Onun tek kolu vardı ama binlerce hayata dokundu! Yurtdışından gelen teklifleri, göz kamaştıran, yüksek maaşlı transfer ücretlerini elinin tersiyle itti kendi ülkesinden asla vaz geçmedi.
Evet sevgili Haber Caddesi okurlarım, bugün hayatını irdeleyeceğim kişi Kolsuz Agop, Cerrahpaşa denilince akla gelen ilk isimlerinden biridir. Türkiye’nin yetiştirdiği değerli hekimlerimizden Prof. Dr. Agop Kotoğyan, nam-ı diğer “Kolsuz Agop” azmi ve başarılarıyla insanların kalplerine adını altın harflerle yazdırmıştır.
Kendisini her zaman saygı ile andığımız Kolsuz Agop’un hayat hikayesi de yürekleri dağlar cinstendir… Yozgat’ta doğup büyüyen babası Kirkor ile annesi Makruhi evlenip İstanbul’a Fatih’in Kocamustafapaşa mahallesine yani eski adıyla Samatya’ya göç ettikten sonra 1938 yılında dünyaya gelen Agop Kotoğyan’ın çocukluğu Samatya’da geçti babası inşaatlarda, annesi fabrikada çalışan yoksul bir ailenin çocuğu idi.
Agop daha ilkokuldayken okul çıkışı her çocuk oyun oynamaya giderken o çalışmaya gidiyordu, henüz 12 yaşındayken Gedikpaşa’da çalıştığı gümüş atölyesinde kullanılan prese sağ kolunu kaptırdı. Omuzuna kadar parçalanan koluyla, dayanılmaz acılar içinde kıvranırken, götürüldüğü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki doktorlar “Bu çocuk yaşamaz” dediler. Ama büyüklerimiz derler ya “Her şeyi Allah bilir” diye günler süren zorlu mücadeleden galip çıktı Agop yaşıyordu ama artık sağ kolu yoktu.
Küçük yaşta “Okumalıyım, her ne pahasına olursa olsun okumalıyım” dedi. Okuma hırsı onun tüm benliğini sarmıştı Kumkapı Bezciyan Ortaokulu’na başladı, okuldan arta kalan zamanlarında ise işportacılıktan konfeksiyona kadar farklı işlerde çalışarak hayatını kazanmaya çalışıyor böylece aile bütçesine de katkıda bulunmuş oluyordu.
Liseyi Galata Getronogan Lisesi’nde okudu, başarılı bir öğrenciydi, basketbolu çok seviyordu ama tek kolla ne mümkün çaresiz lisede futbola dönmüştü, tek kolla oynayamazsın diye onu aşağılamışlardı ama o yılmadı. Lise yıllarıda iken önemli bir mahalli takım olan Samatya Gençler Kulübü’nün kadrosuna girecek kadar da iyi oynadı ama asla eğitimini bırakmadı, içinde müthiş bir okuma hırsı vardı.
Liseyi bitirdikten sonra Cerrahpaşa’yla bir kez daha yolları kesişmiş ama bu kez hasta olarak değil en büyük ideali olan tıp alanında hizmet vermek, Doktor olmak için üniversite öğrencisi olarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girmişti. Yıllar sonra kapısından içeri girdiği ilk gün “Bir zamanlar beni kurtardı bu hastane, şimdi nöbet sırası bende” diye hastaneye vefa borcunu ödemeyi düşünmüştü.
Üniversiteyi ailesine yük olmadan lise öğrencilerine ders vererek kazandığı paralarla okumuştu. Üniversitede Cerrahpaşa’nın futbol takımındaydı.
Tıp eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde 1963 yılında tamamladı.
Kadro bulunmaması nedeniyle 1963-1964 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’nde gönüllü olarak çalıştı.
1964 yılında ise, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde, Deri Hastalıkları ve Frengi Kürsüsü’nün ilk asistanı olarak kadroya geçti. Sonrasında mesleki ve eğitim alanında başarılarla dolu bir hayat.
1967 yılında “Dermatitis Herpetiformis” adlı uzmanlık teziyle deri ve zührevi hastalıklar uzmanı oldu. Aynı kürsüde Başasistan olarak görevine devam ettiği sırada İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı tarafından, bilgi ve görgüsünü arttırmak üzere Almanya, Hamburg (Saar)'daki Üniversite Dermatoloji Kliniği’ne, Prof.Dr. F. Nödl'ün yanına 1969 yılında gönderildi.
1972 yılı başına kadar bu klinikte sürdürdüğü başarılı çalışmalarında, özellikle malign melanomların klinik ve histopatolojik incelemelerine ağırlık vermişti. Kliniğe geri döndükten sonra Doçentlik hazırlıklarını tamamladı ve 1973 yılında “Lchthyosis Vulgaris Vak'alarında Kromozom İncelemeleri” adlı Doçentlik tezini vererek Doçent oldu. Aynı yıl Doçent kadrosuna atanarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kürsüsü'ndeki görevine devam etti. “Akne Vulgaris Vak'alarında İmmünolojik Araştırmalar” konulu teziyle de 1979 yılında Profesör oldu ve Profesör kadrosuna atanarak kariyerini tamamladı.
21 Ekim 2004 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı iken emekli oldu. Sonrasında özel muayenehanesinde çalışmaya devam etti. Temmuz 2017'de artık yaşlanmıştı, hasta kabul etmeyi bırakarak evine çekildi.
"Dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim ama yolumu kaybetmedim.
Bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim.
Boş başak dik, dolu başak ise eğiktir, derler. Ben hep eğik gezdim şu dünyada. Kibirden nefret ettim."
Söylediği bu cümleler hayatımıza girdi… Halk onu öylesine seviyordu ki “Kolsuz Agop” diye lakap takınmasından asla gocunmadı, halkın her zaman yanındaydı hayvallarıda insanlar gibi severdi…
Kolsuz Agop Türkiye’nin en sevilen, alanının duayeni bir doktor oldu. “Efsanevi” sıfatının en fazla yakıştığı ve anlamına değer kattığı bir doktor…
Takvimler 13 Şubat 1978’i gösterirken, Kolsuz Agop 79 yaşında yakalandığı karaciğer kanserine yenik düşerek ikinci evi olan Cerrahpaşa Hastanesi’nde sessizce aramızdan ayrıldı. Hayatı, meslektaşlarına örnek olacak ‘İyi Doktor’ manifestosuydu başlıbaşına… Hastaları ve onu tanıyanlar için de, kendine acıma kolaycılığına kaçmadan, inandığı yolda yürüyerek, tek kolla bile olsa başarı dağının zirvesine çıkabilecek kudrette çok özel bir rol modeldi.
Toprağı bol olsun… Başucunda, muayenehanesindeki kuş cıvıltıları hiç eksik olmasın…
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın