İnternet dünyayı ayaklarımıza getirdi getirmesine de bazen öyle haberler çıkıyor ki, ilk anda insanın eli telefona gidiyor başlığa bakıyorsunuz “Bu kesin mizah sayfasıdır" diyorsunuz, dikkatinizi çekiyor, okumaya devam ediyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz hayır bu tamamen gerçek.
18 Aralık 2021 tarihinde Tiktok’da bir haber çıkmıştı, Brezilya'da yaşayan Meirivone Rocha Moraes, annesinin ona yaptığı Marcelo adını verdiği bez bir oyuncakla evlendiğini, ondan çocuk sahibi olduğunu ve hatta eşinin kendisini aldattığını iddia ettiğinde dünyanın yarısı kahkahaya boğuldu diğer yarısı ise durup düşündü çünkü bazen güldüğümüz şey aslında insanlığın en sessiz çığlığıydı.
İtiraf edelim bu haber karşımıza çıktığında ben dahil hepimiz önce güldük bir bez bebek, düğün, balayı, aile fotoğrafları ve doğan çocuklar. Hollywood senaristleri bile "Bu kadarını yazarsam abartı derler" diye düşünürdü.
Sosyal medya da görevini yaptı klavye kahramanları iş başındaydı milyonlarca paylaşım, bitmek bilmeyen günlerce süren espriler.
Empati yapmayı severim, ben dahil insanlar kahkahalar atarken belki de kimse şu soruyu sormadı: "Neden?" Neden bir insan böyle bir hikâye uydurur?
Çünkü yalnızlık çok zordur, bazen insanın zihnine öyle oyunlar oynar ki boş sandalyelerle , hatıralarımızın asıldığı duvarlarla konuşmaya başlar, yastıklar sırdaş olur. Bir arkadaşımın sözü hala kulağımdadır demişti ki, “Benim Güzin ablam, yatarken kafamı koyduğum yastığımdır”
Bazen bezden yapılmış bir oyuncak bile arkadaş olabilir. İnsan yaş alsada, çocukluğu aklına gelir kızların bebekleri, erkeklerin ise arabaları vardı ve çocuklar bunları gerçekmiş gibi benimserlerdi. Tam da burada anlatacağım hikâye komik olmaktan çıkıyor.
Modern çağın en büyük salgını nedir? diye sorarsanız ben ne Pandemi derim ne ekonomik kriz, ne savaş hiçbiri değil sadece “Yalnızlık”
Milyarlarca insan aynı anda internete bağlı ama birbirine bağlı değil.
Binlerce takipçisi olan insanlar geceleri tek başına ağlıyor onu kimse duymuyor, yüzlerce arkadaş listesi olan insanlar doğum gününde sevdiklerinden bir telefon bekliyor ama gelmiyor. Meirivone Rocha Moraes de annesine bezden bir eş yaptırdı, onunla evlendi, hamile kaldı hatta hamilelik testini, internet ekranında paylaştı ve çocukları oldu, hastanede yatarken bez bebek eşi onu aldattı, bu hikaye uzarda uzar, gülmeyin…
Peki biz ne yapıyoruz? Telefonlarımızla konuşuyoruz, yapay zekâya dert anlatıyoruz, sanal karakterlere bağlanıyoruz, sosyal medya beğenilerini sevgi sanıyoruz. Haksızmıyım ? dersiniz.
Aslında bez bebekle konuşan kadından ne kadar farklıyız?
Belki sadece kullandığımız malzeme değişti hepsi bu onun ki kumaştı bizimki ekran.
Bence en ilginç olan ise insanların bu hikâyeye gösterdiği tepkiydi.
Kimi "Deli" dedi,
Kimileri "Şöhret peşinde"
Başka bir düşünce de "Reklam yapıyor" diye düşünüldü.
Belki de haklıydılar belki Meirivone gerçekten ilgi çekmek istiyordu.
Ama insan neden ilgi çekmeye çalışır?
Çünkü görülmek ister, duyulmak ister "Ben de buradayım" demek ister.
Bugün milyonlarca insan sosyal medyada aynı şeyi yapmıyor mu?
Çayını, kahvesini paylaşmak hatta yanına birde beylik sözü yazıp “Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler” diye dip not düşmek, yediği yemeği paylaşmak, tatilde gittiği oteli paylaşmak, mutluluğunu paylaşmak hatta bir tık öteye geçersek, mutsuzluğunu bile paylaşmak...
Belki hepimiz farklı yollarla aynı cümleyi kuruyoruz: "Beni fark edin!” Bütün bunlardan şunu anlıyoruz ki, insan ruhu görünmez olmayı kaldıramıyor.
Bu yüzden bazen saçmalıyor, bazen abartıyor, bazen rol yapıyor, bazen de bezden bir bebeğe aşık olduğunu söylüyor. Çok değil günümüzden 5-6 yıl kadar önce o haber yayıldığında insanlar kahkahalar attılar.
İlk okuduğumda evet bende kahkaha atmıştım ama sonradan başka bir ayrıntıya takıldım.
Kadın, eşinin kendisini aldattığını söylediğinde bile onu affetmeye hazır olduğunu anlatıyordu.
Düşünebiliyor musunuz? Bezden yapılmış bir oyuncak bile affediliyor.
Gerçek hayatta bu böyle mi? insanlar ise birbirlerini bir mesaj yüzünden çok rahat silebiliyor, bir yanlış anlaşılma yılların dostluğunu tek kalemde silip atıyor.
Hayat bazen garip bir ayna tutuyor bize gülerken aslında kendimizi görüyoruz.
O yüzden Meirivone Rocha Moraes'in hikayesi yalnızca Brezilya'da yaşanmış tuhaf bir olay değildi. O hikâye biraz New York'tu, biraz Tokyo’ydu, biraz İstanbul'du ve biraz da hepimizin eviydi.
Çünkü hepimizin içinde konuşacak birini arayan küçük bir çocuk yaşıyor.
Kimimiz onu dostlarla susturuyoruz kimimiz, arkadaşımızla, kimimiz ailemizle, kimimiz okuduğumuz kitaplarda, kimimiz müzik dinleyerek kimimiz korolara katılarak kimimiz tv.ekranlarında, büyük bir çoğunluğumuz telefonumuzda belki Meirivone değişik bir yol seçmişti, bu yüzden yalnız değildi asıl yalnız olan bizlerdik!
Onun hikâyesine gülerken kendi sessizliğimizi duymamak için kahkaha attık sonuçta bezden yapılmış bir adamın konuşmaması normaldir.
Asıl tuhaf olan, etten kemikten insanların birbirleriyle konuşmayı unutmuş olmasıdır.
Belki de bu yüzden dünyanın en acıklı aşk hikâyelerinden biri, hiç nefes almayan bir adamla yaşayan bir kadının hikâyesi olarak tarihe geçti.
İnsan bazen sevgiyi yanlış yerde arayabilir ama bence sevgiyi arıyor olması bile hala insan olduğunun en güçlü kanıtıdır.
Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın