Yeşilçam’ın ‘Zıp zıp’ı Necdet Kökeş’de sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Bir dönemin neşesini, hareketini, enerjisini omuzlarında taşıyan o adam, hayatının son sahnesini alkışsız, ışıksız ve kalabalıksız oynadı. Kamera yoktu, replik yoktu, seyirci yoktu… Sadece bir hastane odası ve derin bir sessizlik vardı.
Bir önceki yazımda emektar oyuncunun içinde bulunduğu zorluklardan söz etmiştim. Aslında bu yazı, bir veda yazısından çok daha fazlası. Bu, Yeşilçam’ın görünmeyen yüzüne, unutulan emekçilerine, hatırlanmayan kahramanlarına tutulmuş bir ağıt. Çünkü Necdet Kökeş’in hikâyesi tek başına bir hayat hikâyesi değil, bir dönemin ortak yalnızlığıdır.
Cüneyt Arkın başta olmak üzere 105’i aşkın sinema filminde rol aldı. Yeşilçam’ın altın yıllarında, setten sete koştu. Kimi zaman bir tokatla yere düşen adamdı, kimi zaman sahnenin enerjisini yükselten renkli bir karakter. Adı afişlerde büyük harflerle yazılmadı belki ama yüzü milyonların hafızasına kazındı. O filmleri ayakta tutan, hikâyeyi tamamlayan, perde arkasında ter döken emekçilerden biriydi.
Ama yıllar geçti. Filmler eskidi, afişler sarardı, isimler birer birer unutuldu. Alkışlar sustuğunda, ışıklar söndüğünde Necdet Kökeş’de hayatla baş başa kaldı. O da birçok Yeşilçam emektarı gibi yalnızdı. O da birçok Yeşilçam emektarı gibi ekonomik sıkıntılarla boğuşarak yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. Sağlık sorunları arttıkça yük daha da ağırlaştı, omuzlar daha da çöktü.
Ve sonra o hastane odası…
Tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti. Belki duvarlara bakarak, belki geçmişteki set günlerini hatırlayarak… Kim bilir, belki kulaklarında hâla ‘Motor’ sesi, belki gözlerinin önünde eski bir siyah-beyaz sahne vardı. Ama gerçek olan şuydu, o odada yalnızdı. Onu ziyaret edenlerin sayısı ne yazık ki beş parmağı geçmedi. Bir zamanlar etrafı onlarca insanla çevrili olan o adam, birçok meslektaşı gibi belki yine bir avuç insan tarafından son yolculuğuna uğurlanacak.
Bu yalnızlık tesadüf değil.Bu, yıllardır görmezden gelinen bir ayıbın sonucudur. Yeşilçam bize kahramanlar sundu, umut verdi, güldürdü, ağlattı. Bayram sabahlarını, pazar akşamlarını, çocukluğumuzu süsledi. Ama perde arkasındaki emekçileri koruyacak bir sistem kuramadık. Emek bitince vefa da bitti. Sağlık gidince hatırlayanlar azaldı. İhtiyaç kapıya dayanınca kapılar yüzüne kapandı.
Bugün Necdet Kökeş’i konuşuyoruz. Dün başkalarını konuştuk. Yarın yine bir başka Yeşilçam emektarını…Her vefatta aynı cümleleri kuruyoruz ‘Değerini bilemedik.’Ama ders çıkarmadığımız sürece bu cümleler sadece boş bir teselli olarak kalıyor.
Necdet Kökeş, artık aramızda değil. Ama arkasında bize ağır bir miras bıraktı. Vicdan… Bir ülke, kendisine yıllarca emek vermiş insanları bu kadar kolay unutmamalı. Hayattayken uzatılmayan bir elin, öldükten sonra edilen dualarla telafisi olmuyor.
Ruhu şad olsun. Yeşilçam’ın zıp zıp’ı…Umarım gittiğin yerde alkışlar susmaz, ışıklar hiç sönmez.
Habib BABAR





















Yorum Yazın