Her şeye rağmen insan duygusaldır… Ne kadar güçlü görünürse görünsün, ne kadar hayatın yükünü omuzlarında taşısa da insanın içinde bir yerlerde sakladığı ince bir sızı, geçmişten kalan bir hatıra, unutamadığı bir ses vardır. Bazen eski bir fotoğraf, bazen yıllardır dinlemediği bir şarkı, bazen de sararıp dalından düşen bir yaprak dokunur insanın yüreğine. İşte o an, hayatın bütün telaşı durur ve insan kendi içine doğru bir yolculuğa çıkar.
Yaz bitti… Günlerin uzayıp gittiği, güneşin içimizi ısıttığı, deniz kıyılarında saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız o güzel günler geride kaldı. Şimdi sabahlar biraz daha serin, akşamlar biraz daha erken. Ağaçların yaprakları sararıyor, rüzgâr dalların arasında dolaşıyor, kaldırımların üzerine sessizce düşen yapraklar geçmişten bugüne uzanan bir hikâyeyi anlatıyor.
Bir zamanlar yemyeşil olan dallar, şimdi sarının, kahverenginin ve kızılın bin bir tonuna bürünüyor. Her yaprak, sanki ömrünün son günlerinde bize bir şeyler fısıldıyor. Belki de hayatın en güzel tarafı, her şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini bilmektir. Çünkü geçip giden zamanın kıymetini çoğu zaman ancak geride kaldığında anlıyoruz.
Bir sonbahar sabahı düşünün… Sokaklar henüz kalabalıklaşmamış. Hafif bir rüzgâr esiyor. Kaldırımda yürürken ayağınızın altında kuru yapraklar çıtırdıyor. Bir banka oturup etrafı seyrediyorsunuz. Yanınızdan telaşla insanlar geçiyor. Herkesin yetişmesi gereken bir yer, tamamlaması gereken bir iş, zihnini meşgul eden bir mesele var. Oysa bir ağacın dibine düşmüş küçücük bir yaprak, insana durmayı ve düşünmeyi hatırlatıyor.
Nereye yetişiyoruz bu kadar aceleyle? Kaçırdığımız hangi güzellikleri bir gün yeniden bulabileceğimizi sanıyoruz?
Hayat, çoğu zaman farkına bile varamadığımız küçük mutlulukların arasında akıp gidiyor. Çocukluğumuzun geçtiği sokaklar, akşamları pencereden içeri süzülen sarı ışıklar, sobanın üzerinde kaynayan çaydanlık, yağmurun cama vuruşu, eski bir radyodan yükselen şarkılar… Hepsi bir zamanlar hayatımızın sıradan parçalarıydı. Şimdi ise hatırladıkça içimizi ısıtan, bazen de gözlerimizi nemlendiren kıymetli hatıralar.
Sonbahar, işte o hatıraların kapısını aralayan mevsimdir.
Zaman geçer, insanlar değişir, yollar ayrılır. Bir zamanlar her gün gördüğümüz yüzler, gün gelir uzak bir hatıraya dönüşür. Birlikte gülüp eğlendiğimiz insanlar, hayatın başka kıyılarına savrulur. Bazılarıyla yeniden karşılaşırız, bazılarını ise yalnızca hatıralarımızda yaşatırız.
Ama insanın kalbinde öyle bir yer vardır ki zaman oraya dokunamaz. Bir ses, bir koku, bir sokak, bir mevsim… Yıllar sonra bile bizi geçmişin en güzel günlerine götürebilir.
Sonbaharın hüznü biraz da bundandır. Gidenin ardından bakmayı, elimizde olanın değerini bilmeyi, sevmenin ve özlemenin insan olmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatır bize.
Üstelik duygusallık, insanı zayıflatan bir özellik değildir. Aksine, insanın içindeki merhameti, vicdanı ve sevgiyi canlı tutan en güzel duygulardan biridir. Başkasının acısını hissedebilmek, bir yaşlının yalnızlığına üzülmek, sokakta üşüyen bir canlıya el uzatmak, ihtiyacı olan bir insanın derdini kendi derdimiz gibi görebilmek… Bütün bunlar, hayatı yaşanmaya değer kılan güzelliklerdir.
Dünyanın bu kadar telaşlı, ilişkilerin bu kadar mesafeli olduğu bir zamanda biraz daha duygusal olmaya, birbirimizi anlamaya, bir başkasının yüreğine dokunmaya ihtiyacımız var. Çünkü insanı insan yapan yalnızca aklı, gücü ya da başarısı değildir. Vicdanıdır, merhametidir, sevdiği insanlara gösterdiği vefadır.
Belki de sonbahar bize en çok bunu anlatır: Dökülen her yaprak bir kayıp değildir. Bazen eski olanın yerini yenisine bırakması gerekir. Bazen vedalar, yeni başlangıçların habercisidir. Ağaçlar yapraklarını dökerken hayattan vazgeçmez; baharın yeniden geleceğini bilmeden bile doğanın döngüsüne teslim olur. İnsan da kimi zaman kayıplarının ardından yeniden ayağa kalkmayı, geçmişi sevgiyle hatırlayıp geleceğe umutla bakmayı öğrenir.
İstanbul'un eski sokaklarında yürürken, Boğaz'ın üzerinde ağır ağır ilerleyen vapurları seyrederken ya da yağmurlu bir akşam pencereden dışarı bakarken sonbaharın başka bir güzelliğini keşfederiz. Bir çay bardağından yükselen buhar, eski bir şarkının tanıdık melodisi, dostlarla edilen uzun bir sohbet… Mutluluk bazen büyük olaylarda değil, hayatın kimsenin fark etmediği küçük ayrıntılarında saklıdır.
Sonbahar bize hüznü de öğretir, umudu da… Vedayı da hatırlatır, yeniden başlamayı da…
Belki de sonbaharın en güzel tarafı, bütün hüznüne rağmen bize hâlâ sevecek bir kalbimiz, hatırlayacak güzel günlerimiz ve yarınlara dair bir umudumuz olduğunu hatırlatmasıdır.
Her zaman söylediğim gibi sağlığınıza çok çok dikkat edin. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU























Yorum Yazın