Acaba anısı olmayan insan var mıdır ? Hiç sanmıyorum. İnsanın çocukluğu da bir anıdır, gençliği de gün gün, mevsim mevsim.
Kimi anı Sonbahar da düşen bir yaprakta gizlidir, kimi İlkbaharda açan bir çiçekte , kimi deniz kenarında kumlara yazılan bir isimde , kimi de Kış Mevsiminin kar topunda ya da kardan adam da.
İnsanın ailesiyle, anne baba ve kardeşleriyle yaşanmış anıları ne çoktur bu anılar genelde de bir masanın etrafında toplanıp birlikte yenilen yemeklerin tadında gizlidir.
Okul hayatındaki sıralara yazılmış kopyalar da anılardan bir parçadır. Sınıf arkadaşları arasında elden ele gezen hatıra defterlerine yazılmış yazılar, erkeklerin askerlik anıları, çeşitli seyahatlerde yaşanmış olaylar, geçmişe dair neler neler iz bırakanlar ya da hatırlamak istemediklerimiz.
Anılarımız bizi ayakta tutan, unutulması mümkün olmayan hatta herhangi bir vesileyle ortaya çıkan yaşantımızın gerisindeki birikim dünyamız tıpkı masal kitabı gibi.
Anılarımızın kimini ellerimizle tutabiliyoruz , onları sevip okşayabiliyoruz , kimi ise yüreğimizin bir köşesinde sessizce dururlar, hatırlanmak istendiğinde ortaya çıkarlar.
Ellerimizle tutabildiklerimizi gözden geçirelim albümler dolusu fotoğraflarda ne kadar çok anı vardır bakarken hüzünler ve sevinçler bir araya gelirler.
Bir kısmı ailemizin, sevdiklerimizin hediyesi, bazıları da kendimize aldığımız, hatıra olarak ta sakladığımız değişik objeler, sararmaya yüz tutmuş mektuplar, kartpostallar, anı defterleri, okunmuş ya da okunamamış kitaplar ve kitaplarımızın arasında unutulmuş bir kaç kuru çiçek , toplanmış deniz kabukları belki küçük bir taş parçası (İşte bu benim huylarımdan biri nedenini bilmeden önüme çıkan o taşları yerinde bırakmam illa ki alır gelirim)
Bir şiir ya da bir şarkı sözü bazen de bir mendil belki zarfın üzerine yapıştırılmış bir pul ya da küçük bir para hatta içinde mürekkebi kurumuş bir kalem.
Ya yüreğimizdekiler, yaşadıklarımız acı ya da tatlı sayfalar dolusu anılarımız.
Biz var oldukça onlarda var olacak, bizden sonrası kaybolup gidecek anılarımız.
Anılarımın bazılarını tek bir örtü de topladım yıllar önce , kızım için yaptığım bir Patcwork yatak örtüsüydü bu, tam bir yılımın hem gecesini, hem gündüzünü verdim bu örtüyü yaparken. Anacığımın ördüğü minik çiçeklerle süsledim örtümü. Oğlumun, kızımın bebekliklerinden parçalar yer aldı bazı karelerde, sanki umuda giden bir yolculuk gibiydi nasıl olacağını bilmediğim ilk adım emekle, gayretle , sabırla düşüncelerimin akışıyla ve başarıyla taçlanmıştı bittiğinde . Şimdi torunumun yatağını kapatıyor, anneannesinin göz nuru, el emeği. Selin’in ikizi Demir içinde yapmam gerekti daha sonra onu daha çabuk bitirmiştim tecrübe işimi kolaylaştırmıştı .
Hatıra , şiir ve şarkı sözlerini yazdığım defterlerimi kıymetli bir mücevher gibi saklıyorum hala. Hatıra defterim gençliğimde tuttuğumla kalmadı, bu günlere de taşıdım , şu yaşımda tuttuğum bu deftere arkadaşlarımın onlarda bıraktığım izlere istinaden benim için yazdıkları o güzel sözler en güzel en değerli anılarımdan biri oldu. Gençlik hatıraları ne kadar çocuksu ve masum ama bunun üzerine eklenen elli ya da altmış yılın yaşanmışlığına dair yazılan yazılar da ne kadar gerçekçi, neydi o :
Sepet sepet yumurta
Sakın beni unutma
Unutursan küserim
Gözlerinden öperim
Ya da:
“Hayatın sarp ve dikenli yollarında” diye yazılan satırlarda çocuklukla gençlik arası yaşanan o dönemde nasıl bir haleti ruhiyeyle yazılıyordu o sarp ve dikenli yol kelimeleri.
Büyüyüp okul sıralarından çıkıpta artık kendi evlerimizdeki koltuklarımızı paylaştığımız anlarda yaşadıklarımız, kaybettiğimiz anne baba, kardeş ve arkadaşlarımızla geçen tatlı anıların acıya dönüşmesi.
Düşünüyorum da insan anne ve babasını kaybettiğinde arkalarından bahsederken “rahmetli” diyebiliyor ama kardeş acısıyla sarsıldığında sanki bedeninin bir yarısı da gitmiş gibi oluyor, ona rahmetli diyemiyor, birbirine yakın yaşlarda üç beş ya küçük ya da büyük diye mi acaba?
Ve arkadaşları hala birlikteyse benim gibi , arkadaşlıkları da hiç kopmadan uzun yıllara dayanıyorsa eğer anılar zincirinin farklı bir rengi ve tadı değil midir?
Bir kutuya koyup kaldırayım anılarımı dedim mi hiç? Hayır!
Hangi kutuya sığar ki benim çocukluğum , gençliğim , orta yaşım ve şimdiki halimin çoğalan anıları . Vazgeçtim evimi gözden geçirdiğimde ne çok biriken eşyam vardı.
Her biri dünyanın kimbilir nerelerinden gelmiş diyemem çünkü içlerinde geldiği yer, tarihi ve kimin getirdiğinin adı yazılı koleksiyon kutularım, tabaklarım biblolarım yada farklı figürlerim , örtülerim bu zincirin bazı halkaları yaşayan anılar.
Yetmişli yılların başında abimle izlediğim “Love Story” filminin sonunda hüngür hüngür ağlayışım unutulmaz anılarımdan biriydi, yine aynı yıllarda bazı tiyatroların gala gecelerinde o dönemin devlet büyükleriyle aynı salonu paylaşmamız Gazeteciler Cemiyeti baloları, ünlü giyim firmalarının , babam da aynı sektörde olduğu için verilen davetiyelerle yine abimle şık defilelere katılışımız unutulmayan anılarım.
Çocuklarımın , çocukluk anılarına torunlarımın da ilave oluşlarıyla geçen tadına doyum olmayan anılarım , kızkardeşlerimle aynı şehri paylaştığımız hatta birbirine yakın aynı semtlerde oturduğumuz için dolu dolu geçen anılarım , annemi uzun yaşadığımız için onunla geçen zamanımızda biriken anılarımız.
Ve on yıl önce iki arkadaşımın doğum günüm nedeniyle bana altmış yaş armağanı ettikleri , sürpriz Lunapark keyfim çarpışan otolarda dönme dolaplarda geçen güzel dakikalarım hayatımın en güzel anılarından biriydi. Ben de anılar kutuları aştılar, onlar hayatımın her anına yayıldılar.
Ya Nilgün ?
Hangi köşeme baksam ondan bir parça karşımda duruyor , ne çok anım varmış meğer onunla , kırk yıl bu dile kolay gelen kırk koca yıl, nurlarda uyu güzel insan , yalnızca anıların mı kaldı bana? Ben senin farkına varmadan bana öğrettiklerinle de yoluma devam ediyorum.
Seviyorum anılarımla yaşamayı .ve Coşkun Sabah’ ı dinlemeyi…
Anılar anılar
Şimdi gözümde canlandılar
Bu haftalık da bu kadar olsun başka bir yazımda yine sizlerle olmak dileğiyle
Sevgiyle hoşçakalın
FATOŞ ACAR























Yorum Yazın