Yağmur, insanlık tarihi kadar eski bir hikâyedir. Kimi zaman sevinçtir, kimi zaman hüzün. Kimi zaman toprağa can verir, kimi zaman da önüne kattığı her şeyi sürükleyip götürür. Yağmur, hayatın kendisi gibidir. Hem güzellikleri hem de acıları içinde taşır.
Çocukluğumuzdan hatırlarız. Yağmur yağınca sokakların kokusu değişirdi. Toprak, sanki yıllardır beklediği misafirine kavuşmuş gibi güzel kokardı. Pencerelerin önünde oturur, cama vuran damlaları seyrederdik. Damla damla akan sular, bize başka dünyaların kapısını açardı. Yağmurun sesi, kimi zaman bir ninni olurdu. Kimi zaman da insanı geçmişe götüren eski bir şarkı…
Anadolu insanı için yağmurun ayrı bir anlamı vardır. Köylü, yağmura bakarak ekinini düşünür. Çiftçi, gökyüzünden gelecek birkaç damlayla bereket bekler. Yağmur duasına çıkan insanlar, ellerini semaya açar. Çünkü bilirler ki toprak susuz kalırsa hayat da susuz kalır. Anadolu'da yağmurla ilgili nice hikâyeler, nice türküler vardır. Yağmur, bazen kavuşamayan sevdalıların gözyaşıdır. Bazen de uzun bir ayrılığın ardından gelen mutluluğun habercisidir.
Eskiden yağmur başlayınca çocuklar sevinirdi. Kâğıttan gemiler yapar, su birikintilerinde yüzdürürdük. Sokaklarda koşar, ıslanmayı dert etmezdik. Annelerimiz pencereden seslenirdi. Biz ise biraz daha oynamak isterdik. O günlerin yağmuru, bugün bile hatıralarımızda sıcacık bir yer tutar.
Şimdi yağmur yağdığında başka şeyler de düşünüyoruz. Şehirlerin kalabalığı, betonlaşma, kaybolan yeşil alanlar… Bir zamanlar toprağın içine süzülen sular, bugün caddelerde birikiyor. Dereler taşıyor, yollar kapanıyor. Evler sular altında kalıyor. İnsanlar bir gecede yıllarca biriktirdiklerini kaybedebiliyor.
Elbette her felaketin tek sorumlusu yağmur değildir. Plansız yapılaşma, dere yataklarına yapılan binalar, yetersiz altyapı ve doğanın dengesinin bozulması da yaşanan acıları büyütür. Doğaya saygı göstermediğimizde, onun gücü karşısında ne kadar çaresiz kalabileceğimizi anlarız.
Bir yanda kuraklıkla kavrulan topraklar, diğer yanda sel felaketleri… İnsanlık, doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmek zorundadır. Suyu korumalı, ormanlara sahip çıkmalı, derelerin önünü kapatmamalıyız. Çünkü doğayı korumak, aslında kendi geleceğimizi korumaktır.
Yağmurun sesi hâlâ güzeldir. Penceremize vuran damlalar, geçmişi hatırlatır. Eski evleri, sokak lambalarının altında parlayan ıslak yolları, soba başında edilen sohbetleri… Yağmur, insana zamanın geçtiğini ama bazı duyguların hiç değişmediğini anlatır.
Dileğimiz, yağmurun bereket getirmesidir. Çiftçinin yüzünü güldürmesi, toprağın canlanması, barajların dolmasıdır. Hiçbir çocuğun sel korkusuyla uyanmamasıdır. Hiçbir ailenin yağmur yüzünden evsiz kalmamasıdır.
İnsanlık, yağmurla savaşmak yerine onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmelidir. Doğanın sesini dinlemeli, geçmişten ders çıkarmalıdır.
Çünkü yağmur, yalnızca gökyüzünden düşen su damlaları değildir. O, hayatın, umudun, hatıraların ve bazen de insanın çaresizliğinin adıdır.
Ve ne güzel olurdu, her yağmurun ardından gökyüzünde bir gökkuşağı belirse… İnsanlar pencerelerini açıp derin bir nefes alsa. Toprak yeniden koksa. Sokaklar huzura kavuşsa.
Yağmur yağsa, toprak doysa, insanlık mutlu olsa…
Her zaman hatırlattığım gibi, kendinize çok çok iyi bakın. Sağlık önemli.
Hoşça kalın…
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU























Yorum Yazın