Modern toplum çocuklardan giderek daha erken yaşlarda “başarılı” olmalarını bekliyor.
Yüksek notlar, sınav dereceleri, yabancı dil, iyi bir üniversite, prestijli bir meslek…
Henüz çocukluk yıllarında başlayan bu beklenti, zamanla çocuğun değerini akademik performansıyla ölçen görünmez bir sisteme dönüşebiliyor. Oysa gelişim psikolojisi ve eğitim bilimleri açısından başarı, yalnızca bilişsel performanstan ibaret değildir. Sağlıklı gelişim; bilişsel, sosyal, duygusal ve ahlaki boyutların birlikte desteklenmesini gerektirir.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Akademik olarak başarılı çocuklar yetiştirirken, empati kurabilen, vicdan sahibi, sorumluluk alabilen ve etik kararlar verebilen insanlar da yetiştirebiliyor muyuz?
Başarı, Çocuğun Değeri Değildir
“Kaç aldın?”
“Sınıfta kaçıncısın?”
“Arkadaşın senden neden yüksek aldı?”
Çocukluk döneminden itibaren tekrarlanan bu sorular, başarıyı zamanla bir öğrenme sürecinden çıkarıp değer ölçüsüne dönüştürebilir. Akademik başarı elbette önemlidir. Çalışmak, sorumluluk almak, hedef belirlemek ve emek vermek gelişimin önemli parçalarıdır. Ancak çocuk sürekli performansı üzerinden takdir edildiğinde, kendi değerini de başarısına bağlama riski taşır:
“Başarırsam değerliyim.”
Oysa çocuğun psikolojik gelişimi açısından verilmesi gereken temel mesaj bunun tam tersidir:
“Başarılı olduğun için değil, sen olduğun için değerlisin.”
Kendini yalnızca sonuçlarıyla tanımlamayan çocuk, başarısızlığı kimliğine yönelik bir tehdit olarak değil, öğrenme sürecinin bir parçası olarak görebilir. Eğitim sistemleri ölçülebilir başarıyı sever. Matematiği ölçeriz.
Fen bilgisini ölçeriz. Dil becerilerini ölçeriz.
Peki empatiyi nasıl ölçüyoruz? Vicdanı, dürüstlüğü, adalet duygusunu, sorumluluğu?
Bir çocuğun sınıfta dışlanan arkadaşının yanına oturmasını hangi sınav değerlendiriyor? Hata yaptığında sorumluluğunu üstlenmesinin puanı kaç?
Kimse görmediğinde doğru olanı yapmasını hangi karne gösteriyor? Oysa sosyal-duygusal gelişim, akademik gelişimin rakibi değil; sağlıklı insan gelişiminin temel bileşenlerinden biridir.
Çünkü eğitim sisteminin nihai amacı yalnızca çok bilen bireyler değil, bildiğini insan ve toplum yararına kullanabilen bireyler yetiştirmek olmalıdır.
Bilgi Güçtür; Yönünü Karakter Belirler
Bir çocuk akademik olarak son derece başarılı olabilir. İyi üniversitelerde okuyabilir, önemli unvanlara sahip olabilir, mesleğinde zirveye çıkabilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına onun adaletli, dürüst veya vicdanlı olacağını garanti etmez. Başarılı bir doktor yetiştirmek yetmez; hastasının korkusunu anlayabilen bir doktor yetiştirmek gerekir.
İyi bir yönetici yetiştirmek yetmez; gücü eline aldığında adaletten vazgeçmeyen bir yönetici gerekir. Bilgili bir bilim insanı yetiştirmek yetmez; bilgisinin insan ve toplum üzerindeki sonuçlarını sorgulayabilen bir bilim insanına ihtiyaç vardır. Çünkü bilgi insana güç verir; o gücün hangi yönde kullanılacağını ise karakter belirler.
Karakter eğitimi yalnızca okulun sorumluluğu değildir. Çocuğun ilk sosyal öğrenme alanı ailedir. Çocuklar değerleri yalnızca kendilerine anlatılanlardan değil, yetişkinlerin davranışlarından öğrenir. Çocuğa dürüstlüğü anlatıp günlük hayatımızdaki küçük yalanları normalleştiriyorsak sözümüzün etkisi azalır.
Saygıyı öğretip bize hizmet veren insanlara kaba davranıyorsak çocuk nasihatimizi değil, davranışımızı kaydeder. Adaletten söz edip kendi çıkarımız söz konusu olduğunda haksızlığı görmezden geliyorsak verdiğimiz eğitim tutarsızlaşır.
Bu nedenle ebeveynlerin kendilerine sorması gereken en önemli sorulardan biri belki de şudur:
“Çocuğum nasıl bir insan olsun?” değil, “Çocuğuma nasıl bir insan modeli sunuyorum?”
Akademik başarıyı tesadüfe bırakmıyoruz. Ders programları hazırlıyor, kurslara gönderiyor, sınav sonuçlarını takip ediyoruz.
Peki empatiyi neden kendiliğinden gelişmesini beklediğimiz bir özellik olarak görüyoruz?
Empati geliştirilebilir.
Sorumluluk öğretilebilir.
İş birliği öğrenilebilir.
Etik farkındalık desteklenebilir.
Çocuğun yalnızca yüksek notlarını değil, karakterini gösteren davranışlarını da fark etmek gerekir. “Sınavdan 100 aldığın için seninle gurur duyuyorum” dediğimiz kadar;
“Arkadaşın yalnızken yanında olman çok değerliydi.”
“Hatanı dürüstçe kabul etmen önemliydi.”
“Başkasının başarısına sevinmen çok güzeldi.” diyebilmeliyiz. Çünkü çocuk, yetişkinlerin neyi alkışladığına bakarak neyin değerli olduğunu da öğrenir.
Aslında bu bir tercih değildir. Çocuklarımız hem başarılı hem iyi insanlar olabilir. Mesele başarıdan vazgeçmek değil; başarı kavramını yeniden tanımlamaktır.
Çocuklarımız bilim öğrensin, teknoloji üretsin, yabancı dil konuşsun, iyi üniversitelerde okusun ve mesleklerinde başarılı olsun. Ama bütün bunları yaparken vicdanını kaybetmesin. Gücünü güçsüzü ezmek için kullanmasın. Farklı olana saygı duyabilsin. Başarılı olduğunda kibirlenmesin.
Haksızlık karşısında susmasın.Başkasının acısını anlayabilsin.
Çünkü bir çocuğun matematik notunu ölçebiliriz. Akademik başarısını sıralayabiliriz. Diplomalarını duvara asabiliriz. Ama vicdanın diploması, empatinin sertifikası, dürüstlüğün karnesi yoktur. Yine de bir insanın topluma bırakacağı izi çoğu zaman tam da bunlar belirler.
Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca;
“Başarılı ol.” demek yetmez.
“İyi bir insan olarak başarılı ol.” demeliyiz.
Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca çocuklarının ne kadar başarılı olduğu değil, başarıya hangi değerlerle ulaştıkları da belirler.
SABİHA ÜNAL
YAZAR
























Yorum Yazın