Hayat değişiyor… Belki de bu cümleyi her kuşak kendinden sonra gelenler için söyledi. Ancak günümüzde yaşanan değişimin hızı, geçmiş dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar büyük. Bir zamanlar yıllar içerisinde değişen alışkanlıklarımız, şimdi birkaç yıl, hatta birkaç ay içinde farklılaşıyor.
İnsan ilişkileri değişti. Yeme içme kültürümüz değişti. Günlük alışkanlıklarımız değişti. Teknolojiyle birlikte zaman kavramımız bile başka bir anlam kazandı. Artık daha hızlı yaşıyor, daha hızlı düşünüyor, daha hızlı tüketiyoruz. Fakat bütün bu hızın içerisinde, sanki bazı şeyleri geride bırakıyoruz.
Eskiden insanların birbirine ayırdığı zaman daha fazlaydı. Komşuluk sadece aynı apartmanda veya aynı sokakta yaşamak değildi. Komşunun kapısını çalmak, bir çay içmek, halini hatırını sormak hayatın doğal bir parçasıydı. Akşamları kapı önlerinde oturulur, uzun sohbetler yapılırdı. Çocuklar sokaklarda oynar, büyükler onları pencerelerden takip ederdi.
Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanlar bazen birbirlerinin isimlerini bile bilmiyor.
Asansörde karşılaştığımız komşumuza selam vermeden telefonumuza bakıyoruz. Yan yana oturan insanlar bile farklı dünyalarda yaşıyor. Bir masada dört kişi oturuyor, ama herkesin elinde bir telefon var. Aynı ortamdayız, fakat birbirimizden uzaktayız.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, buna şüphe yok. Birkaç saniye içerisinde dünyanın öbür ucundaki insanla konuşabiliyoruz. İstediğimiz bilgiye anında ulaşabiliyoruz. Alışverişimizi evden yapıyor, bankadaki işlerimizi telefonumuzdan hallediyoruz. Ancak hayat kolaylaşırken, insan ilişkilerinin de aynı ölçüde kolaylaştığını söylemek mümkün mü?
Belki de en büyük değişim burada yaşandı.
Eskiden insanlar birbirleriyle konuşurdu. Şimdi daha çok yazıyoruz. Eskiden bir dostun sesini duymak önemliydi, bugün kısa bir mesaj göndermek yeterli görülüyor. “Nasılsın?” sorusunun yerini bazen birkaç saniyede gönderilen hazır mesajlar aldı.
Dostluklarımız bile hızlandı.
Bir zamanlar dostluklar yıllar içerisinde oluşur, birlikte geçirilen zamanlarla güçlenirdi. Şimdi sosyal medyada yüzlerce, hatta binlerce “arkadaşımız” var. Ama gerçekten zor durumda kaldığımızda kaç kişiyi arayabileceğimizi düşündüğümüzde, belki de cevap o kadar kalabalık değil.
Yeme içme alışkanlıklarımız da büyük bir değişim geçirdi.
Eskiden yemek sadece karın doyurmak değildi. Yemek, aynı zamanda aileyi bir araya getiren önemli bir kültürdü. Sofra kurulurdu. Herkes mümkün olduğunca aynı saatte masaya otururdu. Yemek sırasında sohbet edilir, günün nasıl geçtiği konuşulurdu.
Bugün ise çoğu zaman herkes farklı saatlerde yemek yiyor.
Bir kişi televizyon karşısında, diğeri telefonuna bakarak, bir başkası bilgisayarının başında yemek yiyor. Sofralar küçüldü, sohbetler azaldı. Hızlı yemek kültürü hayatımıza girdi. “Ne yiyeceğiz?” sorusunun cevabı çoğu zaman birkaç dakika içerisinde kapıya gelen bir paket oldu.
Eskiden annelerin, babaların hazırladığı yemeklerin kokusu evin her tarafını sarardı. Bugün ise birçok insanın mutfağında yemek yapmak bile zaman kaybı olarak görülmeye başladı.
Çünkü artık zamanımız yok.
Ya da belki de zamanımız var, fakat zamanı kullanma şeklimiz değişti.
Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Sabah aceleyle evden çıkıyor, gün boyunca koşturuyor, akşam yorgun bir şekilde eve dönüyoruz. Dinlenirken bile gerçekten dinlenemiyoruz. Telefonumuz çalıyor, mesaj geliyor, sosyal medya bildirimleri dikkatimizi dağıtıyor.
Eskiden boş zaman vardı.
Şimdi ise boş kaldığımız anlarda bile kendimizi bir şeylerle meşgul etmek zorunda hissediyoruz.
Belki de bu nedenle daha yalnız bir toplum haline geliyoruz. Kalabalıkların içerisinde yalnızlaşıyoruz. İnsanlarla sürekli iletişim halindeyiz ama gerçek anlamda iletişim kurmakta zorlanıyoruz.
Bir başka önemli değişim ise tüketim alışkanlıklarımızda yaşandı.
Eskiden insanlar ihtiyaç duydukları şeyi alırdı. Bir eşya bozulduğunda tamir edilirdi. Ayakkabı eskidiğinde kunduracıya götürülür, saat bozulduğunda tamir ettirilirdi. Eşyaların da bir hikâyesi vardı.
Bugün ise tamir etmek yerine yenisini almak daha kolay geliyor.
Tüketiyoruz, kullanıyoruz ve vazgeçiyoruz.
Bu durum sadece eşyalar için de geçerli değil. Bazen ilişkilerimizi, dostluklarımızı ve alışkanlıklarımızı da aynı hızla tüketiyoruz. Tahammülümüz azaldı. Beklemeye alışkın değiliz. Her şeyin hemen olmasını istiyoruz.
Hızlı internet, hızlı ulaşım, hızlı yemek, hızlı iletişim…
Ama insan hayatı gerçekten bu kadar hızlı yaşanabilir mi?
Belki de zaman zaman yavaşlamaya ihtiyacımız var.
Bir dostumuzun kapısını çalmaya, uzun bir çay sohbeti yapmaya, ailemizle aynı sofrada oturmaya ihtiyacımız var. Telefonu bir kenara bırakıp karşımızdaki insanın yüzüne bakmaya, onu gerçekten dinlemeye ihtiyacımız var.
Geçmişe tamamen dönmek mümkün değil. Zaten hayatın ve teknolojinin gelişmesine karşı çıkmak da doğru değil. Ancak geçmişten bazı güzel alışkanlıkları bugüne taşımak mümkün.
Komşuluğu yeniden hatırlamak…
Dostluğa daha fazla zaman ayırmak…
Ailece aynı sofrada buluşmak…
Bir insanı sadece mesajla değil, sesiyle ve yüzüyle görmek…
Belki de bütün mesele budur.
Hayat değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, dünya hızla dönüşüyor. Fakat insanın temel ihtiyaçları aslında hiç değişmiyor. Hepimiz sevilmek, anlaşılmak, değer görmek ve kendimizi bir yere ait hissetmek istiyoruz.
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir ekran gerçek bir sohbetin yerini tam olarak dolduramaz.
Belki de değişen alışkanlıklarımızın içerisinde kaybetmememiz gereken en önemli şey, insan olduğumuzu unutmamaktır.
Çünkü hayat sadece hızlı yaşamak değildir.
Hayat, bazen yavaşlamayı…
Bir çayın yanında sohbet etmeyi…
Eski bir dostu aramayı…
Aynı sofrada gülmeyi…
Ve birbirimize gerçekten zaman ayırmayı da bilmektir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, biraz daha yavaşlamak ve kaybettiğimiz o eski alışkanlıkların değerini yeniden hatırlamaktır.
Her zaman söylediğim gibi sağlığınıza dikkat edin, hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR
























Yorum Yazın