Tarihin sokaklarında dolaştığımızda ara sıra karşımıza ilginç kişilerde çıkar kimileri vardır isimleri çok büyük kalabalıklar tarafından bilinmez ama dokundukları insanların hayatında derin izler bırakırlar. Bence onların değerleri, alkışlarla ya da manşetlerle ölçülmez asıl değerleri, geride bıraktıkları güzel anılar, örnek davranışlar ve insanlara hissettirdikleri güvenle anlaşılır.
Yazımın ana temasını oluşturan Francesco Della Suda’da böyle isimlerden biri olarak anılır.
Bir insanın hayatını anlatırken yalnızca başarılarından söz etmek yeterli değildir çünkü insanı insan yapan zor zamanlarda gösterdiği duruşu, çevresine karşı yaklaşımı ve karakteridir. Francesco Della Suda hakkında konuşulurken de en çok öne çıkan şey, yalnızca yaptıkları değil; bunu hangi anlayışla yaptığıdır. Sakinliği, çalışkanlığı ve insan ilişkilerine verdiği önem, onu tanıyanların hafızasında özel bir yer edinmesini sağlamıştır.
Francesco Della Suda’nın hikayesi sıradan bir insanın hikayesi değildir. İstanbul’da yüzyıllar boyunca birlikte yaşayan farklı kültürlerin, dillerin ve inançların ortak yaşamının da hikâyesidir.
Osmanlı zamanının İstanbul'u, yalnızca Türklerin, Rumların, Ermenilerin ya da Yahudilerin şehri değildi aynı zamanda Levantenlerin de şehriydi. Akdeniz'in farklı limanlarından gelen İtalyan aileleri, yüzyıllar boyunca Galata'nın dar sokaklarında ticaret yaptı, hastaneler kurdu, sanat üretti, mimariye katkıda bulundu ve şehrin sosyal hayatına yön verdi.
Francesco Della Suda da bu çok katmanlı dünyanın önemli temsilcilerinden biriydi.
Bugün Faikpaşa Yokuşu'nda yürürken eski apartman cephelerine dikkatle bakarsanız, taşların aslında konuştuğunu hissedersiniz. O cephelerde yalnızca mimari değil aynı zamanda insan emeği vardır. Kim bilir, belki Francesco Della Suda da aynı kaldırımlarda yürümüş, aynı yokuşu çıkarken Haliç'e doğru durmuş gün batımını seyretmiştir.
O yıllarda Beyoğlu bambaşkaydı şöyle bir zaman makinesi olsaydı, ben zamanı geri alıp o yıllarda yaşamak isterdim.
At arabalarının sesi tramvay raylarına karışırdı,
İtalyanca, Fransızca, Rumca, Ermenice ve Türkçe aynı kahvede aynı gün içinde duyulabilirdi, fırınlardan çıkan ekmek kokusu kilise çanlarıyla ezan sesine karışırdı.
İstanbul, farklılıkların birbirini tamamladığı büyük bir senfoniydi.
Francesco Della Suda işte bu senfoninin notalarından biriydi.
“Sadede gel Esra “ dediniz yine bende lafı fazla uzatmadan Francesco Della Suda’yı anlatmaya başlayayım sizlere.
1814 yılının bir bahar ayında Yunan adası olan Syros’da doğmuştu. Ailesiyle birlikte o zamanki adı Pera olan Beyoğlu’nda çocukluğu geçti, İtalyan asıllıydı ve daha 12 yaşındayken annesini yitirince Pera’da bulunan Sainte Marie Manastırı’nın yetimhanesine verilmişti. 17 yaşına geldiğinde Maltepe Eczanesi’nde çırak olarak çalışmaya başladı.
Francesco Della Suda kendi halinde sessiz, çalışkan ve azimliydi.
1934 yılında henüz yirmi yaşındayken baş Eczacı, 1837 yılına gelindiğinde ise Osmanlı İmparatorluğu Ordu Merkez Eczanesi’nin yöneticisi oldu. Osmanlının hekimbaşısı Abdülhak Molla tarafından kendisine verilen bu görev oldukça zordu ama asla yılmadı bilakis zorlu şartlarda olmasına rağmen gece gündüz çalıştı, üstün başarılar gösterdi.
Francesco Della Suda bir yandan bu zor görevi yürütürken diğer yandan da Üniversite eğitimine devam ediyordu. 1844 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Eczacılık bölümünden diplomasını alıp Eczacılık deneyimini diploma ile tescil ettirmeyi başardı. Yetim bir çırak olarak başladığı yolda artık diplomalı bir Eczacıydı.
1849 yılında henüz gençken İstiklal Caddesi üzerinde “Grande Pharmacie” (Büyük Eczane) yi açarak kendi eczanesinin sahibiydi artık. Bu Eczane halk arasında kısa sürede Della Suda adıyla tanınıp meşhur oldu.
Francesco Della Suda hem halk hem devlet yetkilileri tarafından sevilen bir isimdi. Kırım Savaşı’nda ordu sağlık kuruluşlarının ilaç ve tıbbi malzeme ihtiyaçlarının sağlanması için büyük bir çaba göstermiş, nice yaralı askerimizin hayatının kurtulması için çalışmıştı. Onun bu gayretleri karşılıksız kalmadı ve 1859’da Mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseltilip adı “Faik Paşa Della Suda” olarak kayıtlara geçti.
1855 I. Paris, 1862 Londra ve 1863 İstanbul Dünya sergilerine katılarak ilaç ve morfin koleksiyonları ile madalyalar kazandı. Cemiyet-i Eczacıyan der Asitane-i Aliyye (İstanbul Eczacılar Derneği) ve Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane (İmparatorluk Tıp Derneği) derneklerinin kurucularından olan Faik Paşa Paris Eczacılar Birliği’nin ilk Osmanlı üyesi oldu. Yüksek morfin içeren Türk afyonlarını dünyaya tanıttı.
Hayatının geriye kalan döneminde yaşamını sonradan Faik Paşa Yokuşu adı verilen bu yokuşun başındaki evde tamamlamıştır.
Günler ayları, aylar yılları kovalar dolu dolu 99 yıl yaşayan Francesco Della Suda vefat eder halk çok üzgündür binlerin katıldığı bir cenaze töreni ile Feriköy Latin Katolik Mezarlığı’na gömülür.
İnsan ömrü sınırlıdır ama güzel hatıraların ömrü çok daha uzundur. Ardında sevgi, saygı ve güven bırakan insanlar fiziksel olarak aramızda olmasalar bile yaşamaya devam ederler. Francesco Della Suda'nın ismi de böyle hatırlanıyorsa bunun nedeni yaptığı işlerden çok bıraktığı insani izlerdir. Ve belki de bir insan için bundan daha büyük bir başarı yoktur. Bugün Beyoğlu’na çıkar, Faik Paşa yokuşuna gelirseniz, kafanızı kaldırın ve tarihe bakın en azından insanlara faydası dokunmuş birine bir dua gönderin…
Işıklarda uyu Francesco Della Suda yada diğer adı ile Faik Paşa… Seni her zaman saygı ve şükranla anıyoruz.
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın