Merhaba, bugünkü yazıma, günlük hayatta olmazsa olmazlarımızdan birinin hikayesiyle başlamak istedim. Evet hayatımızda olmazsa olmazlarımızdan bazı kahramanlar vardır onlar ne alkış beklerler ne de hak ettikleri değeri görürler sessizce görevlerini yapar, sonra bir bardakta başları öne eğik şekilde yeni görevlerini beklerler işte diş fırçası da böyle bir kahramandır.
Her sabah uykulu gözlerle aynaya baktığımızda ilk karşılaştığımız dostlarımızdan biridir o. Küçük yaşlarımızdan bu yana büyüklerimiz tarafından bize öğretilenlerin en başında idi her zaman
“ Sabah kalkınca Lavaboya git, önce yüzünü yıka, sonra dişini fırçala ve günlük hayata başla”
Bunlar taaa ilk okulda bize öğretilmeye başlamıştı.. Hatta günümüze dönersek, henüz anaokuluna gitmekte olan minik çocuklarımız bile bunları bilmekte. Onlar biz daha uyanmadan önce bile görev başındalar, gece boyunca ağzımızda kurulan dişlerimizin baş düşmanı görünmez bakteri ordularına karşı tek başına mücadele eder, bizden ne maaş ister ne de teşekkür, tek istediği şey, günde birkaç dakika bizimle vakit geçirebilmektir.
Bazen hayal gücümü çalıştırırım da, düşünürüm eğer bir diş fırçası dile gelseydi muhtemelen bizlere şöyle derdi:
"Ben senin dişlerini yıllardır koruyorum, benim sayemde inci gibi sıralı dişlerinle gülümsemeler dağıtıyorsun, ama sen ise beni bazen günlerce unutuyorsun hatta bazı sabahlar yüzüme bile bakmadan çıkıp gidiyorsun!"
Bu sözlerinde haklı olmaz mıydı?
Öylesine sıradan görünür ki onun da bir tarihi, bir serüveni, hatta insanlık kadar eski bir hikâyesi olduğunu çoğu zaman düşünmeyiz. Oysa bugün banyolarımızda, lavabolarımızın sessiz köşesinde duran o küçük alet, binlerce yıllık bir medeniyet yolculuğunun tanığıdır.
Belki de insanlığın en mütevazı kahramanlarından biridir diş fırçası.
Çünkü onun hikâyesi yalnızca temizlik hikâyesi değildir; sağlık, estetik, yaşam kalitesi ve insanın kendine duyduğu saygının hikâyesidir.
İnsanlık, dişlerini temizleme ihtiyacını modern çağda keşfetmedi.
Arkeolojik bulgular, yaklaşık beş bin yıl önce yaşayan insanların bile ağız temizliğine önem verdiğini gösteriyor. Eski Mısırlılar, dişlerini temizlemek için ezilmiş kaya tuzu, kurutulmuş çiçekler ve çeşitli minerallerden oluşan karışımlar kullanıyordu.
O yıllarda henüz diş fırçası icat edilmemişti ama ihtiyaç vardı çünkü insanlar doğal olarak o zaman da diş ağrısı çekiyordu, kötü nefes kokusu sosyal hayatı etkiliyordu.
Tarihin derinliklerine inersem yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan tabletlerde , Mezopotamya'da, Hindistan'da ve Çin'de insanların ağaç dallarının uçlarını çiğneyerek lifli hale getirdiği yazılılıydı onlar bu liflerle dişlerini temizliyordu. Hatırlayanlarınız mutlaka vardır, bizler çocukken, dedelerimiz yada ninelerimiz “Misvak” adı verilen bir ağacın kabuklarıyla dişlerini temizlerdi.
XVIII. yüzyıl sonralarıydı, İngiltere İç Savaşı'nda isyana sebep olduğu için hapse atılan William Addis, 1780'de hapishanedeki hücresinde birgün yemek yerken, yediği yemeğin et parçaları dişlerinin arasına takılmış bundan çok rahatsızlık duymuştu, uzun uzun düşündü, sonra kenara ayırdığı kemik parçalarına, battaniyesindeki domuz kıllarını tek tek yolup, sarıp bağlayarak basit bir düzenek hazırladı. O an muhtemelen tarihe geçtiğinin farkında değildi. Belki yalnızca daha iyi bir çözüm arıyordu, belki de zaman geçirmek istiyordu tabiki bilemiyorum çünkü William Addis hakkında çok fazla bilgiye sahip değilim ama farkında olmadan büyük bir buluşa imzasını atmış olmuştu, işte bazen insanlık tarihindeki büyük değişimler tam da böyle başlar. Sessizce, gösterişsizce ve kimsenin alkışlamadığı anlarda.
William Addis'in hayat hikâyesinde beni en çok etkileyen şey, başarının ihtişamı değil; umudun sıradanlığıdır. Çünkü o, imkânların bol olduğu bir laboratuvarda değil, kısıtlılığın içinde düşünmeye başladı, çoğu insanın pes edeceği bir ortamda yeni bir fikir üretti.
Ne kadar ilginçtir ki insanlar çoğu zaman büyük buluşları gökyüzüne çıkan roketlerle, karmaşık makinelerle veya devasa teknolojilerle ilişkilendirir. Oysa bazen bir insanın yaşam kalitesini artıran en önemli icat, her sabah birkaç dakika kullandığı basit bir araç olabilir. Diş fırçası da bunlardan biridir. Milyarlarca insanın günlük hayatına dokunan bu küçük nesne, aslında insanlığın sağlığına yapılan sessiz bir katkıdır.
William Addis'in adı çoğu zaman tarih kitaplarının kalın sayfalarında yer almaz. Onun adına anıtlar dikilmez, filmler çekilmez, meydanlar doldurulmaz. Eminim çoklarınız onun adını ilk kez benim satırlarımdan duydunuz çünkü o sıradan bir mahkum olduğu için adı bile pek anılmaz ama gerçek olan birşey varki, her sabah milyonlarca insanın elinde, farkında olmadan onun mirası yaşamaya devam eder.
Belki de gerçek başarı tam olarak budur. İnsanların hayatını değiştirmek ama bunun için sürekli hatırlanmayı beklememek, dünyaya bir iz bırakmak o izin üzerinde kendi adını büyütmeye çalışmamak.
Bu yüzden her sabah dişlerimizi fırçalarken elimizde tuttuğumuz nesneye belki bir anlığına farklı gözle bakabiliriz. Çünkü o küçük araç, insan iradesinin, merakın ve umudun sessiz bir sembolüdür. Ve onun hikâyesi, William Adidas adında unutulmuş bir adamın insanlığa bıraktığı mütevazı ama ölümsüz bir armağandır.
Sonuç olarak, diş fırçası hayatımızdaki en mütevazı ama en etkili sağlık araçlarından biridir. Sağlıklı bir yaşam, küçük ama düzenli alışkanlıklarla inşa edilir. Belki de yapmamız gereken tek şey, her gün aynanın karşısında kendimize şu soruyu sormaktır: “Bugün sağlığım için ne yaptım?” Cevap çoğu zaman elimizdeki o küçük fırçada gizlidir.
Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ
























Yorum Yazın