Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) kısaca halk dilinde takıntılık hastalığı ve çoklarımızda da vardır mesela evden çıkarken birden aklımıza geliverir
“Acaba ocakta bir şey bıraktım mı? “ geri döner, kontrol ederiz…
İşte bu da bir tür takıntıdır. Bazılarımız vardır çok titizdir, mesela bir arkadaşım temiz bardakların içini su ile doldurur, boşaltır sonra yeniden doldurup içer, niye diye sorduğum zaman “İçinde toz olabilir” der.
Hüseyin Rahmi’nin kitapları ile büyüyen bir nesiliz biz. Gulyabani, Şıpsevdi, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç ve Mürebbiye başta olmak üzere yazdığı onlarca eseriyle edebiyatımızda yer alan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı farklı bir yönü ile anlatmak istiyorum sizlere, daha doğrusu usta yazarımızın bilinmeyen yönlerini…
Hüseyin Rahmi Gürpınar, anneannesi, teyzeleri ve dadılarından oluşan kadınlarla dolu bir evde büyümüştür. Bu durum onun hayatına pek çok farklı yönden katkılar sunmuş, dünyasını zenginleştirmiştir. Hüseyin Rahmi, onlardan nakış işlemeyi, dantel örmeyi, yemek yapmayı, müziğe ve estetiğe derin bir sevgi beslemeyi öğrenmiştir.
Aynı zamanda romanlarındaki kadın karakterleri çok iyi çözümlemesi, onların iç dünyalarını bu kadar iyi anlatmasını da büyüdüğü bu ortamın mirası olarak nitelendirebiliriz.
Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın birlikte yaşadığı kadınlardan özenerek öğrendiği örgü ve dantel merakı ilerleyen yıllarda vazgeçemediği bir hobi haline dönüşmüştür. Örgü ve dantel örmeyi yalnızlığını gidermek, dertlerini unutmak için kullanmıştır. Günümüzde müze olan Heybeliada’da ki evinde yatağın üzerinde serili olan örtü, odalardaki danteller ve duvar süsleri Hüseyin Rahmi’nin yaşamı boyunca yaptığı eserleridir.
Yemek yapmayı da çok seven Hüseyin Rahmi’nin özellikle reçel ve dondurma konusunda da bir usta olduğu söylenir. Öyle ki, o dönemlerde Hüseyin Rahmi’nin reçellerinin romanları kadar sevildiği bilinir Heybeliada da kendine yaptırdığı mütevazi köşkünde gözlerden ırak yaşamayı seven Hüseyin Rahmi’nin en büyük tutkunluklarından biri de bisikletti, toplu taşım araçlarını mecburiyet olmadan asla kullanmazdı.
Hüseyin Rahmi’nin Kadıköy’den, Bostancı’ya kadar bisiklet sürdüğü söylenirdi. Bir dönem Milletvekili olarak Ankara’ya gitmek zorunda kalsa da, şimdilerde kaderine terkedilen Heybeliada’daki köşkünde ömrünün sonuna kadar yaşamayı yeğlemişti.
Geçmişte geçirdiği hastalıkların etkisiyle mikrop kapma korkusu geliştiren Hüseyin Rahmi, sokağa eldivensiz asla çıkmaz, hiçbir yere çıplak elle dokunamazdı. Eldiven takıntısı onun temizlik konusunda titiz ve hastalık hastasına varan yaşam tarzının göstergelerinden di.
İşte Hüseyin Rahmi'yi elli yıldan beri hiç kimse, sokakta, ellerini eldivensiz olarak görmemiştir. Yaz, Kış, İlkbahar ve Sonbahar!.. Eldiven onun elleriyle adeta bütünleşmişti, onları sadece evde çıkarır ve görenler bunun nedenini pek merak ederlerdi..
Heybeliada’da bulunan evinde öldüğünde eşyaları arasında bir bohça dolusu süet, deri, yün, keten vs. oluşan yüzden fazla eldiven olduğu görülmüştü.
Peki eldivene neden bu kadar düşkündü? İşte bu soru herkesin kafasını kurcalamıştı, birçokları bu düşkünlüğü onun aşırı şıklığına vermiş olsalarda, halbuki gerçek bu değildi. Yazımın başında Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) kısaca takıntılık dediğimiz bir rahatsızlıktan bahsetmiştim.
Hüseyin Rahmi'nin bu takıntılık hastalığı ve bilinmeyen yaşantısı uzun yıllar onunla birlikte yaşamış, hatta onun elinde büyümüş olan yeğeni Muzaffer hanım bir gazeteye verdiği röportajda Hüseyin Rahmi’yi şöyle onu anlatmıştı.
"Vefatında her şeyini olduğu gibi eldivenlerini de saklamak üzere kaldırdım. Bohça o kadar doluydu ki ağzı zorla bağlanıyordu, bir gün bile eldivensiz sokağa çıkmazdı ve biz çıplak elle dışarı çıkarsak çok kızardı, sokakta tramvay demirinden, iskele parmaklığına kadar hiçbir yeri katiyen tutmazdı. Hayatta en korktuğu ve dikkat ettiği şey mikroptu. Bizi bazen eldivensiz görür, çıplak ellerle dolaşmanın anlamsız bir cesaret olduğunu söylerdi. Bu mikrop korkusunun onun bütün hayatında, inanılmayacak derecede rolü olmuştur. Faraza pijamayı hiç sevmezdi pek mecbur kalırsa pijama giyer, sair zamanlarda entariyle dolaşırdı. Mevsimine göre gayet iyi dikilmiş entarileri vardı. Evde, iyi tanımadığı misafirler gelirse, kendi odasının kapısını bile eliyle tutmaz, entarisinin eteğiyle çevirir, kapıyı öyle açardı, sokağa kolonyasız, alkolsüz adım atmazdı.."
İşte ünlü yazarımızın sahip olduğu yüzden fazla eldiven, herkesin dikkatini çeken eldiven merakı şık görünmek sevdasından değil, sanıldığının aksine mikrop ve hastalık bulaşması korkusuydu kısaca hastalık hastası yada takıntılı diyebiliriz.
Birçokları Hüseyin Rahmi'nin hayatında hiç evlenmemesini değişik sebeplere bağlasalarda, usta romancımızın seksen senelik ömrünü yapayalnız geçirmesinin şimdiye kadar hiç bilinmeyen tek sebebi budur, başkaca bir problemi yoktu, bunun sebebi sağlık meselesinde bu derece ince düşünmesidir. Kimse el sıkmayı sevmeyen , mecburiyet karşısında el sıkışsa bile ellerini kolonya ile yıkayan Hüseyin Rahmi, tanımadığı bir insanla aynı evi paylaşması mümkün bile değildi nitekim yeğenine, evlenmemesinin sebebini böylece anlatmıştı..
Ve anılarla dolu bir yazar daha geçti gitti aramızdan ama o eserleri ile hala bizlerle yaşıyor, yazdığı eserler kütüphanelerimizi süslüyor… Işıklarda uyu Hüseyin Rahmi Gürpınar seni rahmet ve saygı ile anıyorum.
Hoşçakalın, hoş kalın
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın