Herkesin ilham perisi var mıdır bilmem ama benim de bir ilham perim var da ne zaman geleceğini bir türlü söylemez diye düşündüm. Şairlerin , güfte yazarlarının gece geliyormuş bildiğim kadarıyla, gecenin sessizliği , ay ışığı , yıldızların tek tük göz kırpışı ve insanların odalarına geçip uykuya daldıkları zaman periyi içeri davet eden biri var demek ki ee buyursun gelsin bakalım. Uykusuz geçen gecelerime baktım da iki satır karalamamışım , bizim eve hiç uğramadan nerelere gidiyor ki bu peri ?
Zaten şiir yazmak gibi bir niyetim yok gelmezse gelmesin , duygularım dağların tepesine çıksada içimde romantizmden eser yokmuş , bunu geç de olsa yetmişinden sonra anladım .
Ama bu sabah ütü yaparken neler neler geldi aklıma bir bilseniz . Neredeyse bir hikaye kitabı yazıp bitirmiş gibiyim , iş bir tek kitabın adını da koyup baskıya vermeye kaldı . Bunun adı da ilham perisi miydi acaba ?
Gülsem mi ağlasam mı düşüncelerime , adı ütü ama meğer nelere kadirmiş , Selin’ciğimin eşyasına ütüyü sürerken hayalimde torunumu canlandırdım şu gülmekle ama kaliteli gülmekle ilgili söylediklerini aklımdan çıkarmamıştım. Kahkahadan ziyade yüksek sesle gülüşünü sokaklara taşırmayı seven, dikkati çekmek isteyen insanlar gözlerimin önünden geçti.
On üç yaşındaki bir çocuğun bunu gözlemlemesi , gülümsemede bir zarafet araması , zaten ağırbaşlı annesinin, yine onun gibi sakin , ağır başlı bir çocuk olan kızı güzel torunum , yaz arkadaşım …ah bir de Demir’ciğimi görseniz, ince uzun boylu naif ve çok yakışıklı ikizim …ağır abimiz … sağlıklı uzun ömrünüz olsun güzel çocuklarım.
Yalnızca gülme de değil ağlamada da sessiz içten gözyaşını ararım , numaracı, çılgın gibi bağıra bağıra ağlayan hanımları düşününce ürperirim , toplum içerisinde açık ya da kapalı mekanlarda , hatta yollarda , yine ellerinde cep telefonlarıyla yüksek sesle konuşup nerdeyse hayat hikayesini ya da başkalarının dedikodusunu yaparak onları da gözler önüne seren insanlar niye de böyle davranırlarki, bu bir çeşit tarz mı? Bence ne yapacağını bilmeyenlerde davranış bozukluğu , dikkat çekme çirkinliği .
Böyle şöyle derken düşüncelerim aldı başını gitti , bir de baktım ki hani şu deniz , havuz , kumda da kullandığımız havlu türü nesnelerin ütüsünü bitirmişim , kocaman bir sepetmiş meğer , aferin bana , yarın sabaha yastık kılıfları çarşaflar , ondan sonraki güne de kıyafetler kalsın , hiç kendimi yoramam vallahi , anacığımın sözü kulağımın küpesi ,
“Benim işim narindir, bugün olmazsa yarındır” derdi yani tembelliğe biçilmiş bir kaftan.
Gençlere en büyük tavsiyemdir, anneleriniz hayattayken onlara kulak verin bazı söyledikleri güzel ya da komik sözlerini not alın bunlar yaşamınız boyunca o kadar çok karşınıza çıkıyor ki, bir gün bir de bakıyorsunuz annenizin yolundan gidiyorsunuz.
Annem ne çok gülmeyi severdi ne de çok ağlamayı, dikkati çekecek her şeyden kaçınırdı, bir komşusuna ya da arkadaşına da defalarca gitmekten de hoşlanmazdı bize de “Fasulyenin sıkından seyreği hayırlıdır” derdi. Aslında ne kadar güzel doğruları varmış .
Çok ağlayanlar için “Ağıt, ağıt getirir” derdi, hep deneyerek bu sözleri bulmuştu. Kakara kikiri her şeye çok çok gülmek de yine arkasından ağıt getirirmiş, tembih anahtardır “Ben söyleyeyim de siz bildiğinizi okuyun” dediğinde daha çok gülerdik oysa yaşımızın her ilerlediğinde edindiğimiz tecrübeler ve yaşam bunların ne demek olduğunu öğretiyordu bize. Kimine Atasözü , kimine büyüklerinin ya da sonrasında kendinin de uydurduğu deyimlerle gerçekliği anlatırdı bize. Su aktıkça gideceği yolu buluyordu .
Sofranın kurulumu ve kaldırılmasında farklı bir yaptırımı vardı, mutfağa giderken bir iş , mutfaktan gelirken bir iş yapın derdi, tabakları tek tek getirir , tek tek götürürdü, üst üste koyarak getirmek götürmek tembel işiydi , tüm yiyecekleri de aynı şekil de taşırdı, tek tek …
Ona göre hareket bereket getirirdi, şimdi düşünüyorum da gerçekten bereketli bir kadındı. Oysa ona bunları öğreten bir annesi yoktu on iki yaşında kaybettiği annesinden çok kardeşli olmaktan başka bir şey öğrenmemişti ki. Üvey anne zulüm ya da sıkıntı, babaya baskı ve şikayet demekti. Üvey annenin kendi doğrusu yoktu ki zaten , ne öğretsin ? O yalnızca dedemle evlenmiş ama asla altı kardeş olan annemleri kabullenmemişti. Annem de belki de bu yüzden hiç bir zaman anne dememiş, birine tanıştırırken de babamın karısı derdi ya da analığım biz ona gülerdik çocuk aklımızla üvey kavramını bilmiyorduk ki.
Annem bizlerle uzun ömürlü ve çok mutlu yaşadı , enerjisi bol , sevgisi herkese yetecek kadar fazlaydı , dağıttığı sevginin karşılığını kat be kat aldı .
Uzun yaşamasının sırrı belki de buydu . Gezmeyi çok severdi ama gelen misafirlerini daha da çok , güler yüzle herkese hizmet eder, gönlü ve sofrası hep açık olurdu.
İlham perim gitti yerine annemin sözleri kaldı , demek ki bugün onun günüymüş , zaten şu ev işi o kadar nankör ki ne tozu bitiyor , ne çamaşırı, ütüsü ne de bulaşığı bitiyor .
Gönül vur kafayı yat diyor, hiç bir şey düşünme, şu gönlümün sesine kulak verip biraz dalsam, telefon çalar şimdi dedim vallahi eşim aradı hemen, onun ki can sıkıntısı, dükkanda da iş yoksa hemen beni arar , hava nasıl diye sorar, sanki ben hava uzmanıyım, meteorolojiyi arasa ya, onlar rapor verir hem de bütün haftayı, sahi biz bu telefonlar yokken nasıl yaşardık?
Kendimi ilk çağlardan gelmiş gibi hissettim bir an, yalnızca telefon mu ne çok şey gelişip değişti hayatımızda.
Troleybüs bizim şehrimizde kayboldu gitti çocukluğumun vasıtası, annem asla adını söylemez boynuzlu derdi evimizin yakınından biner teyzeme giderdik. O gitti metro geldi böylece yerin dibine indik , radyo televizyona bıraktı yerini gazetelerdeki haberler, internete , sabit telefonlar cep telefonlarına saatler akıllandı iyice yalnızca zamanı değil attığımız adımdan kaç saat uyuduğumuza, kaç kalorilik yediğimize kalp atışımıza kadar her şeyi bildiriyor. Elimizin altında bir casus var aslında, bu kadar akıllı olması insanı yoruyor.
Teknoloji bana göre Alaaddin’in lambasındaki cin, bilinmeyen Kaf dağını bırakın dünyanın dağlarından denizlerine ,ülkelerinden şehirlerine kadar her yerini avucumuzun içine getirdi, bir de yoktan ortak dede sahibi olduk.
Google Dedemizin bilmediği yok maşallah ansiklopedileri bile yok ettik ona olan güvenimiz sayesinde. Şimdilerde rakip Yapay Zekayı çıkardılar karşısına ama ben dedemi bırakmıyorum hala, ilk göz ağrım zaten adı üstünde yapay ne işim olur benim onunla.
Deli gönlüm yazmayı bitiremiyor ki dere tepe dümdüz oldu çoktan.
Bu haftalık da bu kadar olsun , haftaya başka bir yazımda buluşmak ümidiyle
Sevgiler , saygılar hepinize .
Hoşça kalın
FATOŞ ACAR
























Yorum Yazın