Pompei denilince aklınıza ilk gelen görüntüyü tahmin eder gibiyim. Bir efsaneye göre Tanrının gazabına uğramış, taşlaşmış insan figürleri.. Fuhuş, ensest sapkın ilişkiler vs. Bir çoğunun da bildiği gibi Pompei; aslında İtalya’nın dünyaca ünlü makarna ve pizzanın çıkış noktasıdır. Bu da nereden çıktı derseniz, şöyle ki : Zamanın hükümdarı Kral Umberto ve eşi Margherita buraya geldiklerinde yerli halkın onlara ikram ettiği pizzadan tadıyorlar.
Pompei halkının Krallarına ikram ettiği İtalyan bayrağı renklerinde (Yeşil, beyaz ve Kırmızı ) yani (Fesleğen, Peynir ve Domates) hazırlanan bu lezzeti kral çok beğeniyor. Pompei halkı da pizzaya kraliçenin adını veriyor ve o günden sonra; “Pizza Margerita” olarak anılıyor. Anlaşılan yalakalık, her dönemde varmış…..
Yıllar önceydi, Pompei yi merak ettiğim için turlara katılmıştım… Uçağa binme korkularım olsada, Pompei heyecanı daha baskın çıkmıştı, ilk saatleri atlattıktan sonra beni bir heyecan sarıyor, edepsizlikleriyle ünlü Roma İmparatorluğunun en zengin, en önemli şehri Pompei'nin nasıl yanardağın püskürttüğü kül bulutunun altında kalıp taşlaştığını nihayet göreceğim. İtalya gezisini seçmemin en büyük nedenlerinden biri zaten Pompei.
“Pompei konusunda bugüne kadar birçok öykü aktarıldı, gerçekte anlatılanların çoğu mitoloji. Seks temasına odaklanan freskler üzerine ticari gerekçelerle efsaneler üretildi.” diyordu bir konferansında Antropolog Eva Cantarella…..
Gözlerimle gördüğüm, gezdiğim, heyecanla izlediğim, İtalya’nın ünlü Pompei şehrinin acı hikayesini birde benden okuyun diye düşündüm, ama önce sizlere bir itirafta bulunayım mı, bizlerin ilgi gösterdiği Pompei’ye İtalyanlar bu kadar ilgi göstermiyor, hatta anmak bile istemiyorlar… Sebebi açık, Pompei’de yaşananlar, asırlardır dini inançların ışığında farklı anlatılmış, insanlar sapkınlıklarıyla suçlanmış, oysaki bence Pompe’nin başına gelenler sadece bir doğa olayından başka birşey değil… Neyse biz konumuza dönelim.
Pompei şehri, eski tarihlerde çok canlı ve aktif, denize yakın olması ve konumu itibariyle çok önemli bir şehirdi, muazzam bir ticaret merkeziydi. Şehirde oldukça elit bir kesim yaşamıştı, peki bu kadar iyi görünen bir şehir neden felaket yaşamıştı derseniz?
Pompei şehri iyi görünen yanının dışında karanlık bir tarafa da sahipti çünkü bu şehirde kumar ve fuhuş yaygın olarak yapılıyordu. Şehirde eşcinsel ilişkide normal olarak görülüyordu, bunun yanında şehirdeki kölelere zulüm ediliyor ve öldürüyorlardı.
İmparator Caligula, kız kardeşine aşık olarak büyük bir günah işlemeye başlamış. Pompei halkıda bu durumu gayet normal karşılamıştı. Balık baştan kokar derler ya, bu durum karşısında şehirde fuhuş yapılan yerlerin sayısı da giderek arttı. Hatta denizciler, tüccarlar ve daha birçok insan fuhuş için bu şehre geliyorlardı o kadar ileri gitmişlerdi ki, şehir yabancılarına yol göstermek için, yollarda ki kaldırımların üzerine cinsel objelerle yapılmış işaretlerle, genelevlerin yolu tarif edilmekteydi.
Herkesin; kızkardeşine aşık İmparator Caligula ve sapıtan bir halk için Tanrı'nın verdiği bir ceza olarak anlattığı Pompei'de yaşananlar tüyler ürpertici. Bazıları zenginlerin kaçtığını, geride evlerini beklemeleri için kölelerini bıraktığını ve onların taşlaştığını savunuyor, kimileri ise toptan yok olduklarını.
Beni en çok etkileyen, o zamanın şartlarında düşünülen ayrıntılar, sistemler ve gösteriş. Zamanında uzaya çıkılsaydı bunu ancak Pompeililer başarırdı sözünü hakedecek kadar zeki bir halkmış bence. Neyse biz yine hikayemize dönelim.
MS 79 yılının Ağustos ayında, uzun süredir sessiz kalan “Vezüv Yanardağı” hiçbir ciddi uyarı vermeden birdenbire patladı. Bu patlama, yalnızca Pompei’nin değil, etrafındaki birçok antik yerleşimin de kaderini değiştirdi. Şehrin üzerine çöken kül ve tüf tabakaları, sadece yapıları değil, o anda yaşananları da zamanın içine hapsetti. Volkanik küller, altı metreyi aşan kalınlıkta kenti örterek hem yıkıma hem de mükemmel bir korunmuşluğa neden oldu.
Patlama, sabahın erken saatlerinde başladı. Önce yer sarsıntıları hissedildi ama bu bölgede depremler sık görüldüğü için halk ciddi bir panik yaşamadı. Öğle saatlerinde ise gökyüzünü kaplayan dev bir kül bulutu belirdi ve lav parçacıkları şehrin üzerine yağmaya başladı. Patlamanın sesi yüzlerce kilometre öteden duyulmuş, kül bulutları 30 kilometre yüksekliğe kadar ulaşmıştı. Şehrin üzerini kaplayan karanlık gökyüzü, gündüzü geceye çevirmişti.
İlk aşamada yanardağdan çıkan yoğun kül, tüf, ponza taşları ve sülfür gazları nedeniyle görüş mesafesi sıfıra indi. İnsanlar panik içinde kaçışırken, solunum zorlukları yaşamaya ve zehirli gazlara maruz kalmaya başladılar. Şehrin içinde kaçmaya çalışanların çoğu, korunmak için kapalı alanlara sığındı. Ancak bu durum onların kurtuluşunu değil, felaketin içinde hapsolmalarını sağladı.
Patlamanın esas yıkıcı aşaması ertesi sabah gerçekleşti. Gece boyunca süren kül yağışı sonrası, sabaha karşı yanardağdan gelen piroklastik akıntılar (700°C’yi aşan sıcaklıktaki lav, gaz ve kaya parçaları ) saatte 100 kilometreye varan hızla şehrin üzerine yayıldı. Bu akıntılar, açıkta ya da korunmasız kalan tüm canlıları bir anda öldürdü.
Birçok insan kaçarken taşlaşmış bir şekilde bulundu. Bazılarının yüzlerinde panik, bazı çocuklarınsa ebeveynlerine sarılmış halleri, ölümün ne kadar ani geldiğini ortaya koyuyordu. Bilim insanları bu patlamanın Hiroşima’daki atom bombasından binlerce kat daha güçlü olduğunu ifade ediyor.
Pompei yada orijinal adı ile “Pompei” yüzyıllar boyunca lav ve kül tabakası altında kaldı. Evet, evet yanlış okumadınız, yüzyıllar boyunca Pompei adeta unutulmuştu, İtalya’nın Napoli yakınlarında lav kalıntılarıyla kaplı alabildiğine büyük dümdüz bir alandı, bu tabakanın üstünde yaşayan bir köylünün tarlasını sürerken sabanının bir sütuna takılışına kadar. İşte o zaman köylünün ihbarı üzerine İtalyan mühendisler ve Arkeologlar tarafından 1748 yılında ilk kazılar başladı.
Bu çalışmalarla birlikte kent yavaş yavaş ortaya çıkarıldı. Arkeologlar, bazı boşlukların etrafına alçı dökerek içini doldurduklarında, bu boşlukların aslında insanların öldüğü anda bıraktıkları izler olduğunu keşfettiler. Bu teknik sayesinde bugün Pompei’de, insanların ölüm anlarındaki vücut pozisyonlarını gözlemlemek mümkün oldu.
Günümüzde bazı yobazlar, “Günahları yüzünden Tanrı onları taşlaştırdı” deselerde, böyle bir şeyin mümkün olmadığını, 700 dereceye varan sıcaklıkta, et, kemik, yağdan ve sudan oluşan canlı vücudunun erimeden nasıl taşlaştığı sorusu her zaman cevapsız bırakılmıştır.
Biz hurafeleri bırakıp, pozitif bilime dönelim. Bu alçı kalıplar, Pompei’nin hikayesini hem bilimsel hem de duygusal açıdan anlamamıza yardımcı oldu. Günlük yaşamdan kesitler sunan bu taş kalıptan oluşan bedenler, adeta bir zaman makinesi gibi, Antik Roma’da felaket gününün nasıl son bulduğunu gözler önüne seriyor.
Bugün bu kalıntılar, hem müzelerde hem de Pompei’nin arkeolojik alanlarında ziyaret edilebilir durumda. İnsanlık tarihi için paha biçilmez birer tanık olan bu figürler, yaşanan felaketin ağırlığını ve insanın doğa karşısındaki kırılganlığını derinlemesine hissettiriyor.
Olur da yolunuz benim gibi Pompei ye düşerse, buradaki kafelerde özellikle İtalyan’ların limondan yaptıkları nefis içeceği Granita’yı, Pizza Margerita eşliğinde mutlaka yemenizi tavsiye ederim… Yıllar geçsede ikisinin de tadı hala damağımda…
Bu haftalıkta bu kadar.
Hoşça kalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ






















Yorum Yazın