Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medya, yalnızca iletişim şeklimizi değil, aile yapısını da derinden etkilemeye başladı. Bugün milyonlarca insan günlük yaşamını sosyal medya üzerinden paylaşırken, bazıları için bu platformlar gelir kapısına, bazıları için ise popülerlik yarışına dönüştü. Ancak işin görünmeyen tarafında aile huzurunu tehdit eden ciddi sorunlar da yaşanıyor. Son yıllarda boşanma davalarının önemli bir bölümünde sosyal medya paylaşımları delil olarak mahkemelere sunuluyor. Eşlerin birbirinden habersiz yürüttüğü yazışmalar, gizlenen arkadaşlıklar, aşırı paylaşımlar, özel hayatın herkesin gözü önüne serilmesi ve sosyal medyada kurulan ilişkiler evliliklerde güven duygusunu zedeleyen en önemli nedenler arasında gösteriliyor.
Peki sosyal medya fenomeni olmak tek başına boşanma sebebi midir? Elbette hayır. Bir kişinin sosyal medya fenomeni olması, çok takipçiye sahip olması ya da içerik üretmesi tek başına boşanma nedeni oluşturmaz. Ancak bu süreçte sergilenen davranışlar, evlilik birliğini temelinden sarsacak boyuta ulaşıyorsa durum tamamen değişiyor. Türkiye'de bu konuda dikkat çeken kararlar bulunuyor. Özellikle eşini ve ailesini ihmal edecek derecede sosyal medya bağımlılığı geliştiren, sürekli canlı yayın yapan, karşı cinsle uygunsuz yakınlık kuran, özel aile hayatını izinsiz paylaşan ya da eşinin kişilik haklarını zedeleyen paylaşımlarda bulunan kişiler hakkında açılan davalarda mahkemeler bu davranışları kusur olarak değerlendirebiliyor. Bu noktada en önemli gelişmelerden biri de Yargıtay'ın verdiği emsal kararlardır. Yargıtay, sosyal medya kullanımının evlilik birliğini olumsuz etkilemesi halinde bunun boşanmada kusur sayılabileceğine hükmetmiştir. Özellikle sosyal medya üzerinden karşı cinsle samimiyeti aşan yazışmalar yapılması, eşin güvenini sarsacak paylaşımlar gerçekleştirilmesi, aile hayatının ihmal edilmesi ve özel yaşamın sürekli teşhir edilmesi gibi davranışlar boşanma davalarında önemli deliller arasında yer almaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, fenomen olmanın değil, fenomenlik uğruna sergilenen davranışların evliliğe zarar verip vermediğidir. Bugün birçok içerik üreticisi, daha fazla izlenme uğruna özel hayatını sürekli ekranlara taşıyor. Eşler arasında yaşanan tartışmalar bile canlı yayınlarda konuşuluyor, çocuklar sosyal medya malzemesi haline getiriliyor, aile mahremiyeti takipçi kazanma yarışında ikinci plana atılıyor. Oysa evlilik, güven ve saygı üzerine kuruludur. Beğeni sayıları, izlenme oranları ve takipçi artışları hiçbir zaman aile huzurunun önüne geçmemelidir. Sosyal medyada geçirilen uzun saatler de eşler arasındaki iletişimi zayıflatabiliyor. Aynı evde yaşayan iki insanın birbirine ayıracağı zamanı telefon ekranına ayırması, zamanla duygusal kopukluklara neden olabiliyor. Birçok uzman da dijital bağımlılığın aile içi iletişimi olumsuz etkilediğini sık sık dile getiriyor.
Öte yandan sosyal medya, doğru kullanıldığında meslek haline de gelebiliyor. Binlerce kişi sosyal medya üzerinden ticaret yapıyor, eğitim veriyor, sanatını tanıtıyor veya haber paylaşıyor. Burada sorun platformun kendisi değil, kullanım şeklidir. Eşlerin birbirine karşı dürüst olması, sınırlarını bilmesi ve karşılıklı güveni koruması halinde sosyal medya evlilik için bir tehdit olmaktan çıkabilir. Yargıtay'ın emsal kararları da aslında bunu söylüyor. Sorun sosyal medya değil; sosyal medyanın aile bağlarını zedeleyecek şekilde kullanılmasıdır. Sonuç olarak fenomen olmak boşanma nedeni değildir. Ancak fenomenlik uğruna eşini ihmal etmek, sadakat yükümlülüğünü ihlal etmek, aile mahremiyetini ortadan kaldırmak ve güven ilişkisini sarsacak davranışlarda bulunmak, Türk hukukunda boşanma davalarında kusur olarak değerlendirilebilmektedir. Unutulmamalıdır ki hiçbir sosyal medya hesabı, hiçbir takipçi sayısı ve hiçbir beğeni, huzurlu bir yuvanın yerini tutamaz. Gerçek mutluluk ekranlarda değil, birbirine güvenen ve saygı duyan aile bireylerinin kurduğu sağlam ilişkilerde gizlidir.
Av. Onur YAĞIŞAN























Yorum Yazın