakın olmak, onlarla vakit geçirmek de kendi iç dengemi kurmama yardımcı olan başka bir şey.

Zor bir soru ama kendini nasıl tanımlarsın? Genellikle mutlu biri misin?

Evet, biraz zor bir soru; insanın her türlü hali var çünkü. Tek başıma vakit geçirmeyi, kedimi, yağmurlu havayı, tatlı bir melankoliyi, nostalji hissini seven bir insanım. Tabii ki mutluluğu önceliklendiren ve anların içinde o mutluluğu fark etmeye çalışan da biriyim aynı zamanda. Mutluluğa odaklıyım diyebilirim.

Peki kendinle ilgili en zor kabullendiğin yönün hangisiydi; bugün o yönünle ilişkin nasıl?

İnatçılık olabilir. Bu da benim doğamda olan bir şey diyorum artık. Direnmiyorum, kabul ediyorum. Hayatımı gerçekten zorlaştırdığı, işleri yokuşa sürdüğünü hissettiğim noktada bu tarafımı artık kontrol altında tutabiliyorum. Bir yandan çok da kötü bir şey olmadığını düşünüyorum; kuru bir inat olmadığı sürece. İnandığın şeyin gerçekten arkasında durabilmene yardımcı da oluyor bazen.

Bugünkü Eylül’ün, beş yıl sonraki Eylül’den en büyük beklentisi ne?

Çok büyük beklentilerin büyük hayal kırıklıkları getirebileceğini düşündüğüm için genellikle kendime hedefler belirlerim; yapabileceklerimin en iyisini yapmaya gayret eder, gerisini bırakırım. Hayal ettiğim şeylere bir adım daha yaklaşabilecek cesareti ve özveriyi göstermek; bunu yaparken de her şeyin bundan ibaret olmadığını bilme sakinliğiyle, hayatı ertelemeden yaşamak… Anın kıymetini bilen, kendine sadık kalan ve iç sesini kısmadan ilerleyen biri olmak isterim.

Röportaj EYLÜL SOLAKOĞLU

  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Haber Caddesi

Haber Caddesi

Mail: [email protected]
Tüm yazıları

Yorum Yazın

SANAYİDE KURUMSAL DÖNÜŞÜM HAMLESİ
SANAYİDE KURUMSAL DÖNÜŞÜM HAMLESİ
SEVCAN ALTINTAŞ’TAN SEVGİLİLER GÜNÜ’NDE CESUR ÇIKIŞ
SEVCAN ALTINTAŞ’TAN SEVGİLİLER GÜNÜ’NDE CESUR ÇIKIŞ
KIBRIS’TA MÜZİK DOLU GECE
KIBRIS’TA MÜZİK DOLU GECE
PSİKOLOJİ VE SANATI BULUŞTURAN UZMAN İSİM
PSİKOLOJİ VE SANATI BULUŞTURAN UZMAN İSİM
AŞKA DAİR TANIMIM DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİYOR
AŞKA DAİR TANIMIM DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİYOR
GETİP’TE YENİ DÖNEM SEVİM AYDIN BAŞKANLIĞINDA BAŞLADI
GETİP’TE YENİ DÖNEM SEVİM AYDIN BAŞKANLIĞINDA BAŞLADI
KADINA NEFES ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
KADINA NEFES ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
KKTC TURİZM VE BAŞARI ÖDÜLLERİ DAĞITILDI
KKTC TURİZM VE BAŞARI ÖDÜLLERİ DAĞITILDI
BOŞANINCA ZİNCİRLERİMDEN DE BOŞALDIM
BOŞANINCA ZİNCİRLERİMDEN DE BOŞALDIM
NOSTALJİ ADAM YİNE MEST EDECEK
NOSTALJİ ADAM YİNE MEST EDECEK
ŞAHİN İNAN TÜRKÜLERLE KALPLERE DOKUNDU
ŞAHİN İNAN TÜRKÜLERLE KALPLERE DOKUNDU
SENA ŞAHİN’DEN YENİ TEKLİ
SENA ŞAHİN’DEN YENİ TEKLİ
DAĞLARDIR DAĞLAR
DAĞLARDIR DAĞLAR
BİR SEVDİĞİM VAR
BİR SEVDİĞİM VAR
ZÜMRA’DAN ETNİK VE CESUR BİR ÇIKIŞ
ZÜMRA’DAN ETNİK VE CESUR BİR ÇIKIŞ
DİVA’DAN GİRNE ÇIKARMASI
DİVA’DAN GİRNE ÇIKARMASI
ELİF AYSEL NAZİM’DEN SAHNEDE BÜYÜLEYEN PERFORMANS
ELİF AYSEL NAZİM’DEN SAHNEDE BÜYÜLEYEN PERFORMANS
SILA’DAN YENİ ŞARKI
SILA’DAN YENİ ŞARKI
MAHMUT GÖRGEN’DEN SÜRPRİZ PROJELER
MAHMUT GÖRGEN’DEN SÜRPRİZ PROJELER
TÜRKİYE’NİN KURUMSAL İLİŞKİLER LİDERİ OLARAK ATANDI
TÜRKİYE’NİN KURUMSAL İLİŞKİLER LİDERİ OLARAK ATANDI

Başka haber bulunmuyor!

Bizi Takip Edin
Facebook
Twitter
Instagram
Youtube
Ankete Katılın
Sitemizi nasıl buldunuz?
Anketi OylaOyları Göster
RÖPORTAJ

HALK MÜZİĞİ DNA'MIZDIR

İNSAN EN ÇOK ÖĞRETİRKEN ÖĞRENİR

ZORLUKLARA RAĞMEN GERİ ADIM ATMADIM

GLOBAL BİR MARKANIN YÜZÜ OLACAK

Haber Caddesi
KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle