İstanbul Boğazı, şiirlere, şarkılara ilham olmuş, muhteşem bir yer ve boğazın en görkemli yerinde harikulade görünümünde dünyada başkaca bir benzeri olmayan, eşsiz güzellikte bir saray vardır : “Dolmabahçe Sarayı”
Bu sarayın önemi büyüktür benim için, kırmızı çizgim olan Atatürk’ümün Cumhuriyet’in ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı Köşkü olarak kullandığı ve hayata gözlerini yumduğu yerdir… Dolmabahçe Sarayı’nı her yıl 10 Kasımda mutlaka ziyaret eder, Atamı saygı ile anarım… İşte bu halılarına basmaya kıyamadığımız tarih kokan ünlü sarayın tarihçesi olduğu kadar gizemleri de vardır…
Mesela, yıllar önce Süfera Salonu (Sefirler salonu) , Osmanlı döneminde yabancı elçilerin ve konukların kabul edildiği, padişaha hediyelerin sunulduğu protokol ve prestij salonudur. Cumhuriyet döneminde de önemli tarihi toplantılara ev sahipliği yapmıştır bu salonunun 30 numaralı odasında yapılan restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan Osmanlıca gazete parçalarının, Sultan V. Mehmed Reşad döneminde gerçekleştirilen onarım sırasında dolgu malzemesi olarak kullanıldığı tespit edildi.
Yine Süfera (Sefirler) Salonunda 32 numaralı odada ise tavan ve duvarda yapılan konservasyon ( özgün niteliklerini bozmadan) çalışmaları sırasında, duvardaki özgün olmayan boya katmanlarını kazıdıklarında altından zamanın kalemkarları duvarları resim paleti gibi kullandıkları için bu denemeler sırasında duvara bir erkek portresinin çizildiği tesbit edilmiştir. Yağlı boya ile çizildiği anlaşılan eskiz şeklindeki portrenin, Saray kalemkarlarının tarihe bıraktığı bir hatıra olabileceği tahmin edilmektedir.
Dolmabahçe Sarayının hikayesi de oldukça ilginçtir. Evliya Çelebi yazdığı Seyahatname’sinde bu alanda Yavuz Sultan Selim’in bir köşk inşa ettirdiğini yazmaktadır.
Aynı zamanda, tam 400 yıl önce Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu alan Osmanlı Kaptan-ı Deryası’nın donanma gemilerini barındırdığı bir koydu. Hatta Fatih Sultan Mehmet, gemilerini buradan karaya çıkartıp, tepeye Taksim-Elmadağ civarından aşağı indirip, Kasımpaşa-Sütlüce civarından Haliç’e indirmiştir. Burası o yıllarda bataklık halindeydi, XVII yüzyılda ise doldurulmaya başlandı. İşte Dolmabahçe adı da buradan gelmektedir. Doldurulan bu koy, bir süre sonra Hasbahçe adıyla anıldı, Padişahlar burayı dinlenmek ve eğlenmek için kullandılar. Bu süreç içerisinde bölgeye inşa edilen köşkler ve kasırlar ile “Beşiktaş Sahil Sarayı” olarak da anıldı.
Sultan Abdülmecid Beşiktaş Sahil Sarayı’nı yıktırılarak yerine 1843’de başlanıp 1856’da tamamlanacak şekilde Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmıştır. Yapım sürecini Ebniye-i Hümâyûn (Saltanat Binaları) kalfalarından Karabet Balyan, Ohannes Serveryan, Nikogos Balyan ve James William Smith yürütmüştür. Bina eminliğini 1843-1850 yılları arasında Hacı Said Ağa, 1850-1856 arasında ise Es-seyyid Ali Şahin Bey üstlenmiştir. İç süslemesi ise Paris opera binasının dekoratörü Ch. Séchan tarafından dekore edilmiş, Saray toplam beş milyon altına mal olmuştur.
Temellerinde kestane ağacı kütükleri kullanılan saray, müştemilatının neredeyse tamamı deniz doldurularak 35-40 cm. çapındaki meşe kazıklar 40-45 cm. aralıklarla çakılarak, yatay hatıllarla (Duvar içine yatay olarak yerleştirilen betonarme, çelik veya ahşap bağlama öğesidir) bütünleştirilmiş 100-120 cm kalınlığında gayet sağlam horasan harçlı döşek üzerine kâgir olarak bina edilmiştir. Yıktırılan eski sarayların temel döşekleri gayet sağlam olduklarından, hiçbirinde çatlama ve yarılma olmamıştır.
Dolmabahçe Sarayı, Abdülmecit tarafından hem yaşamak için hem de resmi işler için kullanıldı. Abdülmecit’in kardeşi olan Abdülaziz de burada yaşadı. Fakat her ikisi de burada uzun süreli olarak oturamadı Cumhuriyet’in ilanı ile Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Konutu oldu.
Sarayın yapısını inceleyecek olursak, Ermeni mimarlar Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigogos Balyan tarafından inşa edilen sarayda, Avrupa mimari üslupların karışımları görülmektedir. Simetrik bir plana sahip olan sarayda 285 oda ve 43 salon vardır ve olağanüstü iki adet kapısı bulunmaktadır. Sahil sarayının tam ortasında ise balo ve tören salonu yer almakta Sarayda yer alan Camlı Köşk Padişah'ın halk yaşamını izlediği ve orduyu gözetlediği tek yerdir. Saray içerisinde Uzak Doğu, Avrupa ve Türk eserlerini görmek mümkündür. Sarayın dört bir yanında şömine, şamdan ve avizeler yer almaktadır. Balo salonunda 36 metre yüksekliğinde ve 4,5 ton ağırlığında, ihtişamlı bir kristal avize bulunur.
Atatürk Cumhuriyet Dönemi’nde, İstanbul ziyaretlerinde burada kalmıştır. 71 numaralı odada, 10 Kasım 1938’de vefat etmiştir. Muayede Salonu’nda (Bayramlaşmak için kullanılan salon) kurulan katafalka konan Atatürk’, Türk halkına vedasını bu odada gerçekleştirmiş, yüz binlerce kişi Atatürk için saygı geçişinde bulunmuştur. Saray İsmet İnönü zamanında da İstanbul ziyaretlerinde ve yabancı misafirlerin ağırlanmasında kullanılmıştır.
Günümüzde müze olarak kullanılan Dolmabahçe Sarayı’ının her odası bir anı yaşamaktadır, İstanbul’daki dostların illaki ziyaret etmelerini tavsiye edebilirim.
Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ






















Yorum Yazın