İnsanlık tarihi, bir bakıma savaşların tarihidir. İlk insan topluluklarından bugünün modern devletlerine kadar değişen sadece kullanılan silahlar, kurulan ittifaklar ve savaşın biçimi oldu; ama savaşın kendisi hiç ortadan kalkmadı. Peki neden?
Savaşların temelinde çoğu zaman ekonomi yatar deriz. Gerçekten de tarih boyunca toprak, su, enerji kaynakları, ticaret yolları ve zenginlik, savaşların en güçlü motivasyonlarından biri olmuştur. Güçlü olanın daha fazlasını istemesi, zayıf olanın elindekini koruma çabasıyla birleşince çatışma kaçınılmaz hale gelir. Ancak meseleyi yalnızca ekonomik sebeplerle açıklamak eksik kalır.
Savaş aynı zamanda güç arzusudur. İktidar, kontrol ve üstünlük kurma isteği, insan doğasının karanlık tarafına işaret eder. Ulusların, liderlerin ya da ideolojilerin “haklılık” iddiası, çoğu zaman savaşın meşruiyet kılıfı olur. Din, milliyetçilik, güvenlik kaygıları ya da tarihsel hesaplaşmalar… Hepsi savaşın gerekçesi haline gelebilir.
Daha derine indiğimizde ise şu soruyla karşılaşırız: İnsan neden savaşır? Belki de bu sorunun cevabı, insanın hem işbirliğine hem de rekabete yatkın doğasında saklıdır. İnsan, birlikte yaşayabilen ama aynı zamanda sınır çizen, “biz” ve “onlar” ayrımı yapan bir varlıktır. Bu ayrım derinleştikçe, karşı tarafı tehdit olarak görmek kolaylaşır. Ve tehdit algısı, savaşın kapısını aralar.
“Peki savaşlar neden bitmiyor?” sorusu ise daha da çarpıcıdır. Çünkü savaş sadece cephede olan bir şey değildir. Ekonomik çıkarlar, silah sanayisi, siyasi hesaplar ve küresel güç dengeleri, savaşın sürmesini sağlayan görünmez mekanizmalardır. Barış çoğu zaman ideal bir hedef olarak dillendirilir; ancak çıkar dengeleri bozulmadan kalıcı barış sağlamak zor görünür.
Öte yandan, savaşın en yalın gerçeği değişmez: Savaş ölüm demektir. Ama sadece ölüm de değil. Yıkım, göç, travma, kayıp ve kuşaklar boyu süren acılar demektir. Bir savaş bittiğinde bile, onun izleri uzun yıllar silinmez. Yıkılan şehirler yeniden inşa edilebilir belki, ama yitirilen hayatlar ve kırılan insanlık duygusu geri gelmez.
Bugün geldiğimiz noktada teknoloji ilerledi, dünya küçüldü, iletişim hızlandı. Ama insanın içindeki çatışma hâlâ çözülebilmiş değil. Belki de asıl mesele, savaşları tamamen bitirmekten önce, onları doğuran zihniyeti anlamak ve dönüştürmektir.
Çünkü savaş, sadece silahların konuştuğu bir an değildir. Savaş, insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşemediği her yerde yeniden başlar.
Her zaman söylediğimiz gibi sağlığınıza dikkat edin. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın