Zaman zaman çok düşündüğüm olmuştur, bazen hayatın içinde öyle küçük ayrıntılar vardır ki ve onlar inanın her gün gözümüzün önünde durur ama hikayesini hiç merak etmeyiz. Şimdi kalkıp bir soru yöneltsem, ve desem ki: Gömleğin düğmeleri sağdamı olur, soldamı olur?
İnanın bana değerli Habercaddesi okurlarım yüzde sekseninizin eli gayri ihtiyari olarak gömleğinin düğmesine gidecektir.
Sabah işe yada bir yere giderken giydiğimiz bir gömlek, dolabımızda asılı duran bir kıyafet ya da bir başkasının üzerinde gördüğümüz sıradan bir giysi… Hepsi bize alışılmış, sıradan şeyler gibi gelir oysa biraz dikkatli baktığımızda, en sıradan şeylerin bile geçmişten gelen bir hikayesinin olduğunu bilmeyiz.
Evet yukarıda soruyu sorduğumda dedim ya yüzde sekseninizin eli gömleğinin düğmesine gitmiştir diye peki hiç düşündünüz mü, erkeklerin gömlek düğmeleri neden sağ tarafta, kadınların gömlek düğmeleri ise tam tersi sol taraftadır? Gerçi günümüzde bir unisex modası almış gidiyor, kadınlarda erkekler de aynı gömlekleri aynı pantolonları giyiyor ama işte yine de onları ayıran en büyük özellik tabii ki düğmelerinin yerleridir.
Tarihin yapraklarını gerilere doğru çevirecek olursak bunun hikayesinin kesin olarak bilinen tek bir başlangıç noktası yok ancak geçmişten günümüze aktarılan bazı güçlü açıklamalar var. Bunların en bilineni, geçmişte kadınlar ve erkekler arasındaki yaşam koşullarının farklı olmasıyla ilgili.
Bu ayrımın arkasında yatan en güçlü hikaye, Köroğlu’nun “delikli demir çıktı, mertlik bozuldu” dediği dönemden çok öncelere, kılıçların ve kalkanların hüküm sürdüğü eski zamanlara uzanır. O dönemde erkekler, kendilerini korumak ve ani bir tehlike anında kılıçlarına hızla uzanabilmek için silahlarını sağ ellerinde tutarlardı. Sağ el, her an harekete geçmeye hazır bir muhafız gibiydi. Erkek gömleğinin düğmelerinin sağda olması, sol elle gömleği kolayca açıp kapatabilmeyi, sağ eli ise özgür ve tehlikelere karşı hazırlıklı tutmayı sağlardı. Gömlek düğmesi, erkek için pratikliğin ve hayatta kalma refleksinin bir parçasıydı.
Kadınların dünyasına dönecek olursak bu akış çok daha farklı, ince ve zarif bir ritüelle şekillenmişti. XIII. Yüzyılda özellikle soylu ve varlıklı sınıflarda kadınların kendi kendilerine giyinmesi pek alışılagelmiş bir durum değildi; günün zarafetini tamamlayan o kat kat elbiseler, korseler ve gömlekler hizmetçilerin yardımıyla giyilirdi. Karşısındaki hanımefendiye yardım eden birinin düğmeleri en rahat ilikleyebilmesi için düğmelerin sol tarafta olması gerekiyordu. Yani kadın gömleklerindeki bu terslik, aslında bir hizmetkarın sağ eliyle işini en kolay ve en saygılı şekilde yapabilmesi için tasarlanmış bir incelikti.
Bir başka hikaye ise anne ile yavrusu arasında , o en saf ve dokunaklı bağla ilgilidir. Bebeklerini emziren anneler, genellikle bebeklerini sol kollarıyla kucaklarlar. Sağ elleri ise serbest kalır, bebeğini okşar, hayatın yükünü göğüsler. Düğmelerin solda olması, bebeğini emziren bir annenin gömleğini sağ eliyle zahmetsizce açabilmesine olanak tanır. Yüzyıllar boyunca annelerin evlatlarıyla kurduğu o sessiz ve şefkatli bağ, giysilerin yapım şekline yön vermiştir.
Dünya değişti kadınlar artık yalnızca başkalarının kendileri için hazırladığı bir hayatı yaşamak istemiyordu. Kendi ayakları üzerinde durmak, kendi işini yapmak, kendi yolunu çizmek istiyordu. Erkekler de geçmişte kendilerine yüklenen bazı katı rollerin dışına çıkmaya başladı. İnsanlar, kadın ya da erkek olmaktan önce insan olmanın anlamını daha çok sorgular oldular.
Ama ilginç olan şu ki, hayat bu kadar değişirken gömlek düğmeleri hep aynı yerinde kaldı.
Kadınların gömlekleri yine soldan, erkeklerin gömlekleri ise sağdan ilikleniyor çünkü alışkanlıklar bazen onları ortaya çıkaran nedenlerden çok daha uzun yaşarlar. Bir şeyin neden başladığını unuturuz ama kendisini kullanmaya devam ederiz. Bir zamanlar belirli bir ihtiyaca, toplumsal düzene ya da moda anlayışına göre ortaya çıkan bir ayrıntı, yıllar sonra yalnızca gelenek olduğu için varlığını sürdürebilir.
Belki bir gün, yıllardır alıştığımız şeylere başka gözlerle bakmayı öğreniriz. Bir kıyafetin yalnızca bir kıyafet olmadığını, bir alışkanlığın bazen tarihten kalan sessiz bir iz olduğunu fark ederiz.
Çünkü geçmiş, her zaman kitapların sararmış sayfalarında ya da müzelerin sessiz salonlarında yaşayamaz. Bazen annemizin dolabındaki bir gömlekte, babamızın yıllardır giydiği bir cekette, bir terzinin dikiş makinesinde ya da elimizin her sabah uzandığı küçücük bir düğmede saklanır.
Ve biz çoğu zaman o hikâyenin içinden geçerizde farkına bile varmayız.
Belki de hayatın güzelliği biraz burada saklıdır. Her gün gördüğümüz şeylerin içinde bile keşfedilmeyi bekleyen bir geçmiş vardır. Yeter ki bakmakla yetinmeyelim, biraz da merak edelim.
Sonuçta erkeklerin gömlek düğmelerinin sağda, kadınların gömlek düğmelerinin solda olması yalnızca bir giyim ayrıntısı gibi görünebilir ama bu küçük fark, bize insanların geçmişteki yaşamlarını, toplumun değişen kurallarını ve alışkanlıkların zaman içindeki yolculuğunu hatırlatır.
Ve insan şunu anlar: Bazen bir gömleğin düğmesine bakmak bile koca bir tarihi düşünmeye yeter.
Çünkü dünya, yalnızca büyük olaylarla değişmez bazen değişimin hikâyesi en küçük ayrıntıların içinde sessizce yaşamaya devam eder.
Bu günlükte bu kadar Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ























Yorum Yazın