Bir insanın değiştiğini fark ettiğimizde çoğu zaman yanlış soruyu sorarız:
“Ne oldu buna?”
Oysa bazen daha doğru soru şudur:
“Buna ne oldu?”
Çünkü bugün bize anlaşılmaz gelen bazı davranışlar, bir zamanlar insanın kendini koruma biçimi olmuş olabilir.
Örneğin bir mesajın gecikmesi: Dışarıdan bakınca sıradan bir şeydir. Ama bazı insanlar için zihin çoktan ihtimalleri üretmeye başlamıştır: “Yine o sessizlik mi?” “Yine bir şey yaptığım için cezalandırılacak mıyım?”
Henüz hiçbir şey olmamıştır.
Ama beden, olacakmış gibi davranmaya başlamıştır.
Travmanın etkilerinden biri de budur. İnsan yalnızca yaşadığı şeyi hatırlamaz. Zamanla olabilecek olanı da yaşamaya başlayabilir. Geçmişte öğrenilen tehlikeler, bugünün küçük işaretlerini olduğundan daha büyük gösterebilir.
Bu yüzden bazı insanlar fazla düşünür, bazıları geri çekilir, bazıları herkesi memnun etmeye çalışır. Bazıları yakınlık ister ama yaklaşınca korkar. Bazıları ise daha hiçbir şey olmadan kendini korumaya başlar.
Dışarıdan bakıldığında bunlar “aşırı hassasiyet”, “güvensizlik” ya da “zor bir karakter” gibi görünebilir.
Oysa içeride çoğu zaman başka bir soru vardır:
“Kendimi yeniden korumam gerekecek mi?”
Psikolojik şiddetin en derin izlerinden biri de insanın kendi iç sesine olan güvenini kaybetmesidir. Fikri küçümsenen, hisleri sürekli önemsizleştirilen, itirazı sorun hâline getirilen kişi zamanla yalnızca karşısındakine değil, kendisine de güvenmemeye başlayabilir.
Önce “Ben böyle düşünüyorum” demek zorlaşır.
Sonra “Ben böyle hissediyorum.”
En sonunda insan, “Ben ne istiyorum?” sorusunun cevabını bile başkasının tepkisinden bağımsız veremez hâle gelebilir.
Ve bazen insanın değiştiği sanılan yer tam da burasıdır.
Hayatını sürdürür, çalışır, sorumluluklarını yerine getirir, güler. Ama yaşamakla işlev görmek aynı şey değildir. İnsan dışarıdan tamamen iyi görünürken içeride yalnızca fonksiyonel hâle gelebilir.
Takvim ilerlerken sinir sistemi her zaman aynı hızda ilerlemez.
Uzun süreli alarm hâli insanın ruhuna olduğu kadar bedenine ve sağlığına da yük bindirebilir. Uyku, dikkat, enerji, huzur. Hepsi bundan payını alabilir.
İşte bazen görünmez bir duvar da böyle oluşur.
İnsan önce kendini korumak için örer o duvarı. Sonra duvar işe yarar. Ama bir gün fark eder ki, artık yalnızca incitenleri değil, yaklaşabilecek olanları da dışarıda bırakmaktadır.
İyileşmek, o duvarı bir gecede yıkmak değildir. Geçmişte işe yarayan korunma biçimlerinin bugün hâlâ gerekli olup olmadığını fark etmektir.
Çünkü alarmın çalması, her zaman yangın olduğu anlamına gelmez.
Geçmişi anlamak, yaşananları mazur göstermek değildir. Hiçbir travma zarar vermeyi haklı çıkarmaz. Ama davranışın arkasındaki yarayı görebilmek, insanı etiketlemekten daha değerlidir.
Belki de birbirimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur:
“Neden böyle davranıyor?” yerine,
“Neyi korumaya çalışıyor?”
Çünkü geçmiş, insanın dünyayı okuma biçimine iz bırakabilir. Ama geleceğin tamamını yazmak zorunda değildir.
Bir zamanlar seni hayatta tutan alarmın, bugün hayatını yönetmesine gerek yoktur...
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın