MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

HAYIRSIZ ADA

Ana SayfaYazarlarCELAL KODAMANOĞLU
18 Ekim, 2026, Pazar 19:02
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
HAYIRSIZ ADA

 

Ünlü Alman düşünür Johann Wolfgang von Goethe demiş ki :

“İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum."

Ne kadar doğru bir söz değil mi? 

İstanbul’un silüetine uzaktan bakan, Marmara Denizi’nin serin ve hırçın sularında yalnız başına duran bir kaya parçasının adıdır “Hayırsız Ada” ya da bilinen eski adıyla Sivri Ada...

Tarihimizin küflü sayfalarında dolaşalım çok acıklı ve trajik bir öyküyü anlatmak istiyorum sizlere… 

Sultan Abdülhamit’in tahtan indirilmesinden aylar sonra takvimler 1910 yılını gösterdiğinde o yıl iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi’nin İstanbul Belediye Başkanı Suphi bey, şehirde büyük bir sokak köpeği toplama operasyonu başlattı. Bu dilsiz sadık canlılara karşı yapılan büyük bir katliamdı, sebebi ise bir Fransız şirketinin belediyeye yaptığı iğrenç teklifti.

Şirket, toplanan köpekleri satın alarak, gemilere yükleyip Fransa’ya götürecekti. O yıllarda Avrupa’da kimya sanayiinde kullanılmak ve kürklerinden faydalanmak için hayvan katliamı yapılıyordu ve Avrupa’da sokaklarda tek bir hayvan kalmamıştı.

İstanbul’un dört bir köşesinden köpeklerin toplanmasına karşı hayvanseverler ayaklandı çünkü her hayvan yaşadığı mahallenin ve sokağın birer sakini gibiydi.

Halkın tepkisine rağmen köpek toplama işi devam ederken bir isyan patlak verdi.

Ayaklanan halk bir gece Tophane Limanı’na baskın yaptı o sıralarda gemilerle Fransa’ya gönderilmek üzere burada bekletilen binlerce köpeği kurtardılar. Bu olay zamanın hükümetini Fransa’yla yapılan anlaşma nedeniyle köpekleri toplama işinden vazgeçiremedi.

Bu sefer daha organize ekipler kuruldu iş her mahallede paraya ihtiyacı olan serseri takımına devredildi, her köpek başına ancak karnını doyurabilecek kadar bir para alan sokak serserileri sayesinde kısa zamanda sokaklardan 80 bin köpek toplandı.

Ve Halk yine ayaklanıp hayvanları kurtarmasın diye Tophane Limanı bu kez askerler tarafından koruma altına alındı.

Kaderin oyununa bakın ki bu kez Fransız şirketi köpekleri almaktan vazgeçti. 80 bin sokaklardan toplatılan zavallı hayvan toplayıcıların ellerinde kaldı… Yetkililer panik içerisinde fiyat indirdi hatta büyük bir yük olan hayvanlardan kurtulmak için bedavaya vermeye bile razı oldular ama Fransız şirket anlaşmayı tek taraflı olarak feshettiğini bildirdi.

Köpeklerin Tophane Limanı’nda bekletilmesi zorlaşınca yeni bir kararla 80 bin köpek Sivri Ada’ya nakledildi.

Köpeklerin burada Fransız Hükümeti’nden kesin bir karar gelene kadar bakımına devam edildi.

Fransa Hükümeti’nden köpeklerin alınmayacağına dair kesin haber gelince hayvanlar Sivri Ada’da kendi hallerine terk edildi.

İstanbul’un hayvan severleri seferber olup adaya bir süre su ve yiyecek taşıdıysa da kış şartlarında, deniz ulaşımı imkansız hale gelince maalesef köpekler kaderlerine terk edildiler.

Tamamen kayalık, kuş uçmaz kervan geçmez bırakın yiyeceği suyu bile olmayan bu adada unutulan köpekler açlıktan ve susuzluktan teker teker can vermeye başladılar.

Çaresizlikten gökyüzüne doğru uluyan, bağıran, haykıran köpeklerin acı çığlıkları Kadıköy sahillerinden duyulduğu zamanın hayvanseverleri tarafından doğrulanmıştır.

O sıralarda İstanbul'un köpeklerinin neler yaşadığını, durumu yerinde gözlemleyen bir Fransız gazeteci, Fransa’da çalıştığı gazetede bu acı ve trajik olayı, kendi kaleminden şöyle anlatıyordu:

“Ada bir mil kadar uzakta, ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret. Yalçın kayanın üstünde köpekler karınca gibi kaynıyor… Köpeklerin en büyük kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. Pek çokları güneşin hararetinden kavrulmuş, serinlemek için var güçleriyle suda yüzüyor, son takatlarına kadar suda kalmak istiyorlar. Ötede beride görülen cesetlerin etrafında dolaşarak, çabalayarak bir parça et koparmaya çalışıyorlar... Karadaki diğer kısmı ufak bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınmak üzere delik, deşik arıyorlar... Diğer bir kısmı ise adeta delirmiş gibi oraya buraya koşuyorlar, sürekli kendi etraflarında dönüyorlar... Seslerini şimdi tam olarak duyuyorduk. İşittiğimiz bu feryatlar köpek havlaması değil adeta insan feryadı idi. Kaptan geminin düdüğünü çaldırdı zavallı hayvanlar bir yardım sesi duymuş gibi heyecanlandılar. Bu sese hayvanların nasıl yalvarırcasına cevap verdiklerini size anlatamam. Bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? Feryat ve inilti saçan bir yalçın kaya. Bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine cesetler saçıyor. Bu kızgın zemin üzerinde su, yiyecek için ağızları açık köpekler... Etrafında martıların uçuştuğu cesetler kısım kısım denizde lekeler oluşturuyor. Vapur hareket etti zavallı köpekler yine bizleri son bir ümit ile takibe çalışarak çırpınıyorlar. Hiçbir şeyden habersiz geminin dalgaları onları büsbütün batırıyor, boğuyor, öldürüyordu. Ne karada ne denizde ölümden başka onlara el uzatan yoktu. Uzaktan bir römorkörün adaya doğru geldiğini gördük. Arkasında iki mavna köpek dolu kafeslerle aynı adaya gidiyor. Hayırsız Ada'nın aç sakinlerine İstanbul'dan taze köpek getiriyorlardı. Biz uzaklaştık. Marmara'nın yüzü üzerinde siyah bir nokta halinde kalan bu müthiş manzaralı adadan bakışlarımızı ayıramıyorduk..

Doğa kanunuydu, insan yada hayvan farketmez aç ve susuz kalması onun sonu demekti, zayıflamış ve güçten düşmüş hayvanların hayatta kalabilmek için çok acı ama maalesef birbirlerini yemekten başka yapacakları bir şey kalmamıştı.

Öyle de yaptılar…”

Aylar süren hayatta kalma mücadelesi yerini derin bir sessizliğe bıraktı; bir kısmı açlık ve susuzluktan öldü, bir kısmı da diğer köpeklerin dişleri arasında parçalanarak yenilip yutuldu.

Şimdi de köpek leşlerinin kokusu insanları rahatsız etmeye başlamıştı.

Hayvanların vahşice telef oluşuna karşı bir şey yapamayan, ellerinden bir şey gelmeyen halk, bu duruma çok üzülmüştü.

Bu olaydan sonra İstanbul’da hayvanlara eziyet etmenin büyük bir lanet olduğu ve büyük felaketlere sebep olacağı inancı hâkim oldu.

Ve lanet deprem olarak ortaya çıktı; Büyük İstanbul Depremi köpeklerin ahına, günahına yoruldu.

Sivri Ada Hayırsız Ada olarak anılmaya başlandı.

Sultan Abdülhamid zamanında sokak köpeklerine çok iyi bakılıyordu. Herşey onun tahttan indirilmesinden sonra başlamıştı. Hatta Sultan Abdülhamid Kuduz vakalarına karşı dünyanın üçüncü Pasteur Kuduz Enstitüsü’nü, Sultan’ın maddi desteğiyle İstanbul’da kurdurmuştu. 

Bu utançla birlikte İstanbul halkı lanetlendiğini düşündü Sivri Ada’nın ismi ‘Hayırsız Ada’ oldu ve 9 Ağustos 1912’deki 7.3 şiddetinde yaşanan büyük İstanbul Depremi bu katliama bağlandı...

Şimdi kafama takılan soru şu;

Sokak hayvanlarını toplayıp barınaklara kapatmadan önce, mahallesinin köpeğini kurtarmak için Tophane Limanı’na baskın yapan bir halktan, beslediği köpekleri sokağa terk ederek, insanlar için tehlike oluşturmasına aldırmayan bir halka nasıl gelindi?

Bunu düşünmek bu ve benzeri durumlara karşı tedbir almak gerekmiyor mu?

Bugün Marmara Denizi’nde seyahat ederseniz, karşınızda duran Hayırsız Ada’ya bir bakın ; insan elinin değdiği acıların, doğanın sessiz sabrıyla nasıl örtüldüğünün yaşayan bir kanıtıdır.

 O, İstanbul'un hem en yakın hem de en uzak köşesidir. Bir nevi, şehrin unuttuğu vicdan azabının denizin ortasındaki heykeli gibidir.

Oraya baktığınız da sadece ıssız kayalar görmezsiniz; insanlığın merhametini, yalnızlığı ve zamanın sildiğini sandığımız ama asla yok olmayan derin izlerini görürsünüz.

Hayırsız Ada'dan 100 yıl sonra, bir Fransız yönetmen 'animasyon' yöntemiyle, tarihi kaynaklara dayanarak bu acı köpek sürgününün kısa metrajlı filmini yaptı. Ve 63. Cannes Film Festivali'nde, kısa metraj dalında Altın Palmiye ödülünü aldı. O filmi bu yazıyı hazırlarken internetten bulup izlerken, inanın bana gözyaşlarımı tutamadım, yüreğimi bir camla çiziyorlarmış gibi hissettim hepinizin hissedeceği gibi... 

Çünkü hayvanlar benim en sadık arkadaşımdır !

Bu günlükte bu kadar Haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın ama hep dostça kalın 

CELAL KODAMANOĞLU

GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ

Yorum Yazın

CELAL KODAMANOĞLU

    iletişime geç

    CELAL KODAMANOĞLU

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ GÖNDERMEDEN ÖNCE BİR MAKİNEYE SORUYORUZ
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR KEDİ NANKÖR DERLER YA
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU HAYIRSIZ ADA
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER BODRUM'UN EFSANE DOKTORU DR.ALİM EKİNCİ
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU SONBAHAR
    FATOŞ ACAR
    FATOŞ ACAR İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN BİLENLERLE, BİLMEYENLER BİR OLUR MU ?
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR BAŞARI, ZORLUKLARA RAĞMEN AYAKTA KALABİLMEKTİR
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL DİREKSİYON BAŞINDA TAHAMMÜL MÜ?
    ŞEHNAZ DİLAN
    ŞEHNAZ DİLAN BİR CENAZEDE FOTOĞRAF YARIŞI
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ MACERALARLA DOLU BİR HAYATTAN TARİFSİZ BİR ACIYA
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER BİR KAP SU, BİR GÖLGE, BİR VİCDAN
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    NAZLI ARMAN
    NAZLI ARMAN SEVMEK
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle