Yarım asır kadar öncesine gidelim 1960 lı yıllar, New York’un sokaklarında yürüyen yaşlı bir adam…
Üzerinde eski bir bornoz, ayağında terlikler, yüzünde dağınık bir ifade…
Hem yürüyor, hem de kendi kendine konuşuyor.
Bazen kaldırım kenarında duruyor, bazen bir ağaca bakıyor, bazen de hiçbir anlamı olmayan kelimeler mırıldanıyordu.
Onu gören insanların çoğu için Vincent Gigante yalnızca akıl sağlığını kaybetmiş, tuhaf davranan yaşlı bir adamdı.
Kimse onun birkaç sokak ötede, dünyanın en güçlü suç örgütlerinden birinin lideri, bölgedeki olaylar hakkında karar veren adam olduğunu düşünmüyordu.
Vincent Gigante’nin ya da halk arasındaki lakabı ile “The Chin” in en büyük sırrı buydu.
Herkes onun deli gözüyle aslında o herkesi izliyordu. Kim bilir belki de o alaylı bir gülümsemesi ile insanlarla dalga geçiyordu.
Bazı insanlar vardır, isimleri suç dünyasının içinde duyulur bazılarının ise hikâyesi, öldükten sonra bile insanın zihninden çıkmaz.
Evet sevgili Habercaddesi okurlarım, bugünkü yazımda hayatını irdelediğim Vincent Gigante da böyle bir adamdı.
New York’un varoş, karanlık dar sokaklarında başlayan hayatı, yıllar sonra onu Amerika’nın en korkulan mafya liderlerinden biri haline getirdi ama onu diğerlerinden ayıran şey yalnızca gücü değildi.
Onu farklı yapan şey , insanların onun hakkında hiçbir zaman tam olarak emin olamamasıydı.
Gerçekten deli miydi? Yoksa dünyanın en büyük sahnelerinden birinde, hayatının en uzun rolünü mü oynuyordu?
Herkes ona “The Chin” diye hitap ederdi çünkü yüzündeki belirgin çene, zamanla onun lakabına dönüşmüştü. Yıllar içinde bu isim, yalnızca yüzünü değil, arkasındaki gizemi de temsil etmeye başladı.
Sokakta deli gibi davranan Vincent Gigante
Kapalı kapılar ardında karar veren Vincent Gigante
Ailesinin yanıda başka biri…
Mafya içinde başka biri…
Devletin karşısında başka biri…
Belki de hayatının tamamı bir maskeler zincirine dönüşmüştü.
Normal bir insan mahkemede kendisini sağlıklı ve mantıklı göstermeye çalışır ama Vincent Gigante ise bunun tam tersini yaptı.
Tuhaf davranışlar sergiledi,
Bornozuyla dolaştı,
Kendi kendine konuştu,
Akıl sağlığı konusunda doktorların karşısına çıktı, ve yıllarca insanların zihninde aynı görüntüyü oluşturdu:
“Bu adam normal değil.”
Fakat zaman geçtikçe savcılar ve soruşturmacılar başka bir hikâyeyi bir araya getirmeye başladılar.
Tanıklar konuştu.
Mafya dünyasından insanlar bilgi verdi.
Ve yıllarca süren mahkemeler sonrasında maskenin arkasındaki gerçek adam yavaş yavaş ortaya çıktı. FBI’a göre Vincent Gigante “Fish Cafaro”’nun 1986’daki ifadesi, Gigante’nin Genovese ailesini perde arkasından yönettiği iddiasını güçlendiren önemli bilgilerden biriydi.
1990'lı yıllarda Vincent Gigante’ın çevresindeki dünya giderek daralmaya başladı.
Devlet onu izliyordu.
Savcılar onun peşindeydi.
Yıllarca onun kimliğini saklamak için işe yarayan sis perdesi artık eskisi kadar güçlü değildi.
1997 yılında mahkemede suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı fakat hikâye burada bitmedi.
Vincent Gigante hayatının son yıllarını hapiste geçirdi.
Bir zamanlar New York'un karanlık dünyasında korkulan adam, artık demir parmaklıkların arkasındaydı.
Dışarıda bıraktığı hayat ise yavaş yavaş onun ellerinden uzaklaşıyordu.
Güç kayboluyordu.
İnsanlar değişiyordu.
Dünya değişiyordu.
Ve sonunda herkes gibi o da yaşlanıyordu.
Güç insanı kalabalıkların ortasına koyar ama aynı zamanda herkesten uzaklaştırır.
Etrafında onlarca insan olabilir ama kime güveneceğini bilemezsin.
Yanındaki adamın dost mu, düşman mı olduğunu düşünürsün.
Sana gülümseyen kişinin seni korumak mı, yoksa senden korunmak mı istediğini anlayamazsın.
Böyle bir dünyada insanın en büyük hapishanesi bazen duvarlar değildir.
Kendi zihnidir.
Vincent Gigante ardından insanlara bir soru bıraktı:
“Gerçek Vincent Gigante hangisiydi?”
Sokakta pijamalarıyla dolaşan yaşlı, akıl sağlığı olmayan bir adammı adam mı?
Yoksa kapalı kapılar ardında kararlar veren, insanların hayatlarını değiştirebilecek kadar güçlü bir adam mı?
Belki de ikisi birdendi.
İnsan, hayatı boyunca birden fazla yüz taşır.
Ve zamanla hangi yüzünün gerçek olduğunu kendisi bile unutur.
19 Aralık 2005'te Vincent Gigante öldü. Ölümü de normal sayılabilecek cinsten değildi, kendisinin bir kalp rahatsızlığı vardı, bu herkes tarafından biliniyordu. Hapishanenin duş yerinde garip bir biçimde kalpten öldü, Duş açıktı, Vincent Gigante çırılçıplaktı ama garip olan elinde bir açılmış şemsiye vardı!
New York'un bir zamanlar korkulan isimlerinden biri artık yoktu.
Arkasında hala cevabı bilinmeyen büyük bir soru bıraktı.
Vincent Gigante gerçekten deli miydi?
Başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın