Okulların açılmasına sayılı günler kaldı.
Kırtasiyelerin raflarında yeni defterler, rengârenk kalemler, çantalar… Evlerde okul hazırlığının telaşı, çocuklarda arkadaşlarına kavuşmanın heyecanı, anne babalarda ise yeni bir eğitim yılına dair umutlar ve kaygılar var. Yakında sokaklarda sırtında kendisinden neredeyse büyük çantalar taşıyan çocukları yeniden göreceğiz. O çantalara baktığımızda kitapları, defterleri, kalem kutularını görüyoruz.
Peki görünmeyenleri?
Bir çantaya kaç hayat sığar hiç düşündük mü?
Çünkü o çantada yalnızca ders kitapları yoktur. Bir annenin duası, bir babanın umudu, bir öğretmenin emeği vardır. Bir çocuğun başarısız olma korkusu, arkadaş edinme heyecanı, kendini kabul ettirme çabası, merakı, kırılganlığı ve henüz kendisinin bile tam olarak bilmediği hayalleri vardır. Kısacası o küçücük çantada bir çocuğun bugünü kadar yarını da taşınır.
Her Çocuk Okula Başka Bir Hikâyeyle Gelir
Aynı okul kapısından girseler, aynı sıralarda otursalar ve aynı öğretmeni dinleseler de hiçbir çocuk sınıfa aynı hayatı getirmez.
Biri güvenli ve huzurlu bir evden çıkar, diğeri evde yaşanan sorunları sessizce yanında taşır. Biri okulun açılacağı günü sabırsızlıkla beklerken bir başkası “Acaba beni sevecekler mi?” diye düşünür. Birinin kaygısı sınavdır, diğerininki arkadaş edinebilmektir.
Bir çocuk için okul başarı demektir; başka bir çocuk için ait olabileceği güvenli bir yer…
Çocuk psikolojisi açısından öğrenme yalnızca bilişsel bir süreç değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmesi, kabul edildiğini bilmesi, aidiyet geliştirmesi ve hata yapmaktan korkmaması öğrenme sürecini doğrudan etkiler. Bu nedenle sınıfa giren çocuğun yalnızca akademik hazırbulunuşluğunu değil, duygusal dünyasını da görebilmek gerekir. Çünkü bazen çocuğun taşıdığı en ağır yük, sırtındaki kitaplar değildir.
“Kaç Aldın?” Yerine “Bugün Nasıldın?”
Yeni eğitim yılıyla birlikte evlerimizde tanıdık sorular yeniden duyulacak:
“Sınavdan kaç aldın?”
“Kaç yanlış yaptın?”
“Arkadaşın kaç aldı?”
Elbette akademik başarı önemlidir. Çocuğun sorumluluk almayı, emek vermeyi ve başladığı işi tamamlamayı öğrenmesi gerekir. Ancak başarıyı yalnızca notlarla tanımladığımızda önemli bir hata yapıyoruz.
Çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslamak, başarıyı sevgi ve takdir görmenin koşulu hâline getirmek zamanla çocuğun özdeğerini de performansına bağlamasına neden olabilir. Bu yüzden okuldan dönen bir çocuğa bazen başka sorular sormalıyız:
“Bugün nasıldın?”
“Seni mutlu eden ne oldu?”
“Canını sıkan bir şey yaşadın mı?”
“Yeni bir şey öğrendin mi?”
“Bir arkadaşına yardım ettin mi?”
Çünkü eğitim yalnızca ne kadar bildiğimizle değil, bildiklerimizle nasıl bir insan olduğumuzla da ilgilidir. Eğitimde unutmamamız gereken temel gerçeklerden biri bireysel farklılıklardır. Her çocuk aynı hızda öğrenmez. Her çocuk matematikte başarılı olmayabilir. Birinin sayılarla kurduğu ilişkiyi diğeri kelimelerle kurar. Biri müzikte kendisini ifade eder, diğeri sporda, resimde veya bilimde… Sorun çocukların farklı olması değildir. Asıl sorun, farklı çocuklardan aynı biçimde başarılı olmalarını beklemektir.
Bir çocuğun değerini yalnızca sınav sonucuyla ölçmek, koca bir gökyüzünü küçük bir pencereden değerlendirmeye benzer. Eğitimin görevi bütün çocukları birbirine benzetmek değil, her çocuğun içindeki potansiyeli keşfetmesine yardımcı olmaktır
Bir çocuğun hayatındaki en önemli yetişkinlerden biri öğretmenidir. Çünkü öğretmenin söylediği sıradan görünen bir cümle, çocuk için yıllarca unutulmayacak bir hatıraya dönüşebilir.
“Sen yapabilirsin.”
“Sana güveniyorum.”
“Yanlış yapman önemli değil, yeniden deneyelim.”
Bu birkaç kelime bazen bir çocuğun kendisine olan inancını değiştirebilir.
Tersi de mümkündür.
Küçümseyen, aşağılayan, arkadaşlarının önünde utandıran veya sürekli kıyaslayan bir dil de çocuğun zihninde yıllarca yaşayabilir.
Bu nedenle öğretmenlik yalnızca müfredatı yetiştirmek değildir. Öğretmen bazen farkında olmadan bir çocuğun kendisi hakkında yazdığı hikâyenin birkaç cümlesini de kaleme alır. İşte öğretmenliğin gücü ve sorumluluğu burada saklıdır.
Başarılı Çocuk mu, İyi İnsan mı?
Çocuklarımızın başarılı olmasını elbette istiyoruz. İyi okullarda okusunlar, yabancı dil öğrensinler, bilimi ve teknolojiyi takip etsinler, mesleklerinde başarılı olsunlar…
Peki ya vicdan?
Peki ya empati?
Peki ya merhamet?
Çocuğumuz sınavda birinci olduğunda gurur duyuyoruz. Peki okul bahçesinde yalnız kalan bir arkadaşının yanına oturduğunda aynı gururu duyuyor muyuz? Başarıyı yalnızca akademik sonuçlarla tanımlayan bir eğitim anlayışı eksiktir. Çünkü dünyanın yalnızca başarılı doktorlara, mühendislere, akademisyenlere ve yöneticilere değil; iyi doktorlara, vicdanlı mühendislere, etik akademisyenlere ve adaletli yöneticilere ihtiyacı vardır. Bilgi insanı güçlü yapabilir.
Ama o gücü nasıl kullanacağını karakter belirler.
Yeni eğitim yılına hazırlanırken çocuklarımızın çantalarını özenle hazırlıyoruz. Ancak onların görünmeyen çantalarına ne koyduğumuza da dikkat etmeliyiz.
Kendi gerçekleştiremediğimiz hayalleri koymayalım.
Başkalarının çocuklarıyla kıyaslamalarımızı koymayalım.
“Bizi mahcup etme” baskısını koymayalım.
Her zaman birinci olma zorunluluğunu koymayalım.
Onun yerine güven koyalım.
Merak koyalım.
Cesaret koyalım.
Hata yapma hakkı koyalım.
Ve her şeyden önemlisi, koşulsuz sevildiğini bilmenin verdiği güveni koyalım.
Çocuğumuz şunu bilmeli:
“Başarılı olduğum için değil, ben olduğum için değerliyim.”
Çünkü kendisini değerli hisseden çocuk başarısızlıktan sonra yeniden ayağa kalkabilir.
İlk Zil Çalarken…
Çok yakında okul bahçeleri yeniden çocuk sesleriyle dolacak. Bazıları koşarak sınıfına girecek, bazıları annesinin elini bırakmak istemeyecek. Birileri eski arkadaşlarına sarılırken, bir başkası yeni sınıfında oturacağı sırayı heyecanla arayacak.
Ve binlerce küçük omuz, binlerce çantayı yeniden taşımaya başlayacak. Biz yetişkinlere düşen görev, o omuzlara gereğinden fazla yük bindirmemek.
Çocuklarımızın çantalarına kitaplarını koyalım ama çocukluklarını çıkarmayalım.
Başarılı olmalarını isteyelim ama sevgimizi başarılarının ödülü hâline getirmeyelim.
Disiplini öğretelim ama hata yapma haklarını ellerinden almayalım. Geleceklerini planlarken bugünlerini kaçırmalarına neden olmayalım.
Çünkü bugün sırtında küçücük bir okul çantası taşıyan çocuk, yarın bu toplumun öğretmeni, doktoru, sanatçısı, bilim insanı, mühendisi, yazarı olacak. Ama hangi mesleği seçerse seçsin, önce iyi bir insan olsun. Yeni eğitim yılı başlarken çantalarına yalnızca kitap ve defter değil; özgüven, merak, vicdan, cesaret ve umut da koyabilsek keşke. Çünkü bir okul çantasına sandığımızdan çok daha fazlası sığar.
Bir çocuk sığar.
Bir aile sığar.
Bir öğretmenin emeği sığar.
Bir ülkenin umudu sığar.
Ve belki de koca bir gelecek sığar.
Yeni eğitim-öğretim yılı; çocuklarımızın omuzlarına yük değil, yollarına ışık olsun.
Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın
SABİHA ÜNAL
YAZAR
























Yorum Yazın