Aklımda neler var bir bilseniz tabi ki bu üç kelime yaşanmışlıkların içinden çıkıyor, geriye dönüp yıllık ajandalarıma baktığımda bu üç kelimeyi de satırlarıma yazmış çizmişim.
Yıllık ajandalar dedim ya kaç yaşımda başladım yazmaya inanın unuttum o kadar çok defterim vardı ki bazılarının benim için önemli sayfalarını kendime sakladım , geriye kalanları da imha ettim. Ajandalarım çeşitli firmaların hediyesiydi bu nedenle de yıllar içerisinde farklı boyutlarda ve renklerde olduğu için gözlerim düzen ve renk uyumu arıyordu.
Çocukluğumda abimin ansiklopedilerinden birinde Hawaiili genç kızların boyunlarında rengarenk çiçeklerden oluşan kolyeleri, uzun siyah saçlarının omuzlarından aşağı dökülüşünü, minicik kıyafetleriyle dans ederken resimlerini gördüğümde bu adalara gidebilmeyi hayal etmiştim tek kurduğum hayal buydu. Hala gidemedim, beni cezbeden iri çiçekli kolyeleri , güneşin ışıklarını, beyaz renkli kumları ve denizin turkuaz rengini, gençliğe geçişte de bu hayalim devam etti, vazgeçmemek kusur muydu acaba ?
Evlenmek? Çok aman aman hayal ettiğim bir konu değildi babamın değil ama annemin bazı anlamsız baskılarından kaçıştı ama ya yağmurdan kaçarken doluya tutulsaydım?
Allahtan şansım yaver gitti, hani evlilik bir piyangodur deriz ya kimine en büyük ikramiye çıkar kimi orta karar idare eder kiminin amortisi bile sevindirir kimi de bir şey çıkmazsa boşluğa düşer, ben orta kararda kaldım yıllar çabucak geçti öyle böyle 1999 yılının Sonbaharındayız. Aynı yıl eşimle Uzakdoğu seyahatimizi planladık , benim kırık ayağım ameliyatla düzelmiş gibi olsa da hala bastonla yürüyordum.
Malev Havayolları’nın uçağıyla yolculuğumuza başladığımızda hosteslerin bebek gibi güzel pürüzsüz yüzlerine hayranlıkla bakakalmıştım, dünyanın her yerinde Allah tüm canlılara nasıl güzellikler dağıtmıştı.
Hiç bitmeyen ananas suyu ikramlarına, egzotik desenli kıyafetlerine, güler yüzlü hizmetlerine diyecek sözüm yoktu her şey dört dörtlüktü. Uçaktan inişimiz de bizleri karşılayan Tayland‘lı kızlar eşimle benim ve diğer bütün yolcuların boyunlarımıza o renkli orkidelerden kolyeler takmaz mı ? Çiçeklerle hayallerim gerçek olmuştu Hawaii’ye gitmiş kadar olmuştum, hayaller Hawaii, gerçekler Tayland…Ve oteldeki odamızın her köşesine orkideler serpilmişti, hayal sen nasıl da güzel bir duygusun.
İki hafta süren bu tatilin tadı hiç bitmedi, Tayland’dan Malezya’ya oradan da Singapur‘a orkidelerle yakın arkadaş olmuştuk, gelip boynumu süslüyorlardı, bense mutlu mesut bir haldeydim. Cennetten fışkıran ağaçlar gibiydi bu güzelim çiçekler ,her bir diğer ülkeye geçtiğimde aldığım orkideleri ayakkabı kutusunun içine doldurmuştum. O gün bugün kuru bir halde hala dururlar tabi ki vitrinimde ve porselen kutular içinde.
Gerçekler acıtmasın içimizi, hayatın sürprizleri geçiş törenine başladığında içimiz kıpır kıpırdır her olayın gerçeği farklıdır, yeter ki yalanlarla buluşmasın.
Eğer yalan adet haline gelmişse biraz kuşkulu , biraz korkulu yanaşırız o kişiye, hayatımda iki kişinin çokça söylediği yalanları yaşadım biri komşum diğeri arkadaşım sandığım kişiydi.
Komşumun zararı yoktu ama söylediği yalanları kendine zarar veriyordu, biz artık onu dinlemeyi bile istemiyorduk, yine ne yalanlar söyleyecek acaba diyerek kapılarımızı yüzüne kapatmasak da gelmesini de hiç istemiyorduk.
Arkadaşım sandığım kişi ise “İşlerimiz bozuldu evimize haciz geldi” diyerek evinin eşyalarını depoya kaldırıp başkalarından geçinmeye başlamıştı , ah ah kardeşimle ne kadar üzülmüştük. Kardeşim onların, tüm market alışverişini yapmıştı ben de yemekler yapıp götürmüştüm , bu arada bizi unuttu biriyle telefonda konuşurken Paris’ten ünlü bir markanın çantasını getirteceğini ağzından kaçırıverdi. Kardeşimden de çantanın doğru yazılımını istedi konuştuğu kişiye tek tek harfleri kodladı , o an kendimizi orada kandırılmış fazlalıklar olarak hissettik ve hemen kalktık, bir daha da görüşmek istemedik. Sonradan duyduk ki alacaklılarından eşyalarını ve başka şeyleri de kaçırmışlar , uzun bir aradan sonra her şey yerli yerine yerleşmiş , yani atı da almışlar deh deyip Üsküdar’ı geçmişler, yalan nasıl bir çukurdu? Çektikçe dibe alıyordu insanı .
Bu üçlünün en güzel kısmı hayal kurmak olsa gerek. Dünyayı barış içinde güllük gülistanlık tahayyül ederdim ülkeler birbiriyle iyi geçinse, kimse başkasının sınırlarına tecavüz etmese, insanlarda kaos olmasa, herkes hem kendi kapısının önünü hem de komşusunun kapısını süpürmeyi arzu etse sokaklar pırıl pırıl olurdu.
Ah çocuklar sizler mutlulukla balonlarınızı, uçurtmalarınızı uçurabilseniz , vadesi yeten ya da yetmeyen ölümler bile olmasa, cinayet denen kelime tamamen kaybolsa yalansız, dolansız bir dünyada güzel gerçekleri yaşayabilsek, şarkıdaki gibi sevgi gerçek, hayatsa herkese bayram olsa. Hayvanlar kendi alemlerinde yaşasa, kimse onlara kötülük yapmasa, ağaçları kesmeden bitkilere özgürlük versek.
Biraz fazla mı hayal kurdum?
İşte yine Pollyanna yönüm ortaya döküldü.
Sevgiler, saygılar hepinize ..
Başka bir yazımda yine buluşmak dileğiyle hoşçakalın
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın