Hayat öyle mucizelerle doludur ki beş dakika sonrasına garantimiz yoktur büyüklerimizin bir sözü vardır “Öldürmeyen Allah Öldürmez” çok ama çok doğru bir sözdür. Habercaddesi okurlarım sizlere bugün anlatacağım Juliane’nin mucizevi hayatta kalışı inanın bu kadarda olmaz dedirtiyor bazen insana…
Alman Zoolog çift Maria ve Hans-Wilhelm Koepcke, Peru’daki Doğal Tarih Müzesi’nde çalışıyorlardı. Kızları Juliane de 1954 yılında Peru’nun başkenti Lima’da dünyaya geldi.
Juliane 14 yaşındayken bir süre ailesiyle birlikte Panguana Araştırma Merkezi’nin bulunduğu Amazon yağmur ormanlarında yaşadı.
1968 yılında Juliane 14 yaşındayken ailesi ile birlikte Lima’dan Peru’nun Amazon Ormanları’nın derinliklerine taşındılar. Ormanda kazıklar üzerine yeni bir araştırma istasyonu inşa ettiler ve yerel bir kuşun adı olan Panguana ismini istasyona verdiler. Juliane’nın annesi ve babası onun eğitimini devralarak kendileri eğittiler.
Yeni yaşam alanlarında su, elektrik ve dışarı ile olan bağlantı neredeyse yoktu.
Amazon’da geçirdiği bu süre esnasında Juliane’nın ailesi çeşitli tehlikelere karşı nasıl kurtulabileceğini, ormanda yaşayan zehirli böceklerden, et yiyen bir çok hayvana kadar nasıl başa çıkabileceğini ve ona ormanda nasıl hayatta kalabileceğinin derslerini verdiler.
Çalılar ve ağaç kökleri ile kaplanmış arazilerde nasıl gezileceğini, botlarını giymeden önce onları sallayarak içerisindeki örümcekleri çıkardıktan sonra giymesi gerektiğini ve eğer kaybolursa akar suyu nasıl takip edebileceği gibi dersler ona öğrettikleri hayat dersleri içerisine dahildi.
Juliane aldığı mükemmel eğitime rağmen liseden mezun olmak, derslerini bitirmek ve sınavlara girmek için Lima’ya dönmek zorunda kaldı. Bu yüzden Mart 1970’de okula döndü tüm derslerini bitirdi, sınavlarını geçti ve 1971 yılının yılbaşı arifesinden birkaç gün önce Panguana’ya geri dönmeyi planlamıştı.
24 Aralık 1971.... Hristiyanların en kutsal günlerinden biri Noel Yortusu. Hristiyanlar, Hz.İsa’nın çarmıha gerilişini biraz hüzünlü ama birlik ve beraberlik coşkusu içinde kutlarlar.
Dünyanın birçok yerinde insanlar sevdikleriyle aynı sofrada buluşmaya hazırlanırken, 17 yaşında gencecik bir kız olan güzel Juliane Koepcke annesiyle birlikte Peru semalarında bir yolculuk yapıyordu onlar için bu sıradan bir uçuştu. Babasına kavuşacak, ailece Noel'i birlikte geçireceklerdi.
Yazımın başında da yazmıştım “Hayat mucizelerle doludur kimsenin beş dakika sonrasına garantisi yoktur” diye sanki yazdıklarımı teyit edercesine kimse birkaç dakika sonra yaşanacak felaketin, tarihin en inanılmaz hayatta kalma hikâyelerinden birine dönüşeceğini nereden bilecekti.
Uçak, Amazon Yağmur Ormanları’nın üzerinde ilerlerken gökyüzü bir anda karardı, şiddetli bir fırtına başladı, türbülans giderek artıyordu, yolcuların yüzündeki gülümsemeler yerini korkuya bırakmıştı.
Bir anda gökyüzünü aydınlatan korkunç bir şimşek ve uçağa isabet eden yıldırım her şey saniyeler içinde oldu, korkunç bir patlamaydı.
Uçak havada parçalanmaya başladı, insanların çığlıkları motorların sesini bastırıyordu, koltuklar yerlerinden kopuyor, eşyalar havada savruluyordu. O korkunç anlarda Juliane'nin hatırladığı son şey annesinin sakin görünmeye çalışmasıydı.
Kopan kanatlar...
Parçalanan gövde...
İnsanların çığlıkları...
Ve ardından korkunç bir sessizlik...
Juliane, koltuğuna bağlı halde üç bin metre yükseklikten aşağı doğru düşüyordu. Altında sonsuz gibi görünen Amazon Ormanları vardı. İnsan aklının kabul etmekte zorlandığı bu düşüş, birkaç saniye sürdü ama belki de ona saatler gibi geldi.
Sonra...
Karanlık.
Gözlerini açtığında etraf tamamen sessizdi.
Ne insanlar vardı ne de yardım edecek birileri.
Sadece dev ağaçlar, kuş sesleri ve bitmek bilmeyen bir orman.
Genç kız ağır yaralıydı. Köprücük kemiği kırılmıştı. Kolunda derin kesikler vardı. Bir gözü neredeyse tamamen kapanmıştı. Vücudu darbeler içindeydi buna rağmen nefes alıyordu.
İşte asıl mücadele şimdi başlıyordu.
Coğrafya bilgisi olan herkes çok iyi bilir Amazon Ormanı dünyanın en büyük, en zorlu ormanlarından biridir. Zehirli yılanlar, örümcekler, akrepler, vahşi hayvanlar ve sayısız tehlike bekler insanı. Üstelik Juliane tamamen yalnızdı.
Yanında ne yiyecek vardı ne su ne de bir pusula.
Sadece babasının yıllar önce öğrettiği birkaç bilgi aklındaydı.
Anne ve babası Biyologdu küçük yaşlardan beri ona yağmur ormanlarında nasıl hareket edilmesi gerektiğini öğretmişlerdi. Juliane bunları o ana kadar sıradan bilgiler sanıyordu oysa şimdi bu bilgiler, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgi olmuştu.
Babasının söylediği bir cümleyi hiç unutmamıştı:
“Hayatta kalmak istiyorsan, bir su akıntısı hatta bir dere bulursan onu takip et sakın unutma dereler nehirlere, nehirler ise insanlara ulaşır."
Bu söz, Juliane'nin tek umudu oldu.
Saatlerce yürüdü.
Sonra günler geçti.
Ufak bir dere bulmuştu onu takip etti.
Açlık her geçen gün daha da arttı. Bulduğu birkaç meyveyi yiyerek hayatta kalmaya çalıştı. Yağmur sularının yerdeki birikintilerini içti. Ayakkabılarından biri kaybolmuştu sol ayağındaki tek ayakkabıyla dikenlerin, çamurun ve taşların arasında yürümeye devam etti.
En korkutucu şey ise yalnızlıktı.
Gece olduğunda orman bambaşka bir yere dönüşüyordu.
Karanlık çöktüğünde görünmeyen canlıların sesleri yükseliyor, ağaçların arasında ne olduğu bilinmeyen gölgeler hareket ediyordu. Bazen bir hışırtı duyuyor, bazen çok yakınından geçen bir hayvanın nefesini hissediyordu.
Fakat durursa öleceğini biliyordu.
Yürümeye devam etti.
Bir süre sonra omzundaki yaralardan kurtçuklar çıkmaya başladı. Bu durum birçok insan için korkutucu görünse de aslında doğanın ilginç bir gerçeğiydi. Kurtçuklar ölü dokuları temizliyordu. Juliane daha sonra bulduğu bir kulübede yaralarına benzin dökerek onları çıkarmayı başardı. Acısı dayanılmazdı ama yaşamak istiyordu.
Her gün annesini düşündü.
Annesinin de hayatta olduğuna inanmak istiyordu, annesi belki başka bir yerde yardım bekliyordu, belki birazdan karşılaşacaklardı ama orman hiçbir cevap vermiyordu.
Sadece sessizce onu izliyordu tam on gün boyunca yürüdü.
İnsanların günlerce bulamadığı genç kız sonunda küçük bir tekne ve orman işçilerinin kullandığı bir kulübe buldu. Yorgunluktan bitap haldeydi, kulübede bulduğu bir döşeğe uzandı uyuya kalmıştı, bir süre sonra oraya gelen insanlar karşılarında kir içinde, yaralı, bitkin ama hala hayatta olan genç kızı görünce büyük şaşkınlık yaşadılar.
Kimse buna inanamıyordu.
Arama ekipleri bile umutlarını kaybetmeye başlamıştı fakat Juliane hayatta kalmayı başarmıştı.
Daha sonra yapılan araştırmalarda, uçaktaki 92 kişiden yalnızca Juliane'nin sağ kurtulduğu anlaşıldı.
Kazada uçakta bulunan 92 yolcudan yalnızca Juliane sağ kurtulmuştu,
Bilim insanları uzun yıllar bunun nasıl mümkün olduğunu araştırdı.
Bazıları yoğun ağaçların düşüşü yavaşlattığını söyledi.
Bazıları koltuğa bağlı olmasının etkili olduğunu düşündü.
Bazıları ise güçlü hava akımlarının düşüş hızını azalttığını savundu.
Belki hepsi doğruydu.
Belki de yaşam bazen açıklanması zor mucizeler saklıyordu.
Annesi ise kazadan kurtulamamıştı.
Bu haber Juliane için ikinci büyük yıkım oldu.
Yıllar boyunca yaşadığı travmayı içinde taşıdı ancak hayatına devam etmeyi seçti. Tıpkı anne ve babası gibi Biyolog oldu. Yıllar sonra, düştüğü o ormana yeniden döndü. İnsanların korkuyla baktığı yere o, hayatını borçlu olduğu yer olarak bakıyordu.
Juliane hiçbir zaman kendisini bir kahraman olarak görmedi.
Ona göre yaşamasının nedeni sadece şans değildi. Bilgi, sakin kalabilmek ve umudunu kaybetmemek de en az şans kadar önemliydi.
Bugün onun hikâyesi dünyanın en şaşırtıcı hayatta kalma öykülerinden biri olarak anlatılıyor çünkü bazen insanın en büyük gücü kaslarında değil, vazgeçmemeye karar verdiği o sessiz anda saklıdır.
Amazon'un derinliklerinde kaybolan genç kız aslında yalnızca ormandan çıkmadı.
Korkunun içinden geçti, umutsuzluğun içinden geçti ve hayata yeniden doğdu.
Belki de Juliane Koepcke'nin hikâyesini bu kadar unutulmaz yapan şey tam da budur çünkü bazı mucizeler gürültüyle gerçekleşmez.
Bazı mucizeler de yağmur ormanlarının derin sessizliğinde, tek başına yürümeye devam eden bir insanın kararlı adımlarında saklıdır.
Başka bir yazım da buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın