Casusluk…. Geçmiş tarihten bu yana yollarımız casuslarla kesişmiştir, içlerinde öyleleri vardır ki, bir dünya savaşının seyrini bile değiştirmiştir. Tarihin en ilginç casusluk hikayeleri çoğu zaman cephede değil, kapalı kapılar ardında yazılır. O hikâyelerin en dikkat çekici kahramanlarından biri de İlyas Bazna’dır. Dünyanın onu tanıdığı isim ise “Cicero”…
Bugün sizlere çoklarınızın ismini bile duymadığı ama bir dünya savaşının seyrini değiştirecek kadar gücü olan ünlü bir casusu anlatacağım… Kod Adı Cicero… Gerçek adı ise İlyas Bazna’dır.
Hayal gücünüzü kullanın, bir insan düşünün; diplomatik koridorlarda sessizce dolaşıyor kimsenin dikkatini çekmiyor hatta çoğu kişinin gözünde yalnızca sıradan bir hizmetli. Tabiki işin aslı böyle değil, o dünyanın kaderini değiştirebilecek gizli belgeleri kimseye hissettirmeden fotoğraflıyor. İlyas Bazna’nın hikâyesi tam da burada başlıyor.
Ayları, yılları geriye sarıp İlyas Bazna yani Nam-ı diğer Cicero’nun hayatını anlatmaya başlayayım.
Asıl adı İlyas (Elyasa) Bazna olan ama genelde kod adı “Çiçero” ile tanınan İlyas Bazna 28 Haziran 1904 sıcak bir yaz günü Priştine’de doğdu. Priştine o zaman Osmanlı toprakları içinde. 1912’de Balkan Savaşı’yla milyonlarca insan göçe zorlanınca, İlyas Bazna da ailesiyle birlikte önce Selanik’e, oradan da İstanbul’a göçtü. İstanbul’da askeri bir okula gitti. Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul İngiliz, Fransız ve İtalyanların işgali altına girince, o zaman daha 16 yaşında olan İlyas Bazna, bir Fransız nakliyat şirketinde işe girdi, orada şoförlüğü öğrendi. Bir Fransız subayın motosikletiyle kaza yaptı. Askeri cezaevine düştü ama cezaevinden kaçmayı başardı. Çanakkale’de yakayı ele veren İlyas Bazna ‘Tehlikeli genç suçlu’ olarak İstanbul’daki Fransız askeri mahkemesince üç yıl ceza yedi ve Marseille Cezaevi’ne sürgün edildi orada Fransızca öğrendi.
İlyas Bazna aslında zeki biriydi, Türkçenin yanı sıra Hırvatça, Fransızca, Yunanca ve Almanca bilen, Aryalar okuyan bariton sesli bir kişiliğe sahipti, cezasını çektikten sonra Türkiye’ye döndü.
İkinci Dünya Savaşı başlamıştı, bu sırada önce Ankara’da Alman Sefaretinde Sefir Albert Jenke’nin yanında şoför ve uşak olarak çalıştı. Sefirin özel mektuplarını okuduğu için işten atılınca, şansıda yaver gidince bu kez İngiliz Sefareti’ne girdi. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldığı için başkent Ankara casuslar için uluslararası bir buluşma merkeziydi. Ankara’da bir araya gelen casuslar, birbirlerinden gizli bilgi koparmaya çalışıyorlardı. Hiçbir yerde dikiş tutturamayan, lükse, paraya ve kadına düşkün olan İlyas Bazna bu fırsatı kaçırmak istemedi. Kavas, yani uşak olarak çalıştığı İngiliz Sefareti’nde Sefir Sir Hugessen’i akşam verdiği uyku haplarıyla derin uykuya sevk eden İlyas Bazna Sefirin çekmecesindeki ‘çok gizli’ belgelerin fotoğrafını Leica marka fotoğraf makinasıyla çekip, büyük paralar karşılığı Almanlara sattı.
İlk başta 52 değerli belge için 20 bin sterlin alan Bazna, belgelerin çok değerli ve doğru olduğu anlaşılınca, her getireceği yeni belge için 15 bin sterlin ücretle anlaştı. Casusluk hizmeti karşılığı aldığı paraları Sefaretteki odasında bulunan halının altına sakladı.
Hayati önem taşıyan bilgileri İngiliz Büyükelçiliği’nden alıp, Alman Büyükelçiliği’ne taşıyan Cicero’nun Almanya’ya verdiği belgeler çok büyük önem kazanmaktaydı.
Nihayet savaş sona ermişti ve İlyas Bazna casuslukla elde ettiği büyük miktarlardaki İngiliz banknotlarıyla, Müteahhitlik yapmaya başlamıştı. İlk iş olarak devletten ihale alarak Bursa Haşim İşcan İlkokulu’nu yaptı. Bursa’da bir kaplıca oteli inşaatına başlamak üzereyken, devlet tüm mal varlıklarına piyasaya sahte para sürdükleri için el koydu.
Hani “Allahın sopası yok, yarına bırakır ama yanına bırakmaz” derler ya. İlyas Bazna da ava giderken avlanmıştı. İki yıl süresince sağladığı gizli belgeler karşılığında Almanlardan aldığı, halının altında sakladığı paralar aslında sahteydi. Kısaca Bazna’da Naziler tarafından dolandırılmıştı.
İlyas Bazna için çarklar ters dönmeye başladı artık parasız ve yoksuldu, birçok kişiye borcu vardı, İkinci el araç alım satımı yaparak geçimini sağlamaya çalıştı ama orada da başarılı olamadı. Müziğe küçüklüğünden beri meraklıydı hatta zamanında şan dersleri bile almıştır, kendisinin iyi bir opera şarkıcısı olduğunu düşünüyordu. Gelir elde etmek amacıyla İstiklal Caddesi’ndeki Saray Sineması’nı kiraladı ve bir konser verdi. Birkaç yüz kişinin izlemeye geldiği konserde İlyas Bazna, bariton sesi ile Handel, Giovanni ve Verdi’den aryalar söyledi. İzleyiciye keyifli saatler yaşattığını düşünürken, izleyicilerin arasında alacaklıları ve icra memurları olduğundan haberi yoktu nitekim konser bitti ve alacaklılar konser için toplanan bütün hasılata el koydular.
İlyas Bazna, kelimenin tam anlamıyla sınıfı tüketmişti,artık Türkiye de yaşayamaz dı.
16 Nisan 1954 tarihinde Almanya Dışişleri Bakanlığı’na bir yazı yazarak Almanya’nın kendisine sahte para vererek dolandırdığını ve zararının tazmin edilmesini istedi. Bakanlık ise 4 ay sonra verdiği yazılı yanıtta bu talebini reddetti. Yoksulluk içinde geçen yıllardan sonra 1962 yılında anılarını yazdı ve bu kitaptan bir miktar gelir elde etti. Bir süre sonra Almanya’ya gitti, Alman hükümetinden bir miktar maaş almaya başladı ve orada yoksulluk içinde 66 yaşında iken öldü.
Cicero’nun bir zamanlar göz kamaştıran yaşamı, bir dilim ekmeğe muhtaç olarak son buldu.
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın