Eskiden bayramların bir başka güzelliği vardı… Sanki bayram gelmeden günler önce evlerin içine bir sevinç, sokakların içine ayrı bir neşe dolardı. Bayram yalnızca takvimde yazan bir gün değildi, bir hazırlıktı, bir heyecandı, bir bekleyişti. O bekleyişin içinde çocukluk vardı, aile vardı, paylaşmak vardı.
Bayram arifesinde alınan kıyafetlerin ayrı bir değeri olurdu. Günler öncesinden alınır, ama hemen giyilmezdi. O kıyafetler itinayla katlanır, başucumuza bırakılırdı. Gece uyurken bile gözümüz o kıyafetlerde olurdu. Sabah olduğunda, bayramın ilk ışıklarıyla birlikte uyanır, büyük bir heyecanla onları giyerdik. Yeni ayakkabılar, tertemiz gömlekler, elbiseler… O an insan kendini dünyanın en mutlu çocuğu gibi hissederdi. Çünkü o kıyafet sadece bir elbise değildi; bayramın kendisiydi.
Bayram sabahlarının da ayrı bir kokusu vardı. Evde erkenden kalkılır, mutfaktan gelen yemek kokuları tüm eve yayılırdı. Anneler günler öncesinden hazırlık yapar, sofralar özenle kurulurdu. O sofralar sadece yemek yemek için değildi, bir araya gelmenin, birlik olmanın simgesiydi. Kalabalık aile sofraları, kahkahalar, büyüklerin anlattığı hatıralar… Herkes aynı masada, aynı sevinci paylaşırdı. Şimdi dönüp baktığımızda o sofraların kıymeti çok daha iyi anlaşılıyor.
Bir de bayram kartpostalları vardı… Bugünün insanına belki çok basit gelir ama o zamanlar bayramın en güzel geleneklerinden biriydi. Sevdiğimiz sanatçıların, film artistlerinin kartpostallarını alırdık. Arkasına özenle bayram mesajlarımızı yazardık. Bazen birkaç cümle, bazen uzun uzun dilekler… Sonra o kartpostallar zarfa konur, postaya verilirdi. Günler sonra sevdiğimiz birinden gelen bir kartpostal kapıya ulaştığında yaşanan mutluluğu anlatmak kolay değil. O kartpostal sadece bir mesaj değil, bir hatırlanma duygusuydu.
Bayramlar aynı zamanda kapı kapı dolaşılan günlerdi. Büyüklerin elleri öpülür, harçlıklar alınır, komşular ziyaret edilirdi. Sokaklar çocuk sesleriyle dolardı. Şeker toplayan çocuklar, kapılarda edilen sohbetler, bir tabak tatlıyla yapılan ziyaretler… İnsanlar birbirine daha yakındı, kalpler daha sıcaktı. Bugün ise zaman değişti. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı ama bazı duyguları da sessizce elimizden aldı. O uzun bayram kartpostallarının yerini kısa mesajlar aldı. Kapıya gelen postacıların yerini telefon ekranları doldurdu. Bir tuşa basarak gönderilen mesajlar var ama o mesajların içinde eskisi kadar emek, heyecan ve sıcaklık yok.
Belki de bayramlar değişmedi, biz değiştik. Zaman hızlandı, hayat telaşlandı, insanlar birbirine biraz daha uzaklaştı. Ama yine de içimizde bir yerde o eski bayramların hatırası yaşıyor. Başucunda bekleyen yeni kıyafetlerin heyecanı, aile sofralarının sıcaklığı, posta kutusuna bırakılan bir kartpostalın mutluluğu…
Belki o günleri geri getirmek mümkün değil. Ama o duyguları hatırlamak, yaşatmak ve gelecek nesillere anlatmak mümkün. Çünkü bayram dediğimiz şey aslında biraz da hatıralardan, biraz da kalpten geçer. Ve bazı bayramlar vardır ki, takvimden silinse bile insanın içinden asla silinmez.
Habib BABAR





















Yorum Yazın