Bazı tablolar vardır; bakarsınız, beğenirsiniz ve geçersiniz. Bazıları ise yıllar boyunca peşinizi bırakmaz. Bir müzede gördüğünüzde gözlerinizi üzerine kilitler, evinizde asılıysa odanın havasını değiştirir ve bazı tablolarda vardır ki onlar sadece bir resim değil bir hikaye veya bir efsane hatta bir korku mirasıdır.
"Ağlayan Çocuk" adlı tablo da tam olarak böyle bir eserdir.
80 li, 90 lı, hatta 2000 li yılların başlarında dünyada milyonlarca evin duvarlarında, yurdumuzda ise her evden öte minibüslerin arkalarında, okullarda, aklınıza gelebilen her yeri süsleyen bu tablo, benim evimde hiçbir zaman olmadı nedenini resmin uğursuzluğuna bağlamayın , öyle batıl inançlarım yoktur benim, sevmedim, sevemedim ben bu resmi çünkü çocuklar hiç ağlamasın, hep gülsünler istiyorum.
Bir akım gibi zamanla dünyanın en gizemli sanat eserlerinden biri hâline geldi. Kimi için yalnızlığın resmi, kimi için savaşların ardından kalan yetimlerin sembolü, kimi içinse uğursuzluğun ta kendisi... Ağlayan çocuk yada bizdeki adı ile “Çiko”
Tabloya ilk baktığınızda gördüğünüz şey oldukça basittir büyük gözleri yaşlarla dolmuş küçük bir çocuk, yüzünde tarifsiz bir hüzün, dudaklarında donmuş kalmış konuşulamayan acılar. İnsan, bu çocuğun neden ağladığını tabiki merak ediyor.
Belki annesini kaybetmiştir.
Belki evini.
Belki de yaşayamadığı çocukluğunu...
Tam da bu bilinmezlik, tabloyu sıradan bir resim olmaktan çıkarıp efsaneleştiren ilk adım oluyor. Ben yazımın en başında demiştim bu tabloyu hiç sevmedim diye yapı olarak çocukları çok severim onlar masumdur, günahsızdır hiçbir çocuğun ağlamasını istemem, onlar hep gülmeli…
Düşünebiliyor musunuz, Osman Hamdi bey, Vincent Van Gogh, Pablo Picasso’nun hatta Salvador Dali’nin ünlü tablolarını dahi gölgede bırakan belki de ismi az duyulan İtalyan ressam Bruno Amadio’nun onlarca tablosu arasında sadece bir tanesi, ağlayan çocuk tablosu birden dünya gündemine oturuyor…
Bende düşünmedim değil “Niye gülen çoçuk değilde, ağlayan çocuk?” araştırmalarım beni ressam, Bruno Amadio’nun II. Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa'nın yıkıntılarla dolu sokaklarında büyüyen çocuklardan ilham aldığı söylentilerine götürdü..
Belki de anlatılanlar doğruydu çünkü savaşın bıraktığı enkaz sadece şehirleri değil, insan ruhlarını da harabeye çevirmişti. Yetim kalan, ailesini kaybeden veya yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren onbinlerce çocuk vardı.
Amadio'nun fırçasından çıkan “Ağlayan Çocuklar Serisi” Bu acının resmedilmiş hâli söylentilerinin doğruluğunu adeta ispatlar gibiydi..
Ancak hikâyemiz burada bitmiyordu, asıl gizem yıllar sonra başlayacaktı.
1980'li yıllarda İngiltere'de tuhaf olaylar yaşanmaya başladı. Çeşitli evlerde yangınlar çıkıyor, alevler neredeyse her şeyi küle çeviriyordu fakat yangın sonrasında itfaiyecilerin dikkatini çeken ortak bir ayrıntı vardı duvarlarda asılı “Ağlayan Çocuk” tabloları çoğu zaman zarar görmeden yangından kurtarılıyordu.
Evler yanıyor...
Mobilyalar kül oluyor...
Çatılar çöküyor...
İnsanlar yanıyor ama küçük çocuğun gözyaşlarıyla dolu yüzü hâlâ duvarda hiçbir şekilde zarar görmeden duruyordu.
4 Eylül 1985 tarihinde, İngiliz tabloid gazetesi “The Sun” da bir haber yayınlandı.
-Ron ve May Hall çiftinin Güney Yorkshire’daki evleri yanmıştır. -
Ron’un itfaiye görevlisi kardeşi Peter Hall, gazeteye bir açıklama yaparak enkaza dönen evde hasar görmemiş bir Ağlayan Çocuk tablosu bulduklarını bildirmiştir.
Bu haberin ardından sanki bir yerden düğmeye basılmış gibi haberler gelmeye başladı öyleki her çıkan yangında her şey kül oluyor ama “Ağlayan Çocuk” tabloları asla zarar görmüyordu…
İngiltere’de kısa sürede bu efsane yaygınlık kazandı ve milli bir mesele haline geldi.
İşler o hale geldi ki Güney Yorkshire İtfaiye Müdürlüğü basın açıklaması yapmak zorunda kaldı.
Açıklamada: Yangınların elektrik kontağı gibi sebeplerle çıktığını, bazı evlerde resmin yanmamasının sebebinin üzerine basıldığı malzemenin özelliklerinden kaynaklandığı ilan edilmişti fakat bu açıklama da insanları sakinleştirememişti.
İnsanoğlu böylerdir yeterki karalama kampanyası olsun o anda sürü psikolojisi devreye girer her tür paranormal olay bu resimlere bağlanır.
Resmin üzerindeki vernik ateşe dayanıklı olduğundan resim yanmıyor diye açıklama yapmak kimsenin aklına gelmez.
Tüm bu olaylardan sonra The Sun’ın editörü Kelvin MacKenzie, halka şu çağrıda bulundu:
“Evinizde asılı Ağlayan Çocuk resmi hakkında endişeleriniz varsa hemen bize gönderin, biz sizin için onu yok edelim !”
Ve böylece 1985 yılının Cadılar Bayramı günü, The Sun, lanetli olarak kabul ettiği Ağlayan Çocuk resimlerinin yakılması için büyük bir gösteri düzenler yaklaşık 2.500 adet Ağlayan Çocuk kopyası yok edilir.
Aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen insanlar hâlâ internette hikâyelerini araştırıyor, belgeseller izliyor ve tartışıyor çünkü bazı resimler sadece boya ve tuvalden oluşmaz, bazıları insan ruhunun aynasına dönüşür.
Bana göre Ağlayan Çocuk tablosu da tam olarak böyledir. Belki lanetli değildir, belki hakkında anlatılanların çoğu bir şehir efsanesinden ibarettir ama bir gerçek var ki inkâr edilemez:
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, o çocuğun gözlerine baktığında aynı duyguyu hisseder.
Tarifi zor bir hüzün...
Sessiz bir yalnızlık...
Ve sanki yüzyıllardır süren bir yardım çığlığı...
Belki de tabloyu unutulmaz yapan şey gizemi değil, hepimizin içinde sakladığı o küçük, kırılgan ve zaman zaman ağlayan çocuğu hatırlatmasıdır.
Bazı gözyaşları kurumaz,
Bazı bakışlar unutulmaz,
Ve şunuda vurgulamak isterim ki bazı tablolar vardır asla sessiz kalmaz.
Benimde hiç sevmediğim tabloların başında gelir “Ağlayan Çocuk “ tablosu, uğursuzluğuna inandığımdan falan değil, en başta da söylediğim gibi ben batıl inançlara inanmam, isterim ki dünya yüzeyinde tek bir ağlayan çocuk dahi olmasın, onlar hep gülsün…
Bu günlükte bu kadar, hüzünlendiniz değil mi? Unutmayalım çocuklar bir çiçektir, onları üzmeyelim, ağlatmayalım, onlar hep gülsün, çocuklar bizim geleceğimizdir.
Başka bir yazımda buluşmak üzere Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın