GERÇEK DEVRİM KALPTE BAŞLAR
RÖPORTAJMEDYA dünyasının ve edebiyatın güçlü kalemlerini okurlarla buluşturan HaberCaddesi.com’un ilgiyle takip edilen “Mikrofon Senin” köşesi, bu hafta yazar, araştırmacı gazeteci ve anne Işılay Kızılgöz’ü ağırladı. Köşe yazarı ve yayıncı Mehmet Ali Babar’ın sorularını yanıtlayan Kızılgöz, yazarlık serüvenini, eserlerinin ortaya çıkış hikâyelerini, gazetecilik anlayışını, anneliği ve hayata dair düşüncelerini samimi ifadelerle anlattı. İlk kitabı Yaşamak İçin Sebeplerim Var ile okuyucularıyla buluşan, ardından Kalbimdeki Aşkın Devrimi adlı eseriyle edebiyat yolculuğunu sürdüren Kızılgöz, yazmayı yalnızca duygularını ifade etmenin bir yolu olarak görmüyor. Onun için kalem; insanı anlamanın, vicdanın sesini duyurmanın ve başkalarının hayatına dokunmanın da bir aracı. Kızılgöz, ‘Yazmak benim için dünyadan kaçmak değil, hayatın tam ortasında durup ona gözlerinin içine bakabilmektir’ sözleriyle yaşamla ve insanla kurduğu bağı özetliyor. ‘Sessizliğin içinde kaybolmak yerine kalemimle konuşmayı seçtim’
YAZI YOLCULUĞUNUZUN İLK ADIMLARI NASIL ATILDI? ÇOCUKLUĞUNUZDA YA DA GENÇLİĞİNİZDE KALEME SARILMANIZI TETİKLEYEN EN GÜÇLÜ DUYGU NEYDİ?
Yazmak benim için yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değil, içimde biriktirdiğim duygulara ses vermekti. Hayatın içinde insanı düşündüren, yaralayan, sevindiren ve bazen de sessizliğe mahkûm eden pek çok şey var. Ben o sessizliğin içinde kaybolmak yerine kalemimle konuşmayı seçtim. İnsanları gözlemlemeyi, onların hikâyelerini dinlemeyi ve yaşadıklarının ardındaki duyguları anlamayı hep önemsedim. Çünkü biliyorum ki herkesin dışarıdan görünmeyen bir hikayesi var. Kimi gülümserken acısını saklıyor, kimi güçlü görünürken içinde büyük mücadeleler veriyor. İlk kitabım Yaşamak İçin Sebeplerim Var ile bu duyguları okuyucularımla buluşturdum. Benim için yazarlık, zamanla kendimi ifade etmenin ötesine geçti. İnsanların yüreğine dokunmak, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek ve bazen bir cümleyle bile olsa yeniden ayağa kalkmalarına vesile olmak istedim. Bugün geriye baktığımda kalemimin en büyük gücünün samimiyet olduğuna inanıyorum. Çünkü ben yazarken yalnızca kelimelerimi değil, insanı anlama çabamı da kâğıda döküyorum.
YAZARLIK, İNSANIN KENDİ VİCDANINA VEREBİLDİĞİ BİR HESAPTIR
YAZMAK SİZİN İÇİN DÜNYADAN BİR KAÇIŞ MI, YOKSA HAYATLA HESAPLAŞMA VE KENDİNİZİ EN SAF HÂLİYLE İFADE ETME BİÇİMİ Mİ?
Yazmak benim için dünyadan kaçmak değil, hayatın tam ortasında durup ona gözlerinin içine bakabilmektir. Bazen insanın anlatamadıkları, söylediklerinden çok daha fazladır. İçinde biriktirdiği kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, sevinçler ve umutlar vardır. Her duyguyu herkesle paylaşamazsınız. İşte kalem, tam da o noktada insanın en samimi yol arkadaşı olur. Ben yazarken hayatla hesaplaşıyorum, insanı sorguluyorum, adaleti düşünüyorum, sevgiyi anlamaya çalışıyorum. Ancak bunu yalnızca kendi hayatım üzerinden yapmıyorum. Çevremde gördüğüm haksızlıklar, insanların yaşadığı mücadeleler ve toplumda karşılaştığımız gerçekler de yazdıklarımın bir parçası oluyor. Benim için kalem, gerektiğinde bir vicdanın sesi, gerektiğinde bir yüreğin itirafıdır. İnsan kendine karşı dürüst olabildiğinde gerçek anlamda yazmaya başlar. Ben de kalemimin karşısına geçtiğimde kendimden kaçmamayı, hissettiklerimi olduğu gibi ifade etmeyi tercih ediyorum. Çünkü benim için yazarlık, güzel cümleler kurmaktan çok daha fazlası. Yazarlık, insanın kendi vicdanına verebildiği bir hesaptır.
HER İNSANIN HİKAYESİ KENDİNE ÖZGÜDÜR
GENİŞ KİTLELER TARAFINDAN TANINMANIZI SAĞLAYAN YAŞAMAK İÇİN SEBEPLERİM VAR KİTABINIZIN DOĞUŞ HİKÂYESİNİ DİNLEYEBİLİR MİYİZ? BU ESER RUHUNUZUN HANGİ DERİNLİKLERİNDEN SÜZÜLÜP GELDİ?
Yaşamak İçin Sebeplerim Var, benim için yalnızca bir kitap değil, okuyucuyla kurduğum duygusal bağın ilk büyük adımıdır. Bu eserde aşkı, ihaneti, sevgiyi, nefreti, intikamı, karşılıksız duyguları ve hayatın insana yaşattığı çeşitli sınavları ele aldım. Çünkü hayatın içinde birbirine benzeyen duygular yaşasak da her insanın hikâyesi kendine özgüdür. Kitabımın temelinde insanın yaşadıkları karşısında verdiği mücadele var. Bazen sevdiğimiz insanlar bizi yaralayabilir, bazen hayallerimiz yıkılabilir, bazen de kendimizi hiç beklemediğimiz bir hayatın içinde bulabiliriz. Ancak bütün bunların arasında insanın tutunabileceği bir şey mutlaka vardır. Yaşamak için bir sebep. Ben bu kitabı yazarken okuyucunun yalnızca bir hikâye okumasını değil, kendi hayatından bir parça bulmasını istedim. Belki bir karakterde kendisini görecek, belki geçmişinde bıraktığı bir duyguyu hatırlayacak, belki de uzun zamandır içinde taşıdığı bir acıyla yüzleşecekti. İnsan bazen her şeyini kaybettiğini düşündüğü bir anda bile yeniden başlamak için bir neden bulabilir. Eserimin 27 Kasım 2023 tarihinde okullarla buluşma sürecine de taşınması benim için kıymetliydi. Bir kitabın okuyucusuna ulaşması kadar insanlara düşünme ve hissetme alanı açabilmesi de önemli. Yaşamak İçin Sebeplerim Var, bana göre hayatın bütün zorluklarına rağmen umudun varlığını hatırlatan bir eser. Çünkü insanın hikâyesi yalnızca yaşadığı acılardan ibaret değildir. Asıl mesele, o acılardan sonra nasıl ayağa kalktığıdır.
SEVGİ, ZOR ZAMANLARDA GÖSTERİLEN DURUŞTUR
ESERLERİNİZDE AŞK, İHANET, KAYIP VE KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞUŞ GİBİ GÜÇLÜ TEMALARI İŞLİYORSUNUZ. KARAKTERLERİNİZE HAYAT VERİRKEN KENDİ YAŞAMINIZDAN VEYA TECRÜBELERİNİZDEN NE KADAR YARARLANIYORSUNUZ?
Bir yazarın hayatı, insanları gözlemleme biçimi ve yaşadığı tecrübeler elbette kalemini etkiler. Ben de insan ilişkilerini, sevgiyi, hayal kırıklıklarını ve hayata tutunma mücadelesini ele alırken insanın ruh dünyasını anlamaya çalışıyorum. Ancak her yazdığım hikayeyi doğrudan kendi hayatımın bir anlatısı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bazen bir insanın anlattığı olay, bazen gözlemlediğim bir davranış, bazen de toplumda karşılaştığım bir gerçek, zihnimde yeni bir hikâyenin kapısını aralayabilir. Benim için önemli olan, karakterlerimin gerçek duygular taşımasıdır. Okuyucu bir karakterin sevincine ortak olabilmeli, acısını anlayabilmeli ve verdiği kararları sorgulayabilmelidir. Aşkı yazarken yalnızca güzel sözleri düşünmüyorum. Aşkın sorumluluğunu, sadakati, güveni ve emeği de düşünüyorum. Çünkü bana göre sevgi, yalnızca söylenen bir söz değildir. Sevgi; zor zamanlarda gösterilen duruş, verilen emek ve insanın karşısındakine hissettirdiği güvendir. İhaneti yazarken insanın neden kırıldığını, kayıpları anlatırken bir boşluğun nasıl hissedildiğini, yeniden doğuşu anlatırken insanın kendinde nasıl bir güç bulabildiğini anlamaya çalışıyorum. Belki de karakterlerime kattığım en önemli şey, insanı yargılamadan anlamaya çalışma çabamdır. Çünkü herkesin bir hikâyesi var. Önemli olan, o hikâyenin ardındaki insanı görebilmektir.
GERÇEK DEVRİM, İNSANIN KALBİNDE BAŞLAYIP DAVRANIŞLARINA YANSIYAN DEĞİŞİMDİR
DİĞER ÖNEMLİ ESERİNİZ KALBİMDEKİ AŞKIN DEVRİMİ OKUYUCUYA NE SÖYLEMEK İSTİYOR? BU KİTAPTA OKUYUCUYU BEKLEYEN EN BÜYÜK İÇSEL KEŞİF NEDİR?
Kalbimdeki Aşkın Devrimi, 24 Nisan 2026'da okuyucularımla buluştu. Bu kitabın benim için ayrı bir anlamı var. Çünkü burada aşkı yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olarak değil, insanın kendi içinde yaşadığı değişimin bir parçası olarak da ele alıyorum. Kitabımın kapağında yer alan ‘Her şiir bir devrim, her kelime bir haykırış’ sözü, eserin ruhunu anlatan önemli bir ifade. Bazen insanın kalbinde bir şeyler değişir. Bir duyguyu yeniden tanımlar, geçmişine başka gözlerle bakar ve kendisiyle yüzleşir. İşte ben bu değişimi bir devrim olarak görüyorum. Çünkü insanın kendi iç dünyasında gerçekleştirdiği dönüşüm, hayatının geri kalanını da etkileyebilir. Bu eserde okuyucunun yalnızca aşkı hissetmesini değil, aşkın kendisine neler öğrettiğini de düşünmesini istiyorum. Sevmenin ne demek olduğunu, bir duygunun insanı nasıl değiştirdiğini ve insanın bütün kırgınlıklarına rağmen kalbini nasıl koruyabildiğini sorgulamasını önemsiyorum. Benim için aşk, insanın kendini kaybetmesi değil, sevdiği insanla birlikte kendini daha iyi tanıyabilmesidir. Bir başkasını severken kendi değerini unutmamak, sevgiyi fedakârlıkla karıştırmamak ve insanın kendi kalbine de sahip çıkabilmesi çok önemli. Kitabımın gelirini SMA hastası çocuklara destek amacıyla değerlendirme düşüncesi de bu eserin benim için taşıdığı anlamı güçlendiriyor. Çünkü sevginin yalnızca kelimelerde kalmasını istemiyorum. Mümkün olduğunda bir iyiliğe, bir umuda ve bir çocuğun hayatına dokunmasını da istiyorum. Benim gözümde gerçek devrim, insanın kalbinde başlayıp davranışlarına yansıyan değişimdir. Eğer bir okuyucum bu kitabı bitirdiğinde kendisine, sevgisine ve hayata dair yeni bir şey keşfederse kalemimin amacına ulaştığını hissederim.
GAZETECİLİKLE EDEBİYATIN ORTAK NOKTASI İNSANI ANLAMAKTIR
HEM KÖŞE YAZARLIĞI VE ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK YAPIYOR HEM DE ROMANLAR KALEME ALIYORSUNUZ. GAZETECİLİĞİN GERÇEĞİ ARAYAN KESKİN GÖZÜ İLE EDEBİYATIN HAYAL GÜCÜ DOLU DÜNYASI BİRBİRİNİ NASIL BESLİYOR?
Gazetecilikle edebiyat, benim dünyamda birbirinden ayrı görünse de aynı temel noktada buluşuyor: İnsanı anlamak ve gerçeğin peşinden gitmek. Araştırmacı gazetecilik, olaylara yalnızca görünen tarafından bakmamayı gerektirir. Sorular sormak, bilgileri araştırmak, farklı bakış açılarını değerlendirmek ve elde edilen bilgileri doğrulamaya çalışmak gerekir. Gazetecilikte sorumluluğun çok önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü yazdığınız bir haber, bir insanın hayatına, toplumun düşüncesine ve kamuoyunun oluşmasına etki edebilir. Edebiyat ise insanın iç dünyasına daha yakından bakma imkânı sunuyor. Bazen bir haberle bir olayın toplumsal boyutunu ortaya koyarsınız, bazen de bir roman ya da şiirle o olayın insanda bıraktığı duygusal izi anlatırsınız. Kızılgöz Haber'in kurucusu ve imtiyaz sahibi olarak yayıncılığın sorumluluğunu da önemsiyorum. Benim için gazetecilik yalnızca gündemi takip etmek değil; gerektiğinde soru sormak, kamu yararını gözetmek ve insanların sesini duyurabilmek anlamına geliyor. Elbette gazetecilikte gerçeklerle edebiyattaki kurmaca arasındaki ayrımı korumak gerekir. Bir haberin doğrulanmış bilgilere dayanması, edebî bir eserin ise hayal gücünden beslenebilmesi bu iki alanın farklı sorumlulukları olduğunu gösteriyor. Fakat ikisini birbirine bağlayan ortak bir vicdan var: İnsana karşı sorumluluk. Ben kalemimi kullanırken adaletin, hakkaniyetin ve insan onurunun önemini unutmamaya çalışıyorum. Haksızlığa uğrayan insanların sesinin duyulmasını, emeğin değer görmesini ve toplumda göz ardı edilen meselelerin konuşulmasını önemsiyorum. Çünkü bana göre kalemin gücü, yalnızca yazılanların okunmasında değil, insanları düşünmeye ve sorgulamaya yöneltebilmesindedir.
GÜÇLÜ OLMAK, YORULDUĞUNDA YENİDEN DEVAM EDEBİLMEKTİR
HAYATIN KOŞTURMACASI, İŞ HAYATI, YAZARLIK VE ANNE OLMAK... TÜM BU YOĞUN ROLLERİ DENGELEMEK VE HER KOŞULDA ÜRETKEN KALABİLMEK İÇİN RUHSAL OLARAK NEREDEN GÜÇ ALIYORSUNUZ?
Hayatın içinde aynı anda pek çok sorumluluk taşıyorum. İş hayatı, gazetecilik, yazarlık ve annelik... Her biri kendi içinde emek, zaman ve sabır istiyor. Bazen yoruluyorum, bazen kendime ayırmam gereken zamanı ertelemek zorunda kalıyorum. Ancak hayat bana şunu öğretti: Güçlü olmak, hiç yorulmamak ya da hiç kırılmamak değildir. Güçlü olmak, yorulduğunda dinlenmeyi, kırıldığında kendini toparlamayı ve yeniden devam edebilmeyi öğrenmektir. Bir anne olarak çocuklarımın mutluluğu ve geleceği benim için çok kıymetli. Özellikle oğlumun yüzündeki mutluluk, bana hayatta pek çok şeyin karşılığını anlatıyor. Bir çocuğun güvenle büyümesi, umutla geleceğe bakması ve sevildiğini bilerek yetişmesi çok önemli. Ben aynı zamanda hayalleri olan, üreten ve kendisini geliştirmeye çalışan bir kadınım. Kadınların yalnızca sorumluluklarını yerine getiren insanlar olarak görülmesini istemiyorum. Onların da hayalleri, hedefleri, yetenekleri ve gerçekleştirmek istedikleri şeyler var. Beni ayakta tutan şeylerden biri, yaptığım işin bir anlam taşıdığına inanmak. Bir yazının bir insana iyi gelmesi, bir haberin bir sorunun görünür olmasına katkıda bulunması veya bir kitabın okuyucunun kalbine dokunması bana güç veriyor. Elbette inancım, sevdiklerim ve hayata dair umutlarım da benim için önemli bir dayanak. Bir de içimdeki küçük Işılay var. Hayal kurmaktan vazgeçmeyen, dünyayı merak eden, bir şeyler üretmek ve kendini ifade etmek isteyen o küçük kız... Büyürken yaşadıklarımız bazen içimizdeki çocuğu susturabiliyor. Ben ise onun sesini kaybetmemeye çalışıyorum. Çünkü inanıyorum ki insan, kaç yaşına gelirse gelsin hayal kurabildiği ve kendisine yeni yollar açabildiği sürece yaşamla bağını korur.
HAYATINIZDA NE YAŞAMIŞ OLURSANIZ OLUN, KENDİNİZDEN VAZGEÇMEYİN
SİZİ OKUYAN, KİTAPLARINIZDA KENDİ HAYATINDAN VE ACILARINDAN İZLER BULAN OKURLARINIZA BURADAN İLETMEK İSTEDİĞİNİZ ÖZEL BİR MESAJ VAR MI?
Öncelikle kitaplarımı eline alan, yazılarımı okuyan, duygularımı paylaşan ve bana kalbiyle eşlik eden bütün okuyucularıma gönülden teşekkür ediyorum. Bir yazar için en kıymetli şeylerden biri, yazdığı satırlarda bir başkasının kendisini bulabilmesidir. Çünkü bazen insanın yaşadığı acıyı anlatacak kelimeleri olmaz. Bazen çevresindeki hiç kimsenin onu anlamadığını düşünür. Sonra bir kitapta kendi duygularına benzeyen bir cümleyle karşılaşır ve kendisini yalnız hissetmemeye başlar. İşte ben, kalemimin böyle bir bağ kurabilmesini çok önemsiyorum. Okuyucularıma şunu söylemek istiyorum: Hayatınızda ne yaşamış olursanız olun, kendinizden vazgeçmeyin. Bir ilişkinin bitmesi, bir hayalin yıkılması, bir insanın sizi yarı yolda bırakması ya da hayatın karşınıza çıkardığı zorluklar sizin değerinizi belirlemez. Sevin ama kendinizi unutmayın. Emek verin ama emeğinizin değersizleştirilmesine alışmayın. İnsanlara merhamet gösterin ama kendi kalbinize de merhamet etmeyi öğrenin. Adaletin, sevginin ve insanlığın değerini kaybetmeyin. Çünkü dünya, birbirinin acısını anlayabilen ve başkasının hayatına iyilikle dokunabilen insanlara ihtiyaç duyuyor. Ben iki kitap yazdım ve üçüncü kitabım üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Her eserimde kendimi biraz daha geliştirirken okuyucularımla kurduğum bağı da büyütmek istiyorum. İkinci kitabımın ardından 2026 Yılın Başarılı Kitap Yazarı Ödülü'ne layık görülmek benim için mutluluk verici bir gurur oldu. Ancak benim için asıl başarı, bir insanın hayatına dokunabilmek ve geride anlamlı bir iz bırakabilmek.
HER KALBİN YAŞAMAK İÇİN BİR SEBEBİ VARDIR
SON OLARAK OKUYUCULARIMIZA VE SİZİ TAKİP EDENLERE NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Ben Işılay Kızılgöz. Bir anne, bir yazar, bir araştırmacı gazeteci ve hayallerinden vazgeçmemeye çalışan bir kadınım. Kalemimle bazen bir aşkı, bazen bir acıyı, bazen de toplumun duyulmayı bekleyen sesini anlatıyorum. Yazdıklarımın insanlara ulaşmasını, onların hayatında bir düşünceye, bir duyguya ya da yeni bir başlangıca vesile olmasını istiyorum. Benim için yaşamak, yalnızca nefes almak değil; bir anlam üretmek, bir insana umut olmak ve ardımızda güzel bir iz bırakmaktır. Çünkü inanıyorum ki her insanın anlatılmaya değer bir hikayesi, her kalbin yaşamak için bir sebebi vardır. Ve ben, yazmaya devam ettiğim sürece o hikâyelerin sesini duyurmaya çalışacağım.
HaberCaddesi.com – Mikrofon Senin… Mehmet Ali Babar’ın hazırlayıp sunduğu ‘Mikrofon Senin’ köşesinde bu hafta, kalemini insanın duygularına, toplumsal meselelere ve umuda adayan Işılay Kızılgöz’ün hikâyesine konuk olduk. Kızılgöz’ün de ifade ettiği gibi, bazen bir kelime bir kalbe dokunur, bazen bir kitap insana yeniden başlamak için güç verir. Çünkü gerçek devrim, belki de önce insanın kendi kalbinde başlar.
Röportaj: Mehmet Ali BABAR
İlginizi Çekebilir