Yaz mevsimi her yıl sıcak olurdu ama artık sıcak kelimesi yaşadıklarımızı anlatmaya yetmiyor. Meteoroloji uzmanları ve iklim bilimciler, önümüzdeki Ağustos ayının son yılların en bunaltıcı dönemlerinden biri olabileceğini söylüyor. Bizler klimalı evlerimize, iş yerlerimize ya da gölge alanlara sığınabiliyoruz. Peki ya sesi çıkmayan, derdini anlatamayan sokak hayvanları? Bir an olsun onları düşünelim… Saatlerce asfaltın üzerinde dolaşan bir kedi… Nefes nefese kalmış bir köpek… Gölgelik bulamayan kuşlar… Susuzluktan dili damağına yapışmış canlar… Onların da can taşıdığını, acı çektiğini ve yaşam mücadelesi verdiğini unutmamalıyız. Bugün yapacağımız küçücük bir iyilik, bir canın hayatta kalmasına vesile olabilir.
Evimizin önüne koyacağımız bir kap temiz su, belki de kilometrelerce dolaşıp su bulamayan bir hayvanın hayatını kurtaracaktır. Vereceğimiz birkaç avuç mama, günlerdir aç dolaşan bir canın karnını doyuracaktır. Bahçemizin bir köşesine, apartmanımızın önüne ya da mahallemizde uygun bir noktaya yapacağımız basit bir gölgelik, kavurucu güneş altında yaşam mücadelesi veren hayvanlara nefes olacaktır. Bu sadece hayvan sevgisi değildir… Bu, insan olmanın gereğidir.Merhamet, sadece sözle ifade edilen bir duygu değildir. Merhamet, susayan bir cana su uzatmaktır. Aç olana lokma vermektir. Güçsüz olana sahip çıkmaktır. İşte gerçek vicdan da burada başlar.
Ne yazık ki her yaz onlarca sokak hayvanı susuzluk, sıcak çarpması ve açlık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Oysa bu ölümlerin büyük bölümü çok basit önlemlerle engellenebilir. Bir plastik kap, bir karton kutu, birkaç tahta parçası ya da eski bir şemsiye… Bunların hiçbiri büyük maliyetler gerektirmiyor. Gereken tek şey biraz duyarlılık ve biraz zaman.Belediyeler elbette görevlerini yerine getirmeli, su istasyonları kurmalı, gölgelik alanlar oluşturmalı ve sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmeli. Ancak bu sorumluluk yalnızca kurumların omzuna bırakılmamalı. Çünkü sokaklar hepimizin, bu şehir hepimizin ve bu şehirde yaşayan canlar da hepimizin ortak emaneti.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, yüksek binalar, lüks arabalar ya da bankadaki para değil, vicdanlı bir toplumdur. Eğer bir çocuk annesini ya da babasını susamış bir kediye su verirken görüyorsa, o çocuk büyüdüğünde merhameti de yanında taşıyacaktır. Unutmayalım… Onlar konuşamıyor diye acı çekmiyor değiller. Onlar kapımızı çalamıyor diye yardıma ihtiyaç duymuyor değiller. Onların da yaşam hakkı var. Onların da serinlemeye, suya, mamaya ve şefkate ihtiyacı var. Gelin bu yaz küçük bir iyilik hareketi başlatalım. Kapımızın önüne bir kap su koyalım. Mümkünse bir kap mama bırakalım. Mahallemizde birkaç basit gölgelik ya da küçük barınak oluşturalım. Komşularımızı da bu iyiliğe ortak edelim. Belki dünyayı değiştiremeyiz… Ama bir canın hayatını değiştirebiliriz. Bazen insanlığın en büyük sınavı, konuşamayan bir canın sessiz çığlığını duyabilmektir. İşte o sesi duyabildiğimiz gün, sadece sokak hayvanlarını değil, kendi vicdanımızı da yaşatmış oluruz.
Leyla SOMER























Yorum Yazın