Hiç düşündünüz mü, insan hiç olmadığı kadar kalabalığın içinde olduğu hâlde nasıl bu kadar yalnız kalabilir? Telefonlarımızın ekranında yüzlerce, hatta binlerce isim var. Paylaştığımız bir fotoğraf birkaç dakika içinde onlarca beğeni alıyor, bir düşüncemizi yazdığımızda yorumlar geliyor, attığımız bir hikâyeyi yüzlerce kişi izliyor. Doğum günümüzde telefonumuz bildirimlerden susmuyor. “İyi ki doğdun” mesajları peş peşe geliyor. Bazen hiç tanımadığımız insanlar bile hayatımızın en özel anlarına bir emoji bırakıyor. Peki bütün bunların arasında gerçekten kaç kişi, gece yarısı içimiz daraldığında bizi arayıp “Ne oldu?” diye soruyor? İşte çağımızın en büyük çelişkilerinden biri tam da burada başlıyor: Binlerce takipçimiz olabilir ama anlatacak tek bir gerçek dostumuz olmayabilir.
Yeni nesil yalnızlık, eskisi gibi bir odada tek başına oturmak değil. Bugünün yalnızlığı, telefonun hiç susmadığı ama insanın içinde konuşacak kimsenin olmadığı bir hâle dönüşmüş durumda. Ekranın ışığı yüzümüzü aydınlatırken içimizin karanlıkta kalabildiği bir dönemden geçiyoruz. Sürekli iletişim hâlinde olduğumuzu düşünüyoruz ama çoğu zaman kimseyle gerçek anlamda iletişim kuramıyoruz. Birine tek tuşla ulaşabiliyoruz ama ona gerçekten ulaşamıyoruz. Bir insanın çevrimiçi olduğunu görebiliyoruz fakat nasıl hissettiğini bilemiyoruz. Fotoğraflarını görüyoruz ama hayatındaki gerçeği bilmiyoruz. Gülümseyen yüzünü izliyoruz ama o gülümsemenin arkasında neler yaşadığını çoğu zaman fark etmiyoruz. Belki de en büyük yanılgımız, sosyal medyada görünür olmayı hayatta var olmakla karıştırmamız. Takipçi sayımız arttıkça değerimizin arttığını, beğeni sayımız yükseldikçe daha çok sevildiğimizi düşünüyoruz. Bir paylaşımımız çok izlendiğinde kendimizi önemli hissediyoruz. Oysa insanın gerçek değeri, kaç kişinin onu ekranda gördüğüyle değil, kaç kişinin hayatında gerçekten yer aldığıyla ölçülür. Bin kişi fotoğrafınızı beğenebilir ama o bin kişinin içinde hastalandığınızda yanınıza gelecek biri var mı? Bin kişi başarılarınızı alkışlayabilir ama başarısız olduğunuzda yanınızda oturup sizi dinleyecek biri var mı? Bin kişi doğum gününüzü kutlayabilir ama hiçbir şey yapmak istemediğiniz bir günde kapınızı çalıp “Ben geldim” diyecek biri var mı? Asıl mesele tam olarak budur. Çünkü dostluk, güzel günlerin fotoğrafına yorum yazmak değildir. Dostluk, hayatın güzel görünmediği zamanlarda da orada kalabilmektir. Günümüzde arkadaşlık ile dostluk arasındaki fark giderek kayboluyor. Oysa arkadaşımız çok olabilir. Aynı ortamı paylaştığımız, birlikte kahve içtiğimiz, sohbet ettiğimiz, sosyal medyada birbirimizi takip ettiğimiz onlarca insan olabilir. Fakat dostluk çok daha farklıdır. Dostluk, insanın kendisini saklamak zorunda hissetmediği yerdir. Dostunuzun yanında güçlü görünmek zorunda değilsiniz. Her zaman mutlu olmak, başarılı olmak, güzel görünmek ya da hayatınızın kusursuz olduğunu göstermek zorunda değilsiniz. Bazen sadece susabilirsiniz, bazen ağlayabilirsiniz, bazen hiçbir şey anlatmadan yan yana oturabilirsiniz. Gerçek bağ biraz da budur. Fakat sosyal medya bize çoğu zaman bunun tam tersini öğretiyor. Sürekli iyi görünmemiz, mutlu olduğumuzu göstermemiz, başarılı olduğumuzu kanıtlamamız ve güzel hayatımızı sergilememiz gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü sosyal medya çoğu zaman hayatın kendisini değil, hayatın vitrini gösteriyor. Kimse sabaha kadar uyuyamadığını paylaşmıyor. Kimse ailesiyle yaşadığı kırgınlığı fotoğrafının altına yazmıyor. Kimse kendisini değersiz hissettiği anları kolay kolay göstermiyor. İnsanlar daha çok hayatlarının iyi taraflarını sergiliyor. Böylece hepimiz birbirimizin hayatına bakıyor ve herkesin bizden daha mutlu, daha başarılı, daha güzel ve daha kalabalık olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Oysa ekranda gördüğümüz hayatların büyük bölümü hayatın tamamı değil, seçilmiş bir bölümüdür. Bir insanın birkaç saniyelik videosuna bakarak onun bütün hayatı hakkında fikir sahibi olamayız. Bir fotoğraftaki gülümsemenin arkasında ne olduğunu bilemeyiz. Bu nedenle sosyal medyada gördüğümüz kalabalıklar bizi yanıltmamalı. Çünkü bir insanın çok sayıda takipçisi olması onun yalnız olmadığı anlamına gelmez. Hatta bazen en kalabalık görünen insanların içinde en büyük yalnızlıklar yaşanabiliyor. Bu durum yalnızca gençlerin sorunu da değil. Orta yaşında, hayatının belli bir noktasına gelmiş insanlar da aynı boşluğu yaşayabiliyor. Hatta insan yaş aldıkça bazı ilişkilerin gerçek yüzünü daha iyi görebiliyor. Hayat boyunca arkadaşımız olduğunu düşündüğümüz bazı insanların aslında yalnızca belirli dönemlerde yanımızda olduğunu fark edebiliyoruz. Bazı ilişkilerin alışkanlık, bazı ilişkilerin çıkar, bazı ilişkilerin ise sadece aynı ortamı paylaşmaktan ibaret olduğunu zaman içinde anlıyoruz. Bu farkındalık bazen insanı üzse de aslında gerçek dostluğun değerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Çocukken arkadaşlık çok daha kolaydı. Birlikte oyun oynadığımız insanla arkadaş olurduk. Birlikte gülerdik, kavga ederdik, sonra barışırdık. Kimsenin kaç takipçisi olduğuna bakmazdık. Kimsenin arabasını, evini, kıyafetini, makamını ya da çevresini ölçmezdik. Arkadaşlık daha saf, daha doğrudan ve daha gerçekti. Büyüdükçe hayatımıza hesaplar girdi. Kimin ne iş yaptığı, kimin çevresinin geniş olduğu, kimin makamının bulunduğu, kimin maddi imkânlarının daha iyi olduğu, kimin daha fazla tanıdığı olduğu önem kazanmaya başladı. Farkında olmadan insan ilişkilerini de bir çeşit yarışa dönüştürdük. Bugün bazı insanlar arkadaşlık kurarken bile karşısındaki kişinin kendisine ne kazandıracağını düşünüyor. Oysa gerçek dostluğun ölçüsü “Bana ne kazandırır?” olmamalıdır. Asıl soru “Yanında kendim olabilir miyim?” olmalıdır. Çünkü insanın hayatındaki en kıymetli kişiler, ona en çok fayda sağlayanlar değil, onun en zor hâlini gördüğü hâlde yanında kalabilenlerdir. Bugün bir telefon görüşmesi bazen yüzlerce beğeniden daha değerlidir. Birinin gerçekten “Nasılsın?” diye sorması, binlerce yorumdan daha anlamlı olabilir. Çünkü bazı zamanlarda insanın ihtiyacı çözüm değildir; sadece dinlenmektir. Bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük bir yardım değil, fark edildiğini hissetmesidir. “Sen benim için önemlisin” diyebilmek, karşımızdaki insanın hayatında düşündüğümüzden çok daha büyük bir yer tutabilir. Teknoloji elbette hayatımızı kolaylaştırıyor. İnsanların birbirine ulaşmasını sağlıyor, uzakları yakın ediyor, bilgiye erişimi hızlandırıyor ve iletişim imkânlarımızı artırıyor. Sorun teknolojinin kendisi değil, onu nasıl kullandığımızdır. Telefonlarımızı elimizden düşürmezken birbirimizin yüzüne bakmayı unutuyorsak, yüzlerce kişiyi takip ederken yanı başımızdaki insanın nasıl olduğunu merak etmiyorsak, sürekli mesajlaşırken gerçek bir sohbet kuramıyorsak burada durup kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Belki biraz daha az paylaşmalı, biraz daha fazla yaşamalıyız. Bir fotoğraf çekmeden önce o anın tadını çıkarmalı, bir sofrada telefonumuzu kenara bırakıp karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakmalıyız. Uzun zamandır görüşmediğimiz bir arkadaşımızı sadece sosyal medyada gördüğümüzde hatırlamak yerine gerçekten aramalıyız. “Ne yaptın?” diye sormanın yanında “Gerçekten nasılsın?” demeyi de öğrenmeliyiz. Fakat bunu sadece konuşmak için değil, cevabını gerçekten merak ederek yapmalıyız. Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Hepimiz zaman zaman güçlü görünmeye çalışıyoruz. Hayatımızın kontrol altında olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Fakat herkesin zaman zaman yorulduğu, kırıldığı, yalnız kaldığı ve desteğe ihtiyaç duyduğu gerçeğini unutmamalıyız. İnsan, kusurlarıyla ve zayıflıklarıyla da kabul edilmek ister. Gerçek dostluk da tam olarak burada anlam kazanır. İnsan kendisini saklamak zorunda kalmadığı bir ilişkinin içinde gerçekten huzur bulur. Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Ben gerçekten kalabalık mıyım, yoksa sadece görünür müyüm? Bu sorunun cevabı bazen canımızı acıtabilir. Çünkü insanın kendisine yalnız olduğunu itiraf etmesi kolay değildir. Ancak yalnızlığı kabul etmek utanılacak bir şey değildir. Asıl sorun, yalnızlığımızı binlerce insanın arasında saklamaya çalışmak ve kendimizi bu kalabalığın bizi mutlu ettiğine inandırmaktır. Hayatımızdaki insanların sayısından çok, hayatımıza kattıkları anlamı önemsemeliyiz. Bir kişiye güvenebilmek, bin kişiye kendimizi göstermekten daha değerlidir. Bir insanın yanında kendimiz olabilmek, binlerce insanın bizi beğenmesinden daha büyük bir özgürlüktür. Çünkü sosyal medya üzerindeki görünürlük geçicidir. Bugün çok konuşulan bir insan yarın unutulabilir. Bugün binlerce kişinin beğendiği bir paylaşım birkaç gün sonra kimsenin aklına gelmeyebilir. Fakat gerçek bir dostun hayatımızda bıraktığı iz yıllarca kalabilir. Hayatın sonunda elimizde takipçi sayımız olmayacak. Kaç kişinin fotoğraflarımızı beğendiğini, kaç kişinin hikâyelerimizi izlediğini ya da kaç kişinin bizi sosyal medyada takip ettiğini kimse hatırlamayacak. Hatırlanacak olan, kimlerin hayatımıza gerçekten dokunduğu olacak. Zor günümüzde kim yanımızdaydı, hastalandığımızda kim bizi merak etti, başarısız olduğumuzda kim elimizden tuttu, ağladığımızda kim bizi yargılamadan dinledi ve hiçbir şeyimiz kalmadığında bile kim yanımızda durdu? Gerçek zenginlik tam olarak burada saklıdır. Bu nedenle belki de artık daha fazla takipçi kazanmanın değil, daha fazla gerçek bağ kurmanın peşinden gitmeliyiz. Daha fazla beğeni almak yerine daha fazla insanın hayatına gerçek anlamda dokunmayı önemsemeliyiz. Telefonumuzu zaman zaman bir kenara bırakıp sevdiklerimize zaman ayırmalıyız. Bir arkadaşımızı sadece paylaşımını gördüğümüzde değil, gerçekten merak ettiğimiz için aramalıyız. Bir kahveyi fotoğrafını çekmek için değil, sohbet etmek için içmeliyiz. Bir sofrada telefon ekranlarına değil, birbirimizin yüzüne bakmalıyız. Çünkü hayat zaten yeterince hızlı akıyor. Günler, aylar ve yıllar fark etmeden geçiyor. İnsanlar hayatımıza giriyor, bazıları kalıyor, bazıları gidiyor. Bazen aynı evde yaşadığımız insanlarla bile yeterince konuşamadığımızı fark ediyoruz. Oysa kaybettiğimiz zamanın geri dönüşü yok. Bugün yanımızda olan insanlara zaman ayırmak için yarını beklememeliyiz. Unutmamamız gereken çok basit ama çok önemli bir gerçek var: Bir takipçi sizi izler, gerçek bir dost ise sizi görür. Bir takipçi paylaşımınızı beğenir, gerçek bir dost hayatınızı önemser. Bir takipçi güzel gününüzde karşınıza çıkar, gerçek bir dost kötü gününüzde kapınızı çalar. Bir takipçi ne yaptığınızı merak eder, gerçek bir dost nasıl olduğunuzu merak eder. İşte aradaki fark küçücük görünse de aslında insan hayatının tamamını değiştirecek kadar büyüktür. Belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur: Binlerce insan tarafından görülmek mi istiyoruz, yoksa birkaç insan tarafından gerçekten anlaşılmak mı? Benim cevabım çok açık. İnsan sadece görünmek değil, anlaşılmak istiyor. Sadece konuşmak değil, dinlenmek istiyor. Sadece kalabalıkta bulunmak değil, bir yere ait olduğunu hissetmek istiyor. Bu nedenle hayatımızı takipçi sayılarının, beğenilerin ve sanal kalabalıkların üzerine kurmamalıyız. Çünkü ekranlar bir gün kapanacak, bildirimler susacak, sosyal medya akışları değişecek ve bugün hayatımızın merkezinde olan birçok şey zamanla önemini kaybedecek. Fakat gerçek insanların hayatımızda bıraktığı iz kalacak. Zor zamanımızda yanımızda olan bir dostun sesi, omzumuza dokunan bir el, içten bir sarılma, samimi bir sohbet ve “Ben senin yanındayım” diyen bir insanın varlığı hiçbir sanal kalabalıkla kıyaslanamaz. Sonuç olarak yeni nesil yalnızlık, insanın etrafında kimsenin olmaması değil, etrafında çok insan olduğu hâlde kendisini gerçekten anlayan kimsenin olmamasıdır. Bugün binlerce takipçiye sahip olmak kolay olabilir, fakat gerçek bir dost kazanmak hâlâ emek, güven, sadakat ve samimiyet istiyor. Belki de bu nedenle hayatımızdaki insanları saymak yerine onlarla kurduğumuz bağların gerçekliğine bakmalıyız. Çünkü insanın gerçek zenginliği telefon rehberindeki isimlerin sayısı değil, gerektiğinde hiç düşünmeden kapısını çalabileceği insanların varlığıdır.
Bin takipçi sizi tanımayabilir. Ama bir gerçek dost sizi sizden bile iyi anlayabilir. Bin kişi sizi alkışlayabilir. Ama gerçek bir dost düştüğünüzde elinizden tutabilir. Binlerce insan adınızı bilebilir. Ama bazen sadece bir insanın “Sen bugün iyi görünmüyorsun, neyin var?” diye sorması dünyalara bedel olabilir. İşte gerçek bağ budur. Gerçek dostluk budur. Ve belki de bugün hepimizin ihtiyacı olan şey daha büyük bir dijital çevre değil, daha küçük ama daha gerçek bir insan çevresidir. Çünkü hayatın sonunda kaç kişinin bizi takip ettiğini değil, kaç kişinin gerçekten yanımızda olduğunu hatırlayacağız. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere sevgiyle kalın
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ / YAZAR
























Yorum Yazın