44 yıldır gazetecilik yapıyorum. Neler gördüm, neler duydum, ne hayat hikâyelerine tanıklık ettim… İhanetler, ayrılıklar, dağılan yuvalar, gözyaşları…
Ama bazı hikâyeler vardır ki dinlerken gazeteci kimliğinizi bir kenara bırakır, insan olarak üzülürsünüz.
İşte Aldeberan Özdoğan'ın bana anlattıkları da böyle bir hikâye. Karşımda yalnızca evliliğinde ihanet yaşadığını söyleyen bir kadın yoktu. Karşımda hayatını üç çocuğuna adamış, onların başarılarıyla gurur duyan, yıllarca ailesinin mutluluğu için mücadele ettiğini anlatan bir anne vardı. Ve o anne, konuşmamız boyunca defalarca aynı cümleyi kurdu: “Burhan Bey, ben sadece çocuklarımla huzurlu bir hayat yaşamak istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum!” Bu cümle beni gerçekten etkiledi. Çünkü bir insanın hayattan beklentisi yalnızca huzur noktasına gelmişse, oraya kadar yaşadıklarını da dinlemek gerekir.
13 YILLIK EVLİLİK VE BİR KIZIN ANNESİNE ANLATTIKLARI…
Aldeberan Özdoğan'ın ikinci eşi, demir çelik sektörünün tanınmış iş insanlarından Oytun Özdoğan. 13 yıllık evliliklerinden iki çocukları dünyaya gelmiş. Aldeberan Hanım'ın anlattığına göre evliliklerindeki kırılma, Türkiye kayak şampiyonluğu yaşayan kızları Mila'nın annesine söyledikleriyle başlamış. Küçük kız, babasının annesinin çok yakın arkadaşı olan bir kadınla görüştüğünü fark ettiğini anlatmış. Düşünebiliyor musunuz? Bir çocuk, annesine babasıyla ilgili böyle bir şey söylemek zorunda kalıyor! Aldeberan Hanım önce inanmak istememiş. “Baban öyle şey yapmaz” demiş. Ama daha sonra araştırmaya başladığını, otel kayıtlarına ve başka delillere ulaştığını, eşinin de kendisine ilişkiyi itiraf ettiğini ileri sürüyor. Üstelik söz konusu kadının kendi yakın arkadaşlarından biri olduğunu söylüyor. Bir evlilikte ihanet iddiası zaten ağırdır. Ama bu iddianın merkezinde aile dostu olarak gördüğünüz birinin bulunması, yaşanan hayal kırıklığını daha da büyütür. Elbette bu iddiaların hukuki karşılığına mahkeme karar verecek.
BİR ANNENİN ÜÇ ÇOCUĞU İÇİN VERDİĞİ EMEK…
Konuşmamızın beni en çok etkileyen bölümlerinden biri çocuklarından söz ettiği anlardı. İlk evliliğinden olan kızının Londra'da King's College'a burslu kabul edildiğini, diğer kızının sekiz altın madalyayla Türkiye kayak şampiyonu olduğunu, oğlunun ise futbol alanında gelecek vadettiğini anlattı. Bir yanda Londra, diğer yanda kayak kampları, çocuklarının eğitimleri, spor hayatları… “Burhan Bey, ben hayatımı çocuklarıma adadım” dedi. Ve ardından yaşadığını söylediği olayları tek tek anlattı. Boşanma sürecinde çalışanlarının işten çıkarıldığını, kızının İngiltere'deki kartlarının kapatıldığını, evinin elektrik ve doğal gazıyla ilgili sorunlar yaşadığını, sosyal medya üzerinden tehdit ve hakaretlere maruz kaldığını iddia etti. Bunlar ciddi iddialar. Ve her biri ayrı ayrı araştırılmayı gerektiriyor. Ama ben burada başka bir soruyu sormak istiyorum: Bir evlilik sona ererken çocukların hayatı neden altüst olsun? Anneyle babanın yaşadığı anlaşmazlığın bedelini çocuklar neden ödesin?
YAŞAR İPEK'LE ON DAKİKALIK SOHBET VE ARDINDAN GELEN İDDİALAR…
İşin bir de magazin dünyasına yansıyan tarafı var. Aldeberan Hanım, sanatçı Yaşar İpek'le bir mekânda karşılaştığını, eski aile dostu oldukları için kısa süre sohbet ettiklerini anlattı. Bu karşılaşmanın görüntülerinin daha sonra farklı yorumlarla basına servis edildiğini, kendisine yönelik bir karalama kampanyası yürütüldüğünü iddia ediyor. Üstelik eşinin de kendisine karşı zina gerekçesiyle dava açtığını söylüyor. Aldeberan Hanım bu suçlamaları kesinlikle kabul etmiyor. Şimdi soruyorum: Bir kadın eski bir aile dostuyla konuştu diye hakkında hüküm vermek bu kadar kolay mı? Elbette görüntüler, iddialar ve deliller yargının değerlendireceği konular. Ama hiç kimse birkaç görüntü üzerinden insanların itibarını mahkûm etme hakkına sahip değil.
“OTURALIM, ANLAŞALIM, ÇOCUKLARIMIZ ETKİLENMESİN…”
Bütün bu konuşmada benim zihnimde kalan en önemli cümlelerden biri buydu. Aldeberan Hanım, eşine defalarca anlaşmalı ve medeni bir şekilde ayrılmayı teklif ettiğini söylüyor. Neden mi? Çocukları zarar görmesin diye. Bir anne düşünün… Evliliğinin bittiğini kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor ama çocuklarının düzeninin bozulmasını istemiyor. Bana göre bu yaklaşımın üzerinde durulmalı. Çünkü boşanmak bir tercih, bazen de kaçınılmaz bir sonuç olabilir. Ama ayrılırken birbirine zarar vermek, hele hele çocukları bu kavganın ortasında bırakmak başka bir meseledir.
BENİM SÖYLEYECEKLERİM VAR!
Aldeberan Özdoğan bana yaşadıklarını anlattı. Ben de dinledim. Elbette bu dosyada adı geçen herkesin söyleyecekleri olabilir. Oytun Özdoğan'ın da, iddialarda adı geçen diğer kişilerin de cevap hakkı vardır. Kim haklı, kim haksız? Kim ne yaptı, ne yapmadı? Bunların hukuki değerlendirmesini mahkemeler yapacak. Ama bir gazeteci ve bir baba olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bir evlilik bitebilir. Bir aşk sona erebilir. İnsanlar birbirinden vazgeçebilir. Ama anne ve babalık sorumluluğundan vazgeçilemez! Hiçbir çocuk, anne ve babasının birbirine karşı yürüttüğü mücadelenin silahı haline getirilmemeli. Hiçbir insanın itibarı, doğrulanmamış iddialarla yerle bir edilmemeli. Ve hiçbir anne, hiçbir baba, çocuklarının geleceği için korkarak yaşamak zorunda bırakılmamalı. Aldeberan Hanım konuşmamızın sonunda yine aynı şeyi söyledi: “Burhan Bey, ben sadece çocuklarımla sağlıklı, sakin, huzurlu bir hayat yaşamak istiyorum.” Bazen insanın bütün hayalleri tek bir kelimeye sığar. HUZUR… Dilerim bu ailenin çocukları, yetişkinlerin yaşadığı bu ağır anlaşmazlığın dışında kalır. Ve dilerim herkes bir gün dönüp arkasına baktığında, çocuklarına zarar vermemiş olmanın vicdan rahatlığını yaşar. Çünkü unutmayın… Bir evliliği bitirmek mümkündür. Ama bir çocuğun kalbinde açılan yarayı kapatmak her zaman mümkün değildir.
BURHAN AKDAĞ























Yorum Yazın