Yeni adı “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” İstanbullulara göre adı, “1.Köprü” bilinen eski adı ise “Boğaziçi Köprüsü”…
Kim ne derse desin, benim için adı hala 1.Köprü’dür. İyi de “Bunda ne var ki? ” diyenleriniz olabilir, onu da şöyle açıklayayım;
Boğaziçi Köprüsü konumu bakımından dünya tarihine geçmiş bir köprüdür, bilirsiniz İstanbul ve Çanakkale Boğazları Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayırır, onun içindir ki, ikisinin ortak adı olarak “Avrasya” olarak bilinir.
Ve tarihler 1973 yılını gösterdiğinde, bizler henüz çocuk yaşlarda iken, İstanbul Boğazı’na iki kıtayı birleştiren asma köprü inşa edildi, hayal meyalda olsa hatırlarım, önce iki yakaya kuleler dikilmiş, sonra bu kuleler birbirlerine çelik hatlarla bağlanmıştı… O zamanki gazeteler “Avrupa ile Asya artık birbirine bağlandı” diye sürmanşetten günlerce yazmıştı.
Boğaziçi Köprüsü 1973 yılında muhteşem bir törenle hizmete açıldı, öyle ki kalabalık ilk kez tarihi bir anı yaşamak, Asya’dan Avrupa’ya yürüyerek geçtiğini belgelemek için köprüye hücum etmişti, yayaların senkronize adımları yüzünden köprü beşik gibi sallanmaya başladı, çökme tehlikesi gösterdi. Köprünün iki yanındaki yaya yolundan, yayaların geçişine izin verildi, köprü ücretliydi, açıldığında araçlar 10 yayalar ise 1 lira ücret karşılığında karşıya geçebiliyorlardı.
Araçlar Zincirlikuyu istikametinden gelip Beylerbeyi’nden yada ters yönden gelip geçiyordu, yayalar içinde formül bulunmuştu, köprünün Ortaköy ayağındaki asansörle yukarı çıkan yayalar o muhteşem manzaraya şahit oluyordu, öyle ki, üstünde resimler çekilip albümlere konuyor, o tarihi anları yaşıyorlardı.
Ve ilk üzücü olay 16 Aralık 1974 te bir intihar girişimiydi. Bir genç intihara yeltendi, ikna yoluyla onu atlamaktan vazgeçirdiler… Bu vahim olay tam unutulmaya başlanmıştı ki, üzerinden bir ay bile geçmeden Boğaziçi Köprüsü’nde tarihler 14 Ocak 1975’i gösterirken tarihe ilk olarak geçen intihar olayı yaşandı.
Soğuk bir kış günüydü, Ali ile Esma Cennet çifti, hayatın acımasız sorunları karşısında dayanamamış, birlikte intihar etmeye karar vermişlerdi, verdikleri bu karardan asla vazgeçmeyeceklerdi, Ortaköy’e geldiler, birlikte elele köprünün ayağında ki asansörle yukarı çıktılar, ağır ağır köprünün üstünde ilerlediler, taki köprünün tam ortasına gelinceye kadar, orada birbirlerine sarıldılar, üzerlerindeki manto ve paltoyu çıkartıp etraftakilerin şaşkın bakışları arasında aniden korkulukların üstüne çıkıp yine el ele hiç tereddüt etmeden kendilerini boşluğa bıraktılar…
Korkuluklarda ne can pazarlığı yaşandı, ne de cesetleri bulanabildi bu esrarengiz çiftin… Çünkü bilimsel bir gerçek vardı, 50 metre yüksekten bir suya atlandığı zaman ivmenin hızı ile su beton etkisi yapıyordu, Boğaziçi Köprüsü’nün ise denizden yüksekliği 64 metreydi, yani bu çift denize düştükleri anda parçalanmış balıklara yem olmuşlardı… Acı ama gerçekti bu.
İşte o tarihten itibaren büyük bir şevk ile açılan Türkiye’nin gururu, Boğaziçi Köprüsü’nün şöhreti artık kararmıştı, köprü intiharlarla anılır oldu. İşini kaybeden, borçlarını ödeyemeyen, sevdiğine kavuşamayan, psikolojik bunalım geçiren, daha doğrusu kafası bozulanların intihar mekanı haline geldi.
Sanırsınız ki “Sürü Psikolojisi” yaşanıyor, intiharların ardı arkası kesilmiyordu.
Ard arda intihar haberleri gelmeye başlayınca doğal olarak Boğaziçi Köprüsü 1 Aralık 1977 tarihinde açılacağı tarih belirtilmeksizin yaya trafiğine kapatıldı…
Yüzlerce intihara sahne olan köprünün zaman zaman tekrar yaya trafiğine açılması gündeme gelse de maalesef artık açılmıyor, köprüden yürüyerek geçmek isteyenlerin tek çaresi 1979 yılından bu yana her yıl tertiplenen Avrasya Maratonu’na katılıp, emniyet tedbirleri altında araçların geçtiği yoldan, yürüyerek yada koşarak geçip anılarının arasına “Ben Asya’dan Avrupa’ya yürüyerek yada koşarak geçtim” diye bir not düşmeleri oldu…
Bu günlükte bu kadar haftaya başka bir konuda buluşmak üzere Hoşçakalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ


























Yorum Yazın