Ayakkabı deyip geçme, onu yalnızca bir eşya olarak görüp, kapının önünde bırakmak haksızlıktır çünkü onlar, bir ömrün birebir tanığıdır. Alın terinin sessiz ortağı, hayat mücadelesinin görünmeyen kahramanıdır. İşte köylünün ayağındaki lastik ayakkabı, halk arasında yıllarca “Cıslaved" diye anılan o mütevazı ayakkabı da bunlardan biridir.
Sevgili Habercaddesi okurlarım bilirsiniz bugün vitrinlerde binlerce liralık ayakkabılar sergileniyor. Her mevsime, her spora, her kıyafete özel modeller üretiliyor. Çuvaldızı kendime batırayım, bir oda dolusu olmasada fazlaca ayakkabım vardır, her kıyafetime göre değişir, kimi zaman spor, kimi zaman klasik tarz giyerek kıyafetimi tamamlıyorum. Bir zamanlar Anadolu'nun tüm köylerinde tek bir ayakkabı vardı; geçin kıyafeti, şuyu, buyu, tek bir ayakkabı ile dört mevsim geçirilirdi. Çamurda da, harmanda da, dağa çıkarken de, pazara giderken de, tezek üstünde de giyilen ayakkabı oydu yalnızca ayağı değil, bir hayatı taşırdı.
İşte onun tek bir adı vardı.. “Cıslaved” denildiğinde birçok insanın aklına siyah, sade ve gösterişsiz bir lastik ayakkabı gelir. Oysa onu asıl değerli yapan görünüşü değildi dayanıklılığıydı, sabrıydı tıpkı onu giyen insanlar gibi sessiz ama güçlü oluşuydu.
Köy hayatını gerçekten yaşamış olanlar iyi bilir.
Gün daha güneş doğmadan başlar, horoz sesiyle uyanılır, ahıra gidilir, hayvanlar beslenir, inekler sağılır, yumurtalar toplanır, ardından tarlaya doğru uzun bir yürüyüş başlardı. O yürüyüşlerin her adımında insanların ayağında Cıslaved vardı. Sabah çiğinin ıslattığı otların üzerinde, yağmurdan sonra balçığa dönen patikalarda, taşlı yollarda, dere kenarlarında... Ayağın altındaki tek koruyucu oydu.
Ne marka merakı vardı ne moda kaygısı. Kimse ayakkabısının rengine bakmazdı. Önemli olan gün boyu ayağını yaralamadan işini görebilmesiydi çünkü köylü için ayakkabı bir gösteriş değil, ekmek kapısına giden yolun vazgeçilmez bir parçasıydı.
Bugünün gençleri belki anlayamaz. Islanan bir ayakkabının sobanın yanında kurutulmasını, yırtılan yerinin eski bir lastikle yamalanmasını, tabanı inceldiğinde atılmayıp tekrar tekrar tamir edilmesini... Çünkü o yıllarda hiçbir şey kolay kazanılmazdı. Bir çift ayakkabı aylarca, bazen yıllarca kullanılırdı, eskidikçe değeri azalmaz, aksine emekle bütünleşirdi.
Şehirlerde büyüyen çocuklar asfaltın üzerinde yürüyerek büyüyor ama köy çocukları taşın ne kadar sert olduğunu, dikenin ayağa nasıl battığını, toprağın kokusunu ve yağmurdan sonra oluşan çamurun ağırlığını çok iyi bilirdi. İşte Cıslaved bütün bunlara karşı ayağı koruyan mütevazı bir kalkandı.
Belki ayağı terletirdi, belki yaz sıcağında bunaltırdı, belki kışın içine su alırdı ama yine de vazgeçilmezdi çünkü onun yerini dolduracak başka bir seçenek çoğu zaman yoktu. İnsan sahip olduğu şeyle yetinmeyi bilmeliydi. Belki de bugünün en büyük eksikliği tam burada başlıyor artık elimizdekilerin kıymetini bilmeyi unutuyoruz.
Neydi bu Cıslaved, nereden çıkmış, nasıl dünyaya yayılmıştı ?
Zamanı biraz geriye alalım, XIX.yüzyılın sonlarına gidelim, 1893 yılında İsveçli Wilhelm ve Carl Gislow kardeşlerin kurduğu “Gislaved” ilk yıllarında kauçuk esaslı birçok farklı ürün üretiyordu. O dönem otomobil henüz lüks bir merak konusu, bisiklet ise günlük yaşamın vazgeçilmez ulaşım aracıydı. Kauçuğun geleceği ise daha yeni keşfedilmekteydi. Küçük bir İsveç fabrikasında başlayan üretim, zamanla teknik bilgiyle, disiplinli işçilikle ve bitmeyen kalite arayışıyla büyümeye başladı.
İsveç'in uzun ve sert kışları, mühendisleri sürekli daha güvenli çözümler geliştirmeye zorluyordu. Kar, buz, don ve kilometrelerce süren orman yolları laboratuvarlardan çok daha gerçekçi bir test merkeziydi.
Belki de bu yüzden Gislaved lastik ayakkabıları hiçbir zaman gösterişli reklamların değil, güven duygusunun markası oldu. İskandinav kültüründe gösteriş yerine işlevsellik, abartı yerine sağlamlık ön plandaydı 1893 yılında kurulan fabrikada hurda lastiklerden üretilen kauçuk ayakkabılar, 1930'lu yıllarda Türkiye'ye ulaştı. Anadolu insanı bu sağlam ayakkabıları benimsedi ve zamanla "Gislaved" ismi halk arasında "Cızlaved” olarak söylenmeye başlandı. Bu hikaye gerçek miydi, söylenti miydi bilemiyorum.
Belki bugün kimse Cıslaved giymiyor, belki adı bile yavaş yavaş unutuluyor ama onu giyen insanların emeği hâlâ sofralarımıza geliyor. O insanların alın teri hâlâ bu ülkenin en kıymetli sermayesi olmaya devam ediyor.
Bizler bazen geçmişe yalnızca nostalji gözüyle bakıyoruz oysa geçmiş, sadece özlenecek bir zaman değildir; saygı duyulacak bir emek hikâyesidir. Cıslaved de bu hikâyenin sessiz kahramanlarından biridir. Konuşmazdı, şikâyet etmezdi, dikkat çekmezdi ama her adımda sahibine eşlik ederdi.
Bugün modern hayatın içinde koşarken belki o eski lastik ayakkabıları bir köşede unutuyoruz fakat unutmamamız gereken asıl şey, o ayakkabıların üzerinde yürüyen insanların bize bıraktığı mirastır. Sabır, kanaat, emek, dayanıklılık ve alın teri...
Belki de bir gün eski bir köy evinin kapısında, tozlanmış bir çift Cıslaved görürseniz, onu sadece eski bir ayakkabı sanmayın. Bir ömrün sessiz tanığı, binlerce kilometrelik emeğin izi ve Anadolu insanının vakur duruşunun sembolü olarak görün. Çünkü bazen en büyük hikâyeler, en sessiz ayakkabıların içinde saklıdır.
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ
























Yorum Yazın