Yıllarca İstanbul’da, sinemanın kalbinin attığı yer olan Yeşilçam Sokağı’nda sayısız oyuncu ve sinema emekçisiyle röportajlar yaptım. O sokak sadece bir sokak değildi. Türk sinemasının ruhunun yaşadığı bir yerdi. Sokaktaki o küçük kahvehane ise Yeşilçam emekçilerinin adeta buluşma noktasıydı. Oyuncular, figüranlar, set işçileri ve sinema sevdalıları orada oturur, yeni bir iş haberi beklerdi. Bir film başlayacak mı, bir yönetmen yeni yüzler arıyor mu diye konuşulurdu.
Bugün o sokaktan her geçtiğimde içimi derin bir hüzün kaplıyor. Çünkü o kahvehanede oturan insanların büyük bir kısmı artık aramızda değil. Yeşilçam’ın o emektar yüzleri, o güzel insanların çoğu ne yazık ki hayata veda etti. Ama onların hatıraları hâlâ o sokakta, o duvarlarda, o eski afişlerde yaşamaya devam ediyor.
Aslında Yeşilçam, yalnızca bir sokak adı değildir. Yeşilçam, Türk sinema tarihinin en parlak ve en üretken dönemlerinden birini temsil eden büyük bir kültürün adıdır. 1950’li yıllardan 1980’li yılların başına kadar süren bu dönem,Türkiye’de sinema sektörünün altın çağı olarak kabul edilir. İstanbul’un Beyoğlu semtinde bulunan Yeşilçam Sokağı’ndan adını alan bu sinema dünyası, onlarca yapım şirketinin, yönetmenin, oyuncunun ve teknik ekibin bir araya geldiği dev bir üretim merkezi haline gelmişti.
O yıllarda Türk sineması adeta bir fabrika gibi çalışıyordu. Her yıl yüzlerce film çekiliyor, Türkiye’nin dört bir yanındaki sinema salonlarına gönderiliyordu. 1950’li yıllar Yeşilçam’ın yükseliş dönemiydi. Türkiye’de şehirleşmenin hız kazanması ve insanların sinemaya olan ilgisinin artması sektörü canlandırmıştı. Sinema salonları dolup taşıyor, insanlar haftanın en önemli sosyal etkinliği olarak sinemaya gitmeyi görüyordu.
1960’lı ve 1970’li yıllar ise Yeşilçam’ın en üretken dönemiydi. Bu yıllarda bazı dönemlerde yılda 200 hatta 300’e yakın film çekildiği oluyordu. Anadolu’nun en küçük şehirlerinde bile sinema salonları açılmış, Yeşilçam filmleri ülkenin dört bir yanında izlenmeye başlamıştı. Dramlar, melodramlar, komediler, tarihi filmler, köy filmleri ve müzikaller büyük ilgi görüyordu.
Yeşilçam’ın başarısının arkasında güçlü bir yıldız sistemi vardı. Dönemin oyuncuları halk tarafından büyük bir sevgiyle takip ediliyor, sinema yıldızları toplumun en tanınmış yüzleri haline geliyordu. Oyuncular sadece filmlerde değil, dergi kapaklarında ve gazete röportajlarında da sık sık yer alıyordu. Halk onların hayatlarını merak ediyor, yeni filmlerini heyecanla bekliyordu.
Ancak 1970’li yılların sonlarına gelindiğinde Yeşilçam sistemi yavaş yavaş sarsılmaya başladı. Türkiye’de yaşanan ekonomik krizler ve siyasi çalkantılar sinema sektörünü de etkiledi. Aynı dönemde televizyonun yaygınlaşması ve video kasetlerin evlere girmesi, sinema salonlarına olan ilgiyi azalttı.
1980’li yıllar ise Yeşilçam için adeta bir dönüm noktası oldu. Bir zamanlar film şirketleriyle dolu olan Yeşilçam Sokağı’ndaki ofisler birer birer kapanmaya başladı. Yapımcılar başka yerlere taşındı ve Yeşilçam’ın klasik üretim sistemi yavaş yavaş sona erdi.
Ama Yeşilçam hiçbir zaman tamamen yok olmadı. Çünkü o filmler, o hikâyeler ve o unutulmaz karakterler Türk toplumunun kültürel hafızasında yaşamaya devam ediyor. Bugün Yeşilçam denildiğinde akla sadece eski filmler değil; nostalji, sıcak hikâyeler ve unutulmaz oyuncular geliyor. Kısacası Yeşilçam sadece bir sokak değil, Türk sinemasının ruhudur. O yıllarda çekilen filmler, Türk halkının duygularını, hayallerini ve yaşamını beyaz perdeye taşıyarak sinema tarihine silinmez izler bırakmıştır.
Habib BABAR





















Yorum Yazın