MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

BİR MİLLET DÜŞÜNÜN…

Ana SayfaYazarlarSABİHA ÜNAL
27 Ekim, 2026, Salı 19:02
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
BİR MİLLET DÜŞÜNÜN…

 

Toprakları işgal edilmiş, orduları yıpranmış, ekonomik kaynakları tükenmiş, geleceği başka devletlerin kararlarına bırakılmak istenmiş. Yıllarca süren savaşların ardından yorgun düşmüş ama bağımsız yaşama iradesinden vazgeçmemiş bir millet…

Bir tarafta savaşın ağır koşulları, yoksulluk ve belirsizlik; diğer tarafta bütün bu imkânsızlıklara rağmen geleceğini yeniden kurmaya kararlı bir halk.

İşte Cumhuriyet, böylesine ağır tarihsel koşulların içinden doğdu. 29 Ekim 1923, yalnızca bir devletin yönetim biçiminin değiştiği tarih değildir. O gün, bir milletin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olma mücadelesi, yeni bir anayasal düzenle taçlandırılmıştır. Ancak bugün Cumhuriyet’in 103. yılını kutlarken kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz Cumhuriyet’i gerçekten bütün tarihsel derinliğiyle anlayabiliyor muyuz, yoksa onu yalnızca törenlerde hatırladığımız bir tarih olarak mı görüyoruz?

Çünkü Cumhuriyet’in hangi koşullarda kurulduğunu bilmeden, onun taşıdığı değeri bütünüyle kavramak mümkün değildir.

Cumhuriyet’in arkasında yalnızca askerî zaferler yoktur. Evladını cepheye uğurlayan annelerin gözyaşları, Anadolu’nun yokluk içindeki köylerinde verilen yaşam mücadelesi, cepheye mühimmat taşıyan kadınların emeği, bağımsızlık uğruna hayatını kaybeden binlerce insanın fedakârlığı vardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Millî Mücadele, yalnızca işgal altındaki toprakları kurtarmayı değil, egemenliğin kaynağını değiştirmeyi de hedefleyen tarihsel bir dönüşümün yolunu açmıştır.

1919 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, bu dönüşümün önemli başlangıç noktalarından biriydi. Aynı yıl yayımlanan Amasya Genelgesi’nde yer alan “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ifadesi, bağımsızlık mücadelesinin temelinde halkın iradesinin bulunduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Erzurum ve Sivas kongrelerinde şekillenen millî birlik anlayışı, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla kurumsal bir nitelik kazandı. Böylece Millî Mücadele, yalnızca cephelerde yürütülen bir savaş olmaktan çıkarak millet iradesine dayanan siyasi bir yapılanmanın da temelini oluşturdu. 1921 yılında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi, bu mücadelenin en kritik aşamalarından biriydi. Mustafa Kemal Paşa’nın “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” sözü, savunmanın yalnızca belirli bir cephe hattıyla sınırlı olmadığını, bütün vatanı kapsayan bir sorumluluk olduğunu ifade ediyordu. Ancak tarihsel gerçekleri değerlendirirken zaferlerin yalnızca komutanların askerî stratejileriyle kazanılmadığını da unutmamak gerekir.

Kastamonu’dan cepheye mühimmat taşıyan Şerife Bacı’nın hafızalarda yaşayan hikâyesi, Anadolu kadınlarının fedakârlığını simgelerken, Kara Fatma’nın Millî Mücadele’deki etkin rolü kadınların yalnızca cephe gerisinde değil, doğrudan mücadele içinde de yer aldığını göstermektedir.

Tekâlif-i Milliye Emirleri ise bağımsızlık mücadelesinin ekonomik ve toplumsal boyutunu gözler önüne sermektedir. Halkın elindeki sınırlı kaynakların ordunun ihtiyaçları için seferber edilmesi, savaşın yalnızca askerlerin değil, bütün bir toplumun omuzlarında yükseldiğinin somut göstergesidir. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, askerî mücadelenin belirleyici zaferleri arasında yer aldı. Ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yeni Türk devletinin uluslararası konumunun temel çerçevesini oluşturdu.

Ve nihayet 29 Ekim 1923…

Yıllarca süren mücadele, fedakârlık ve bağımsızlık arayışı, Cumhuriyet’in ilanıyla tarihsel bir dönüm noktasına ulaştı.

Çünkü bir milleti bağımsız kılmak büyük bir zaferdir; o bağımsızlığı millet egemenliğine dayanan bir Cumhuriyet’le kalıcı hâle getirmek ise tarihin yönünü değiştiren bir devrimdir.

Cumhuriyet’in kuruluşunu yalnızca siyasi bir rejim değişikliği olarak değerlendirmek, bu büyük dönüşümün toplumsal ve düşünsel boyutunu göz ardı etmek anlamına gelir.

Cumhuriyet, egemenliğin hanedandan millete geçişinin anayasal ifadesi olmasının yanında, çağdaşlaşma, eğitim, hukuk, bilim ve toplumsal eşitlik alanlarında gerçekleştirilecek köklü dönüşümlerin de başlangıcıdır. Özellikle eğitim alanındaki reformlar, kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılımını güçlendiren düzenlemeler, hukuk sisteminin yeniden yapılandırılması ve bilimsel düşüncenin teşvik edilmesi, Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir toplumsal gelişim projesi olduğunu ortaya koymaktadır.

Burada önemli olan bir başka gerçek de şudur: Cumhuriyet’in değeri yalnızca kuruluş dönemindeki kazanımlarıyla ölçülemez. Onun asıl başarısı, bu kazanımların sonraki kuşaklar tarafından ne ölçüde geliştirildiğiyle de değerlendirilmelidir.

Bugün Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, geçmişin fedakârlıklarını anmak kadar geleceğe ilişkin sorumluluklarımızı da sorgulamak zorundayız.

Çocuklarımıza Cumhuriyet’in ilan edildiği tarihi öğretiyoruz. Peki, Cumhuriyet’in neden ilan edildiğini, hangi tarihsel ihtiyaçlardan doğduğunu ve hangi değerler üzerine kurulduğunu yeterince anlatabiliyor muyuz?

Gençlerimize bağımsızlığın öneminden söz ediyoruz. Peki, onlara bağımsız düşünme becerisi kazandırabiliyor muyuz?

Bilimin ve eğitimin önemini vurguluyoruz. Peki, eleştirel düşünceyi, araştırmayı, sorgulamayı ve liyakati toplumsal yaşamımızın vazgeçilmez ilkeleri hâline getirebiliyor muyuz?

Hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Peki, adaletin ve eşit yurttaşlık anlayışının toplumun her kesiminde güvenle hissedilmesini sağlayabiliyor muyuz?

Bu soruların amacı Cumhuriyet’in kazanımlarını tartışmaya açmak değil, tam tersine onları daha güçlü bir geleceğe taşıyabilmenin yollarını aramaktır.

Çünkü Cumhuriyet’i korumak, yalnızca geçmişin başarılarını hatırlamakla değil, onun temel değerlerini çağın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmekle mümkündür.

Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeyi yalnızca ekonomik büyüklükleriyle, askerî güçleriyle veya teknolojik yatırımlarıyla ölçülmemektedir. Eğitim kalitesi, bilimsel üretim kapasitesi, hukuki güvence, toplumsal eşitlik ve demokratik kurumların işleyişi de çağdaş devletlerin temel göstergeleri arasında yer almaktadır.

Bu açıdan değerlendirildiğinde Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde önemli bir yer tutan akılcılık, bilimsel düşünce ve çağdaşlaşma hedefi, günümüz dünyasında da önemini korumaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i gençliğe emanet etmesi, yalnızca sembolik bir tercih değildir. Bu emanet, gelecek kuşaklara duyulan güvenin yanında, onlara yüklenen tarihsel sorumluluğun da ifadesidir. Cumhuriyet’in gerçek güvencesi, onu yalnızca korumaya çalışan değil, aynı zamanda geliştirebilen, eleştirebilen, bilimsel düşünceyle ilerletebilen ve ortak değerler etrafında toplumsal dayanışmayı güçlendirebilen kuşakların yetişmesidir.

Bu nedenle 29 Ekim, yalnızca geçmişe dönüp gururlanacağımız bir tarih değil, geleceğe dönüp kendimizi sorgulamamız gereken bir gündür. Bir milletin tarihine saygı duyması, o tarihten aldığı sorumluluğu yerine getirmesiyle anlam kazanır. Cumhuriyet’in kuruluşunda gösterilen fedakârlıkları anmak elbette önemlidir. Ancak o fedakârlıkların karşılığını, daha iyi eğitim alan çocuklarla, daha fazla bilim üreten üniversitelerle, daha güçlü kurumlarla, adalet duygusunu koruyan bir toplumla ve geleceğine güvenle bakan gençlerle verebiliriz.

Unutulmamalıdır ki Cumhuriyet’in gerçek gücü, yalnızca anayasalarda yazılı olmasında değil; toplumun ortak vicdanında, düşüncesinde ve yaşam kültüründe kök salmasındadır.

103 yıl önce verilen mücadele, bize bağımsız bir vatan ve millet egemenliğine dayanan bir Cumhuriyet bıraktı. Bugün bizim tarihsel sorumluluğumuz ise bu mirası daha güçlü, daha adil, daha üretken ve daha çağdaş bir Türkiye ile geleceğe taşımaktır. Çünkü Cumhuriyet, tamamlanmış bir hikâye değil; her kuşağın kendi emeği, bilgisi ve sorumluluğuyla yazmaya devam ettiği ortak bir gelecek projesidir.

Ve belki de 29 Ekim’de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz Cumhuriyet’in bize neler kazandırdığını biliyoruz. Peki, Cumhuriyet’in geleceğine biz neler kazandırıyoruz?

İşte gerçek Cumhuriyet bilinci, bu soruya vereceğimiz cevapta saklıdır. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değil, gelecek nesillere karşı taşıdığımız en büyük sorumluluktur.

SABİHA ÜNAL

Yorum Yazın

SABİHA ÜNAL

    iletişime geç

    SABİHA ÜNAL

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL BİR MİLLET DÜŞÜNÜN…
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ TÜRKİYE’DE EVSİZLİK: GÖRÜNMEYEN YOKSULLUK, PSİKOSOSYAL KIRILGANLIK VE BARINMA HAKKI ( I )
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ CUMHURİYET BENİM EN BÜYÜK SEVDAMDIR
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU Audi’ye hayat veren adam AUGUST HORCH.
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR ÖDÜL GECELERİ ÇOĞALDI, PEKİ GERÇEK HAK EDENLER NEREDE?
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER JULİANE KOEPCKE’NİN İNANILMAZ HAYATTA KALMA MÜCADELESİ.
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU İYİ ŞEYLER OLSUN DÜNYADA
    FATOŞ ACAR
    FATOŞ ACAR AMAN DİKKAT SAKIN DÜŞMEYİN!
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN DEVLET ANA ? BÜYÜK İNSAN ?
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR KEDİ NANKÖR DERLER YA
    ŞEHNAZ DİLAN
    ŞEHNAZ DİLAN BİR CENAZEDE FOTOĞRAF YARIŞI
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER BİR KAP SU, BİR GÖLGE, BİR VİCDAN
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    NAZLI ARMAN
    NAZLI ARMAN SEVMEK
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle