Ben oyunculuğa Yeşilçam’da başladım. İyi ki de o dönemde Yeşilçam çatısı altında olmuşum. Çünkü bizim dönemimizde Yeşilçam’a değer vardı. Zor koşulların içinde sanat uğruna verilen büyük bir savaş vardı. Emek vardı, alın teri vardı, dayanışma vardı… Bugün geçmişe dönüp baktığımda, o yılların ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Bizim Yeşilçam’ımızda herkes işinin ucundan tutardı. Öyle bugünkü gibi her şeyin hazır olduğu bir sistem yoktu. Herkes kendi kostümünü kendisi bulurdu, hatta makyözünü bile… Oyuncu sadece kamera karşısına geçip rolünü yapmazdı. Filmin ortaya çıkması için elinden geleni yapardı. Çünkü hepimiz o filmin bir parçasıydık. O yıllarda dijital kameralar yoktu. Filmler makara filmlerle çekilirdi. O makaraların her karesi, her metresi çok değerliydi. Bir sahneyi bugün olduğu gibi defalarca çekmek, beğenmeyince yeniden yapmak kolay değildi. Herkes ne yaptığını bilmek, işine hazırlanmak ve o anı en iyi şekilde değerlendirmek zorundaydı. Kamera çalışmaya başladığında sette bambaşka bir hava oluşurdu. Herkes susar, herkes işine odaklanırdı. Oyuncu repliğini, yönetmen sahnesini, kameraman görüntüsünü, ışıkçı ışığını düşünürdü. Herkes kendi görevini en iyi şekilde yapmaya çalışırdı. Bütün bunların altında ise tek bir şey vardı, sanat sevgisi…
Biz Yeşilçam’ı sadece bir iş olarak görmedik. Yeşilçam bizim hayatımızın bir parçasıydı. Setlerde saatler geçirirdik. Yorulduk, bekledik, zorlandık ama hiçbir zaman yaptığımız işten şikâyet etmedik. Çünkü sinemayı seviyorduk. Bugün o yılları düşündüğümde gözümün önüne setler geliyor. Oyuncu arkadaşlarım geliyor. Kamera arkasındaki emekçiler geliyor. Kostümler, makyajlar, dekorlar, ışıklar geliyor. Bir de o eski film makaralarının kokusu… İnsanın bazı anıları vardır, üzerinden yıllar geçse bile eskimez. Hatta yıllar geçtikçe daha da değerlenir. Benim Yeşilçam anılarım da öyle. Bugün teknoloji çok ilerledi. Dijital kameralar var, görüntüler anında izlenebiliyor, sahneler istenildiği kadar tekrar çekilebiliyor. Elbette teknoloji güzel ve sinemaya büyük katkılar sağlıyor. Ama ben bazen yine de eski günleri arıyorum. Çünkü bizim dönemimizde imkansızlıkların içinde büyük işler başarmanın ayrı bir heyecanı vardı. Bir sahneyi tamamladığımızda duyduğumuz mutluluk başkaydı. Bir filmin tamamlanıp beyazperdeye çıktığını görmek başkaydı. Seyircinin alkışını duymak, insanların filmlerimizi konuştuğunu görmek başkaydı. Bizler o filmlerde sadece rol yapmadık. O filmlere hayatımızdan bir parça bıraktık. Belki bu yüzden Yeşilçam filmlerini bugün izlediğimde, ekrandaki her oyuncunun, her sahnenin, her görüntünün arkasında büyük bir emek görüyorum.
Ve içimden hep aynı cümle geçiyor…’Hey gidi Yeşilçam hey…’ Ben Yeşilçam’ı çok özledim. Setleri çok özledim. O eski dostlukları, dayanışmayı, birlikte üretmenin verdiği mutluluğu çok özledim. Birlikte yorulmayı, birlikte gülmeyi, birlikte heyecanlanmayı özledim. En çok da insanların yaptıkları işe duyduğu o büyük saygıyı özledim. Çünkü Yeşilçam bize sadece oyunculuk öğretmedi. Bize sabretmeyi, paylaşmayı, mücadele etmeyi ve yaptığımız işe sahip çıkmayı öğretti. Bugün geriye dönüp baktığımda iyi ki diyorum… İyi ki oyunculuğa Yeşilçam’da başlamışım. İyi ki o dönemin setlerini görmüşüm. İyi ki o büyük ustalarla aynı havayı solumuş, aynı setlerde bulunmuş, o filmlerin bir parçası olmuşum. Çünkü Yeşilçam benim için yalnızca geçmişte kalan bir sinema dönemi değil. Yeşilçam benim hayatımın en güzel sayfalarından biri. Ve o sayfa benim kalbimde hiçbir zaman kapanmayacak.
Şehnaz DİLAN























Yorum Yazın