İnsanlık tarihinin bazı sayfaları vardır ki, üzerini ne kadar örtmeye çalışırsanız çalışın, insanın ayağına takılan keskin bir taş gibi batar. XIX.yüzyılın o karanlık, yasak ve acı dolu ikliminde Brezilya’nın uçsuz bucaksız kahve tarlalarının arasında, coğrafi haritalarda adı geçmeyen ama insan vicdanında derin bir yara olarak kalan bir “Damızlık Köyü" ve o köyün çok bilinmeyen efsanesi Pata-Seca (Roque José Florêncio) tarihin tozlu sayfalarına insanlığın kötülüğünün sonu olmadığının bir kanıtı olarak kazınmıştır.
İnsanlık tarihi özellikle Afrikalı kölelerin karanlık öyküleriyle dolup taşıyor. Bunlardan biri gençliğimizde de yıllarca televizyonda izlediğimiz “Kökler” adlı dizinin unutulmaz karakteri Kunta-Kinte’nin yüreklerimizi parçalayan hikayesiydi. Tarihte kölelikle alakalı birçok hikaye duymuşuzdur. Bireylerin kişisel haklarına ve özgürlüklerine saygı gösterilmeyen, yalnızca sahiplerine hizmet eden ve bir meta gibi alınıp satılan kölelerin varlığı, insanlık tarihinin en büyük utançlarından birini oluşturuyor. Sevgili Habercaddesi okurlarım, bu utanç verici hikaye insanlığın aşağılanması konusunda gelebileceği en dip noktadır. Bu hikayenin kahramanı olan Pata-Seca’nın yaşadıklarını anlattığımda ne düşüneceksiniz bilemiyorum ama şuna eminim ki hiçbirinizin içi bu olayı kabul edemeyecek.
Pata-Seca ya da kayıtlardaki gerçek adı ile “Roque José Florêncio” XIX. yüzyıl Brezilya’sında kölelik döneminde yaşamış, Afrika kökenli, Angola doğumlu bir köledir hatta Brezilya kölelik tarihinin en trajik olayını yaşayan kölelerinden biridir.
Yaklaşık 1828 yılı civarında Angola’da dağan Roque José Florêncio henüz çocuk yaşta iken kaçırılıp Brezilya’ya getirilmiş, köle olarak satılmış ve São Paulo bölgesinde yaşamaya başlamıştır.
Diğer kölelerden farklı olan fiziksel özellikleri ve güçlü yapısı nedeniyle (Boy: 2.18m, kilo:150 Kg.) o zamanlar ”ideal üreme örneği" olarak görülmüştü. Ona "Pata-Seca" deniyordu, bunun da anlamı “Kuru Bacak” tı.
Pata-Seca zamanın köle sahipleri tarafından “Breeding Slave" (Üreme kölesi) olarak satın alınmıştı. Brezilya’da 1850’de uluslararası köle ticareti yasaklandıktan sonra, köle talebini karşılamak için yerel olarak “Üretilen köle”lere yönelmişlerdi.
Pata-Seca’da bu sistemin en bilinen kurbanlarından biri olarak tarihin sayfalarına geçti. Farklı köle kadınlarla zorla ilişkiye sokulmuş ve 249 çocuğun babası olduğu kayıtlara geçmiştir. Biyolojik olarak mümkün olmasa bile, söylentilerde günde onlarca kadın ile birlikte olmaya zorlandığı inandırıcı olmayan söylentiler arasındadır. Bununda sebebi, günümüzde biyolojik olarak kadınlarla olan cinsel ilişkinin başarılı olmasının uzun boy ve cüsse ile alakasının olmadığı bilimsel olarak ispatlanmasına rağmen Brezilya'da yaygın olan inanışa göre uzun boylu ve iri erkeklerin çocukları da babaları gibi fiziksel olarak güçlü olacak inanınışının olması vardı.
Bu inanış kölelik dönemlerinde yoğun iş gücüne duyulan ihtiyaca hizmet ediyordu. Sahibinin amacı sadece Pata-Seca'nın normal köle görevlerini yerine getirmesi değil, kendisine sağlıklı ve güçlü kölelerin yetiştirilmesi için onun genlerinden yararlanmaktı. Böylece Pata Seca'dan doğan çocuklar da kendisi gibi iri, güçlü, işlerine yarayacak bir köle olabilecekti.
Sahibinin emri üzerine her gün onlarca kadınla ilişkiye girmesi için zorlanan Pata-Seca her gün, çok sayıda başka başka kadınların yanına götürülürdü. Kendi iradesi, kendi kalbi, sevme ya da bağlanma hakkı elinden alınmıştı. Bir insan için en kutsal duygu olan aşk, onun hayatında yasak bir kelimeydi. O, sadece çocuk yapacaktı, yeni doğan bebekler köle tüccarlarının elinde birer kazanç kapısı ya da tarlalarda çalışacak yeni eller olarak görülüyordu. Pata-Seca ise bu çocukların babasıydı ama hiçbir zaman “Gerçek bir baba" olamayacaktı çünkü o çocuklarının hiçbirini tanımıyordu.
Düşünün ki; her gün ruhunuzun bir parçasını koparıyorlar sevmediğiniz, adını bile bilmediğiniz insanlarla bir araya getiriliyor, sonra da kendi kanınızdan olan o masum bebeklerin gözlerinin içine bile bakmanıza izin verilmiyordu. Pata-Seca’nın yaşadığı acı, fiziksel kırbaç izlerinden çok daha derindeydi. O hayatını ruhuna vurulan zincirlerle yaşamak zorundaydı.
Ancak tarihin unutturmak istediği bu masum ve çaresiz adam, aslında içindeki insanlığını en saf haliyle korumaya çalışıyordu. Gözlerindeki hüzün, tarlaların en kavurucu güneşinde bile sönmeyen bir yangındı. O, her şeye rağmen bir insan olduğunu, sevmeyi, üzülmeyi ve özlemeyi bildiğini o derin ve sessiz bakışlarıyla haykırıyordu ama onu gören ve anlayan yoktu.
Yıllar geçti, kölelik yasaklandı o karanlık devirler kapandı. Bugün Brezilya’da pek çok insan, soyağacını geriye sardığında Pata-Seca’ya ulaşıyor. O, hiç tanımadığı, resmi olarak belgelenen 249 çocuğun babası oldu ama asıl önemlisi o insanlık tarihinin gördüğü en büyük zulümlerden birinin hem kurbanı hem de en çaresiz ve sessiz tanığı olarak kaldı.
Pata-Seca’yı hatırlamak, sadece geçmişteki bir köleyi anmak değildir; insanın insana neler yapabileceğini, özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu ve bir insanın kalbi sökülse bile ruhunun nasıl direnebileceğini anlamaktır. Onun adı tarihte gözyaşlarıyla anılacaktır.
Bugün rüzgar, Brezilya’nın eski kahve tarlalarından eserken, sanki hala o sesiz adam Pata -Seca’nın iç çekişini fısıldar:
“Ben de bir insan idim...”
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın