Bugün 3 Mayıs…
Dünya Basın Özgürlüğü Günü
Takvimde sıradan bir gün gibi görünür belki…
Ama benim için, kalemimin ağırlığını bir kez daha omuzlarımda hissettiğim gündür.
43 yıllık gazeteciyim…
Bir çocuğun kurduğu hayalin peşinden yürüyerek geldim bugünlere.
Daha küçücükken, bir gün adımın bir gazetenin altında yazacağını hayal ederdim.
O hayal… benim en büyük servetim oldu.
Çünkü bir insanın çocukluk hayalini gerçekleştirmesi, bu dünyada yaşayabileceği en büyük mutluluktur.
Ama…
Her hayalin bir bedeli vardır.
Gazetecilik, bu topraklarda hiçbir zaman kolay olmadı.
Ben başladığımda da zordu…
Ama şimdi?
Şimdi o zorluk, insanın nefesini kesen bir ağırlığa dönüştü.
Eskiden haber peşinde koşardık,
Şimdi haberin peşine düşenler sorgulanıyor.
Eskiden gerçekleri yazmak cesaret isterdi,
Şimdi gerçekleri yazmak bedel istiyor…
Bugün dönüp baktığımda üzülerek söylüyorum:
Gazetecilik, bu ülkeyi yönetenlerin basın bültenlerini paylaşmaya indirgenmek isteniyor.
Oysa gazetecilik… muhalefettir.
Kim olursa olsun…
İktidar kimde olursa olsun…
Gazetecilik, güce karşı gerçeğin yanında durmaktır.
Çünkü kalem…
Hiçbir zaman diz çökmez.
Ama ne yazık ki…
Bugün ülkemizde basın özgürlüğünden söz etmek, içimi acıtıyor.
Bir tarafta dolandırıcılar, tacizciler, katiller…
Ellerini kollarını sallayarak geziyor.
Diğer tarafta…
Bir cümle kurduğu için,
Bir kelime yazdığı için,
Bir gerçeği dile getirdiği için
cezaevinin soğuk duvarlarıyla tanışan gazeteciler var.
İşte bu yüzden…
Bugün 3 Mayıs, sadece bir kutlama günü değil benim için.
Bir yüzleşme günü.
Bir utanç günü.
Bir direnme günü.
Ben hâlâ o çocuğum aslında…
Elinde kalemiyle dünyayı değiştirebileceğine inanan çocuk.
Ve hâlâ aynı inançtayım:
Gerçek, bir gün mutlaka kazanır.
Çünkü kalem…
Kırılabilir belki,
Ama asla eğilmez.
Ve ben…
Nefes aldığım sürece yazacağım.
Bedeli ne olursa olsun…
Çünkü ben gazeteciyim.
Burhan AKDAĞ





















Yorum Yazın