İstanbul’u anlatmak kolay değil. Neleri içine sığdırmamış ki bu koca şehir… Bir vapur düdüğü, eski bir apartmanın kapısı, mahalle bakkalının önündeki iskemle, sabahın erken saatlerinde simitçinin sesi… Ya da yıllar boyunca İstanbul’un sokaklarında insan taşıyan minibüs.
Minibüsler, İstanbul’un sadece ulaşım araçları olmadı. Onlar bu şehrin günlük hayatına, telaşına, sevincine, hüznüne ve küçük hikayelerine tanıklık etti. Kimi zaman işe yetişmeye çalışan bir memurun, kimi zaman okuluna giden bir öğrencinin, kimi zaman elinde filelerle pazardan dönen bir annenin yol arkadaşı oldu.
Bugün belki çocuğumuz için sıradan görünen o minibüs yolculuklarının içinde, aslında koca bir İstanbul vardı.
Eskiden minibüse binen insanların birbirini tanıması daha kolaydı. Aynı mahallede oturanlar, aynı duraktan binenler, aynı sokaktan geçenler zamanla birbirlerinin yüzüne aşina olurdu. Şoför, yolcusunu tanırdı. Yolcu da şoförü.
- Abi köşede indirir misin.
- Tamam abla.
Bazen para üstü eksik çıkardı, bazen yolcu bozuk para arardı. Arka taraftan bir ses yükselirdi: - Bende var uzatın…
Sabahın erken saatlerinde minibüse binen işçiler, gözleri uykulu öğrenciler, elinde gazete taşıyan insanlar, işe yetişmeye çalışan kadınlar…
Ama o daracık minibüsün içinde, birkaç dakikalığına da olsa aynı hayatın yolcularıydılar.
İstanbul büyüdükçe minibüsler de değişti.
Mahaller büyüdü, yollar kalabalıklaştı, trafik arttı. Yeni ulaşım araçları geldi. Metro, metrobüs, tramvay, Marmaray derken İstanbul’un ulaşım haritası baştan aşağı değişti.
Ama minibüslerin yeri başka kaldı.
Çünkü minibüs biraz da mahallenin kendisiydi.
Sokağın içinden geçerdi.
Ama caddeden sapar, ara yollara girer, insanları evlerinin, işyerlerinin, okullarının yıkımına kadar götürdü.
Bir minibüsün motor sesi…
Şoförün “İnecek var mı?” diye seslenişi.
Arka koltuklarda yapılan küçük sohbetler…
Ve İstanbul’un pençeden akıp giden görüntüsü…
Bunların hepsi bu şehrin geçmişinden bugüne kalan küçük hatıralar.
Belki yıllar sonra bugünün çocukları da kendi ulaşım araçların hatırlayacak.
Ama bizim kuşağımızın hafızasında minibüslerin aynı bir yeri olacak.
Çünkü biz İstanbul’u sadece caddelerinde yürüyerek değil, minibüslerin camından bakarak da tanıdık.
O minibüslerde insanlar taşındı ama yalnızca insanlar değil, hayatlar, umutlar, dertler, sevinçler ve hikayeler de taşındı.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda, İstanbul’un eski sokaklarında dolaşan o minibüslerin aslında ne kadar büyük bir hikayenin parçası olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Neler yaşandı, neler bitti…
İstanbul değişti.
Minibüsler değişti.
Biz değiştik.
Ama geçmişin bazı sesleri vardır, insan onları duyduğu zaman yıllar öncesine gider.
Bir minibüs motorunun sesi de işte böyle bir sestir.
İstanbul’un geçmişinden bugüne gelen.
Ve belki de daha uzun yıllar hafızamızda yaşamaya devem edecek olan bir şehir sesi.
Her zaman olduğu gibi kendinize çok çok iyi bakın.
Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU























Yorum Yazın