Bazen insan geleceği düşünür. ‘Acaba 50 yıl sonra dünya nasıl olacak’ diye sorar.
Bugün bu soruya cevap vermek kolay görünmüyor. Nedeni, dünya çok hızlı değişiyor. 50 yıl önce cep telefonu yoktu. İnternet yoktu. Bugün ise telefon elimizden düşmüyor. Belki 50 yıl sonra telefon da olmayacak. Belki konuşmak için telefon taşımaya gerek kalmayacak. Birbirimizi gözümüzün önündeki bir ekrandan değil, doğrudan görüntüyle göreceğiz. Belki konuşmak için telefon taşımaya gerek kalmayacak. Birbirimizi gözümüzün önündeki bir ekrandan değil, doğrudan görüntüyle göreceğiz.
Belki de ‘Neredesin’ sorusu tarihe karışacak
Çünkü herkesin nerede olduğunu zaten bileceğiz.
Peki insan ilişkileri nasıl olacak?
İşte asıl soru bu.
Teknoloji gelişirken insan birbirine daha mı yıkın olacak?
Yoksa daha mı uzaklaşacak?
Bugün aynı masada oturan dört kişinin üçü telefonuna bakıyor. 50 yıl sonra belki aynı masada oturan herkes birbirinin dijital kopyasıyla konuşacak. Ama insanın yine de bir dosta ihtiyacı olacak.
Bir çaya.
Bir sohbete.
Bir ‘Nasılsın’ sorusuna.
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın sıcak bir sözü ihtiyacı değişmeyecek.
Belki gelecekte robotlar yemek yapacak.
Evi temizleyecek.
Alışverişi yapacak.
Ama gönül işlerini yine insanlar yapacak.
Sevginin programı olmaz.
Dostluğun şifresi olmaz.
Peki savaşlar bitecek mi?
İnsanlığın en büyük dileklerinden biri bu. 50 yıl sonra ülkelerin savaşmak yerine konuşmasını umuyoruz.
Savaşın kazananı olmuyor.
Bir taraf kazanıyor gibi görünüyor.
Ama insanlık kaybediyor.
Belki 50 yıl sonra savaşlarını yerini büyük teknoloji yarışları alacak.
Ülkeler birbirine bomba göndermek yerine enerji gönderecek.
Su kaynakları paylaşılacak.
Uzaya birlikte gidecek.
İnsanlık sonunda ‘Ben kazandım” yerine ‘Hepimiz kazandık’ demeyi öğrenince dünya gerçekten değişir.
Beslenme alışkanlıklarımız da değişecek.
Bugün soframızda et var.
Balık var.
Sebze var.
50 yıl sonra belki et fabrikada üretilecek.
Hayvan yetiştirmeden et üretilecek.
Belki sofraya gelen hamburgerin nereden geldiğini soracağız.
‘Bu hangi hayvandı?’ yerine ‘Hangi laboratuvardı?’ diyeceğiz?
Sebzeler de farklı olacak.
Daha dayanıklı ürünler yetiştirilecek.
Daha az su isteyen yiyecekler üretilecek.
Belki domatesin bile teknolojiye uyarlanmış hali olacak.
Yine de sıcak ekmek kokusu değişmeyecek.
Bazı şeyler teknolojiye teslim olmaz.
Seyahatler ise bambaşka bir hal alabilir.
Bugün İstanbul’dan Ankara’ya birkaç saate gidiyoruz.
50 yıl sonra belki yarım saatte gideriz.
Uçaklar daha hızlı olabilir.
Trenler daha hızlı olabilir.
Belki İstanbul’dan Paris’e giderken kahvemizi içip gazetemizi okuruz.
İnsan yine camdan dışarı bakıp manzarayı seyretmek isteyecek.
Yolculuk sadece bir yere ulaşmak değildir.
Yolculuk biraz da yolda olmaktır.
Peki insan 50 yıl sonra huzur bulabilecek mi? Geleceğin en önemli sorusu bu.
Teknoloji bize her şeyi verebilir.
Ama huzuru garanti edemez.
Daha hızlı yaşayabiliriz.
Daha çok kazanabiliriz.
Daha çok yere gidebiliriz.
Daha uzun yaşayabiliriz. Ama mutlu olabilmek için yine birbirimize ihtiyacımız olacak.
Belki de geleceğin en büyük teknolojisi, yeniden insan olmayı hatırlamak olacak.
Kendinize çok çok iyi bakın. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
























Yorum Yazın