MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

RADYUM KIZLARI

Ana SayfaYazarlarESRA SONGÜLER
18 Nisan, 2026, Cumartesi 19:01
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
RADYUM KIZLARI

 

Konfüçyüs der ki:

“Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkutucu olamaz”

Bu yazım da sizlere anlatmak istediğim şey, eyleme geçen bir cahilliğin, insanlığın başına neler açtığıdır. Cahilliği okuyarak yenmemiz lazım, Kuran’ın ilk inen ayeti “Alak” suresinin ilk emri “İkra” yani “Oku” diye başlar, okumak, öğrenmek ve ilim kavramlarını temsil eder. 

Öğrenilen bilgiler yerinde kullanılırsa hayat kurtarır, kullanılmazsa hayat alır, işte Radyum da bunlardan biriydi.

1800'lü yılların sonları, bilimsel araştırmaların sonuçlarının hızla meydana çıkmaya başladığı ve bir araştırmanın diğerine zemin hazırladığı çok verimli yıllardı. Özellikle radyoaktif maddelerin ve ışınların keşifleri konusunda çok sayıda bilim insanı çalışma yapıyor ve çalışmalar dünyanın dört bir tarafında merakla takip ediliyordu.

Bugün Tıp alanında bir çığır açan Röntgen cihazlarının olmazsa olmazlarından X-ray ışınları 1895 yılında Almanya’da keşfedildiğinde, bilim dünyasında büyük yankı oluşturan bir etki yarattı. Doktorlardan mucitlere, yatırımcılardan bilim insanlarına kadar herkes bu buluşun yapabileceklerini tartışır haldeydi. X-ray ışınlarının keşfinin üzerinden çok geçmemişti ki, kazayla da olsa radyoaktif ışınlar yayan farklı bir element daha keşfedildi.

Almanya’dan kilometrelerce uzakta Paris Üniversitesi'nde doktorasını yapan Marie Curie ise yeni bilimsel gelişmeler ışığında, radyoaktif maddelerle ilgili bazı araştırmalar yapmaya başladı. Curie, bu maddelerden daha yoğun radyoaktiviteye sahip maddeler olabileceğine inanıyordu. Bu nedenle çeşitli kayalar ve mineralleri kullanıp sayısız gözlem yaparak tezini doğrulamak istedi çalışmalarında birkaç yıl içerisinde, önceki keşiflere benzer şekilde radyoaktivite içeren yeni bir element keşfetti. Marie Curie, bu keşifi yaparken, o zamana kadar bulunmuş en yüksek radyoaktif değerlere sahip bir yapıyla karşılaştı. Polonyalı bilim insanı Marie Curie bu elemente kendi ülkesinin isminden esinlenerek “Polonium" ismini verdi. 

Gelelim Radyum’a ; Radyum 1898 yılında Marie Curie ve eşi Pierre Curie tarafından bulunmuştu. O dönemde, çeşitli radyoaktif maddeler üzerinde deneme yapan Curieler, bir Uranyum tuzu olan Uraninit örneği üzerince çalışıyorlardı. Tuzdan uranyumu izole etmelerine rağmen kalan maddenin hala radyoaktif özellikler gösterdiğini fark ettiler, detaylı incelemeler sonunda bunun yeni bir radyoaktif element olduğunu keşfettiler. 

26 Aralık 1898’da Fransa Bilim Akademisi’ne bu yeni elementi sundular. Bu yeni elementin ismi Latincede “Işın” anlamına gelen “Radius” kelimesinden ilham alarak “Radyum” olarak belirlendi.

Gecenin karanlığında soluk yeşil ışıldayan bu yeni element Curieleri büyülemişti.  İçinde Radyum bulunan cam kavanozları yatak başında gece lambası olarak kullanıyorlar, Radyum dolu tüpleri çekmecelerinde tutuyor, ceplerinde taşıyorlardı. Marie Curie, otobiyografisinde laboratuvarındaki yeşil ışıltılardan bahsediyor:

“En sevdiğimiz şeylerden biri gece çalışma odamıza girmekti, duvar dibindeki masanın üzerinde duran şişelerden yayılan soluk yeşil parıltıyı görmeye bayılıyorduk. Bu, bizim için yepyeni ve müthiş bir şeydi… Sanki karanlıktaki periler gibiydiler.”

Hatta Pierre Curie, koluna 10 saat boyunca bir parça Radyum bağladıktan sonra kolunda yanık olduğunu fark edince bu maddenin mutlaka kansere iyi geleceğine kanaat getirmişti. Tüm Avrupa ve ardından Amerika’yı bir Radyum çılgınlığı sardı.  Pek çok firma, el birliği ile güzellik kremlerinden diş macunlarına, çikolatadan boğaz pastillerine kadar Radyum içeren ürünler satmaya başladı. Bu firmaların iddiasına göre Radyum Siyatiğe, Lumbagoya, Gut hastalığına, Romatizmaya, Hipertansiyona, Kansere, Körlüğe ve kısaca aklınıza ne gelirse, tüm hastalıklara iyi geliyordu. Radyum içeren su damacanaları şifa niyetine evlere girdi, kaplıcalarda radyum tuzu kullanılmaya başladı.   

Çıplak tenle temasını bırakın yaklaşılması halinde bile vücutta tahribatlar açacağına, ölüme kadar götürebileceği bilinen bir elementti.

Radyum boyama fabrikasında kol saatlerinin kadranlarını boyayan ve hepsi ölüme sürüklenen “Radyum Kızları”adı ile anılan işçi kızlar vardı. 

Onsekiz yaşında bir genç olan Mae Kaene, 1924 yılında pek çok yaşıtı arkadaşının çalıştığı Waterbury Saat Fabrikası’nda işe girmişti. İş oldukça kolay görünüyordu: Kol saati kadranını bir fırça ile karanlıkta parlayan boya ile boyamak. Ücreti de fena sayılmazdı, 40 saatlik haftalık çalışma karşılığı 18 dolar alacak, üstelik de her bir boyadığı saat kadranı başına da ilaveten 8 sent kazanacaktı. O zamana kadar bu ücret çok iyi bir ücretti, savaş yeni bitmiş, askerlerin cephede, siperlerinde iken taktığı son teknoloji ürünü karanlıkta parlayan saatler moda olmuş, herkes bir Waterbury Saati ister olmuştu. 

Artan talebi karşılamak için Waterbury Saat Fabrikası üretim tesislerini genişletmiş ve el oyalayıcı bu işi üstlenecek çok sayıda yirmili yaştaki genç kızı işe almıştı.

Karanlıkta parıldayan bu mucizevi boya, çinko bir bileşim karıştırılmış Radyoaktif Radyum tuzlarından ibaretti. Bu karışımda, Radyum atomlarından salınan parçacıklar, Çinko atomlarının enerji seviyesini artırarak titreşmelerini bu da ortama yeşilimsi bir ışık yayılmasını sağlıyordu, yayılan ışık, çok kuvvetli olmadığından gündüzleri görünmüyor, ancak geceleri parıldayarak saat kadranının görülebilir hale gelmesini sağlıyordu, düşman tarafından fark edilmeden askerlerin günün hangi saatte olduklarını anlamaya yarayan bu kimyasal karışım, savaşın bitmesiyle lüks evlerde aranan bir dekorasyon malzemesi haline gelmiş, artan talep firmanın hızla büyümesini sağlamıştı.

Yeni işçi olan genç Mae, işinden memnun değildi arkadaşları, saat kadranını en dikkatli ve muntazam şekilde boyamak için uğraşıyor, boyaya daldırdıkları fırçanın ucunu dudakları yardımıyla sivrileştirip rakamları öyle boyuyorlardı. 

Oysa Mae, boyanın tadını acı, kıvamını pütürlü ve iğrenç bulduğu için fırçayı ağzına sokarak sivrileştirmek istemiyor, bu da boyadığı saatlerin muntazamlığını bozuyor, boyama hızını azaltıyordu. Arkadaşları mesai sonrasında ellerinde kalan fazla boyayı parlaması için dişlerine, saçlarına sürüyor, tırnaklarını ışıltılı bir manikür için bu boyayla boyuyor, hatta pahalı parfümerilerde satılan Radyumlu mucizevi güzellik kremlerine, toniklere paraları yetmediği için yüz ve boyunlarına bu boyaları sürüyorlardı. Oysa Mae boyayı ne tatmak ne de ona dokunmak istiyordu.  Birkaç hafta sonra, ustabaşı günde ancak sekiz kadran boyayabilen Mae’yi yanına çağırarak fabrikada başka bir iş bulmasını önerdi, zira diğer işçiler neredeyse yüz saat kadranını bir günde bitirebiliyorlardı zaten yaptığı işi sevmemiş olan Mae, bu fırsatı kullanarak kadran boyama işinden ayrılarak aynı şirketin ofislerinden birinde çalışmaya yapmaya başladı.

Mae boyama işinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra iş arkadaşları birer birer gizemli hastalıklara yakalanmaya başladı, ağızlarında yaralar açılıyor, dişleri dökülüyor, çene kemikleri eriyor, pek çoğunda tedaviye yanıt vermeyen derin bir kansızlık baş gösteriyordu.  

Beş yıldır fabrikada saat boyayan Frances Splettstocher, ağrıyan dişi ve çenesi nedeniyle dişçiye gitmiş, çürükten şüphelenen dişçi, ağrıyan dişi çekerken Frances’in çene kemiği kopmuş ve yanağında kapanmayan bir yara açılmıştı. Pek çok başka mesai arkadaşı da benzer dertlerden muzdaripti; çene kemikleri veya diğer kemikleri eriyor, durduk yerde kırılıyor, parçalanıyor veya tümöre dönüşüyordu. 1924 yılı sonunda, fabrika işçilerinin yedisi bu gizemli hastalık nedeniyle ölmüştü bile. Artan ölüm ve hastalık vakaları dikkatleri çekmesine rağmen, kimse XIX. yüzyılın mucizevi buluşu olan radyoaktif radyumun bu gizemli hastalıkların nedeni olduğuna inanmıyordu.

Radyum kızları teker teker hastalanmaya başladıklarında doktorların aklına radyumun bu hastalıkların nedeni olabileceği en başta gelmedi. Çoğu doktor hastalanan kızlara diş eti iltİhabı, ülser hatta cinsel yolla bulaşan bir hastalık olan Frengi teşhisi koyuyordu, ancak vaka sayısı artmaya başlayınca US Radium, Harvard Üniversitesi’deki bir grup bilim insanına bu esrarengiz hastalığın nedenini araştırma görevi verdi. Yapılan analizlerde fabrikada çalışan kızların ciltlerinde, saçlarında çok yüksek oranda Radyum saptandı. Hatta  soluk verdiklerinde akciğerlerinden radyoaktif bir madde olan Radon gazı çıktığı bulundu.

Araştırmayı yapan doktorlardan biri olan Dr. Harrison Martland bir adım daha ileri giderek daha önce fabrikada çalışmış ve esrarengiz hastalık sonucu beş yıl önce ölmüş olan bir genç kızın kemiklerini mezardan çıkartarak incelemeye gönderdi. Sonuç beklediği gibi çıkmıştı, beş yıldır gömülü olmasına rağmen kemikler yüksek oranda radyasyon yayıyordu.

Bu bulguların ışığında, genç kızların esrarengiz ve korkunç şekilde ölmelerinin nedeninin Radyum içeren boya olduğu yavaş yavaş kabul görmeye başladı.  Fabrikada çalışan tüm genç kızlarda çeşitli hastalık belirtileri görülüyor, çene kemiği erimesi, kapanmayan ağız yaraları gibi en vahim semptomlar boyadıkları rakamlar kusursuz olsun diye fırçayı ağzında sivrileştiren kızlarda ortaya çıkıyordu.

Bir Radyum kadran boyama fabrikasında çalışan 24 yaşındaki Mollie Maggia, kızkardeşinin deyimiyle “Acı dolu ve berbat bir şekilde öldü” demişti. 

Mollie, ölen ilk Radyum kızıydı, ardından kısa sürede diğerleri de peşi sıra ölmeye başladı. 

Mesela bu işçilerden biri olan Katherine Schaub’un dişleri dökülmeye başladı, hatta dişçisi çenesini “Yenmiş bir ağıza” benzetmişti ve diğer kadran boyama işçisi olan kadınlar da benzer sorunlar yaşıyorlardı.

1925 yılında Harrison Martland adında bir doktor, Radyumun kadınların kemiklerinde depolanmış olduğunu farkettiğinde yaptıkları işle hastalıkları arasında bağ kurulmaya başlandı.

Radyum kurbanlarından biri olan Catherine Donohue, hasta haliyle Radyumla ilgili duruşmalara katılmış, ancak son günlerinde sağlığı izin vermediği için evinde yatağından izlemişti davayı, doktorlarının uyarılarına rağmen, hasta yatağında tanıklık etmişti. 

Bu yönüyle Radyum Kızları’nın ya da en çok kullanılan tabirle “Yaşayan Ölüler”in mahkemeyle ilgili gazete haberlerinde sıkça adı geçen kurbanlardan biri olmuştur. Onun mücadeleci yönü ve avukatının kararlı tutumuyla sadece kendisi için değil, bütün Radyum Kızları için davalar olumlu sonuçlanmıştı.

Radium Dial Co. adlı şirkette çalışan Catherine Donohue da uzun süre dava ile uğraşan Radyum kurbanlarından biriydi. Konunun peşini bırakmaması ve medya önünde hasta yatağından hayat mücadelesini vermesi tüm dünyanın ayrıntıları öğrenmesini sağladı. Gazete manşetlerinde “Hayalet Kadın”, “Yaşayan Hayalet” gibi isimler takıldı.

Sağlıkları o kadar hızlı bozuluyordu ki, ilk duruşmada hiçbiri yemin etmek için elini havaya kaldıracak güce sahip değildi. İkinci oturumda ise yaşamlarından geriye fazla bir şey kalmasa da, mahkeme, sonunda her bir Radyum kurbanına bugünün değeriyle yüz bin dolar verilmesine, mahkeme ve tedavi masraflarının karşılanmasına karar verdi. Ayrıca, yaşadıkları süre boyunca her yıl Altıyüz dolar ödenek alacaklardı, ancak ne yazık ki, hayatta kalan son radyum kızı da, mahkeme kararı açıklandıktan sonra sadece iki yıl daha yaşayabildi.

Yazımın başında söylemiştim cahillik kötü şey diye, işte zavallı pırıl pırıl yirmili yaşlardaki yüzlerce genç kız hayatının baharında acılar içinde cehalet yüzünden bu dünyadan gitmişlerdi.

Başka bir yazımda buluşmak üzere 

Hoşçakalın, Hoş kalın.

ESRA SONGÜLER 

HABER CADDESİ EDİTÖRÜ

Yorum Yazın

ESRA SONGÜLER

    iletişime geç

    ESRA SONGÜLER

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER RADYUM KIZLARI
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU SAVAŞIN GÖLGESİNDE İNSANLIK
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ TÜRKİYE’DE OKUL SALDIRILARI: YEREL DİNAMİKLER, SİSTEMSEL KIRILMALAR VE ÖNLENEBİLİR BİR KRİZ
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL GÜNÜMÜZ VE ADABI MUAŞERET
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR DURUŞ SERGİLEMEK, BULUNMAKTAN DAHA ANLAMLIDIR
    Fatoş ACAR
    Fatoş ACAR BEN POLLYANNA
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU EMEĞİN SESSİZLİĞİ, CEHALETİN GÜRÜLTÜSÜ
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU SAAT KULELERİ
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ IŞIKLARI KAPATIN, MEDENİYET BİTİYOR
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR İFTİRA DEĞİL DUA ZAMANI
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER HAYVANLARA KALKAN ELLER KIRILSIN
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN MİLLET SAVAŞSIZ NASIL ÇÖKER ?
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle