MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

TENKİT - ELEŞTİRİ - KRİTİK

Ana SayfaYazarlarFatoş ACAR
01 Ocak, 2026, Perşembe 19:17
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
TENKİT - ELEŞTİRİ - KRİTİK

 

Sonuçta aynı kapıya çıkan iki kelime gibi görünse de bana göre anlamları ve hedefledikleri nokta farklı. Tenkit Arapça kökenli bir kelime , Eleştiri her ne kadar Türkçe kökenli gibi görünse de Yunanca’ya , Latince’ye kadar uzanan bir köke sahip . 

Öncelikle tenkit kelimesini ele alalım, zararsız gibi görünüyor değil mi? Oysa kişiye hedefi acımasız, incitici, insan duygularını bir anda alt üst eden bir kelime, hele yazıya dökülmüş emek verilmiş bir eserin, ya da tuvale aktarılmış bir resmin tenkit köşesine gelindiğinde insanların ne kadar acımasız olduklarını kulaklarımla duydum. Belli ki bazılarının Yazar ya da Şair, Ressam ya da Heykeltraş, Fotoğrafçı, Doktor, Mühendis, Öğretmen, Avukat vb. hatta serbest mesleklerde ilgilerinin , bilgilerinin olmaması ama buna rağmen karşısındakinde illa ki kusur bulup onu tenkit edecek sözlere sahip olması onun vasıfsız olduğunu gösterir, buna bir Atasözü uygun olur kanımca.

 ⁠”Kedi ulaşamadığı ete mundar dermiş”

“Laf söyledi bal kabağı”

Demek ki sevilecek bir tarafı yok bu tenkit kelimesinin.

Namık Kemal edebiyatta ilk tenkit yazısını yazan kişiymiş , eserin adı ise Ziya Paşa’nın 1876’da yazdığı “Tahribat-ı Harabat” adlı kitabından Harabat şiiri , okuyup bu kelimeyi iyi anlamak isterim, neden tenkite layık görülmüş acaba? 

Benim ilk tenkitim ise henüz başımda kavak yellerinin estiği döneme rastlar, 1970 li yıllar ondört ya da on beş yaşlarım, adına genç kızlık ya da şimdiki tabirle ergenlik deniyor , o zamanlar ailece ev gezmesi, sinema ya da tiyatroya gitme kavramları var. Televizyon bir ahmak kutusu , kimsenin ilgi alanı değil zaten haftada bir gün, o da cumartesi galiba. Annem ve babam ev gezmesine gidecekler, kapıdan henüz çıkmadan antredeki boy aynasında kıyafet kontrolü yapıyorlar.

Çok konuşmazdım o dönemlerde zaten genç kızlar çok konuşmaz genç kızların başı ağrımaz, canı sıkılmaz denirdi, canı sıkılırsa “Koca istiyor” anlamına gelirmiş ağırbaşlı sesiz, sakin, itaatkar kızlar grubundaydım, ama bir an sanki şeytan beni dürttü anneme hitaben “o eşarbın o kıyafetinle hiç olmamış” dedim, uyum hastalığım tepmişti beni, babam yüzüme ters bir bakış fırlattı. 

“Daha ben ölmedim, anneni tenkit edemezsin” dedi, annem babama mutlu, bana da zafer kazanmış bir edayla bakıp kapıdan gururla çıktı, onun yanında, arkasında dağ gibi babam vardı karısına laf söylettirmeyen… Sıkımısın Fatoş bir daha ağzını aç, babam despot biri değildi ama nedense annemi öyle taşımayı seviyordu demek ki, şimdi düşünüyorum da babam çok haklıymış , o değer verdiği için annem bizim en değerlimizdi . 

O an ki utancımı size anlatamam ve babamın söylediği laflardaki tenkitten öyle nefret ettim ki bir daha asla hiç bir şekilde hiç kimseye kullandırmak istemedim. 

Tenkit üç duyuyu esir almıştı, görmeyi, duymayı ve söylemeyi, görmek ve duymak hadi onları askıya asalım bir kenarda dursun, söylemek…! 

İşte tenkiti harekete geçiren en önemli duyunun vazifesi, herkes tat almak diye bilir ama aslında öyle acıyla doludur ki. 

Ağızdan çıkanı kulaklar duymasın deriz, öfkenin kudurmuşluğunu, kızgınlığın kabartırsını, kontrolsüzlüğü, kıskançlığın dile gelişini … 

“Dilin kemiği yoktur” derler, kemiği olsa virajlarda dikkatini verir, yokuşlarda ve inişlerde temkinli yol alır mıydı? 

Dünyanın en tatlı yemeği nedir diye sormuş padişah bilgeye 

“Dildir” demiş bilge. 

Peki en acı yemeği? 

“O da dildir” demiş.

“Nasıl olur hem en acı, hem en tatlı ?

İzah etmiş bilge:   

“Yüreğinizden geçen, ağzınızdan çıkan söylediğiniz sözlere bağlı”.

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarıyorsa” Sevginin gücündendir, kötülükle düşünüp söylediğiniz her şey dünyanın en acı yemeğidir.

Hani boğazımız kimine göre yedi kimine göre dokuz boğumdur ya, suyu bile içerken tepemize dikmez yudum yudum, tadına vararak içeriz, konuşurken de kırıcı olmadan , kalpleri yaralamadan , gönülleri yıkmadan dikkat edebilsek keşke. 

Bazı arkadaşlarım bilir, tenkitten hoşlanmam ama yumuşak eleştirilere her zaman açığımdır hatta ben kendi kendimi bile eleştiririm. Çünkü kusursuz mükemmel insan yoktur, insanlar kendi kusurlarını görmek için başkalarına ayna olmak yerine kendi kendilerinin aynası olabilse, bel ki o zaman dünya daha yaşanır hale gelirdi.

 

Eleştiri…! Yumuşak bir kelime tenkit gibi sert değil “İ“ harfiyle bitmesinden belki de, uzayabilir . Dedim ya tenkite hayır, eleştirilere açığım, kelimeler benim oyun arkadaşlarım , içlerinde sevmediklerimde var elbette ama bütün kelimeler bir cümleyi oluşturan ögeler. Eleştiri yazılırken de yapılırken de çok dikkat etmek gerekiyor, kırıcı bir dille yapılan eleştirileri bir kenara koyalım, onarıcı, yapıcı eleştiriler insan hayatına farklı bir ışık tutuyor, bakış açısını değiştiriyor, Tenkit gibi hemen kestirip atmıyor esnek bir gelişimi var. 

Bugünlerde Megastarımız Tarkan’ı eleştirenler, onu çekemeyen kıskanç kişiler olsa gerek, hani dedik ya yazının başında da, dar kafalılar, Tarkan eleştirildikçe daha büyüyor, başarıları daha da katlanıyor, alkışlarımız hep onun için olsun.  

Kritik etmek de bir yazının bir eserin incelenmesinden sonra verilen bir karne notu gibi. 

Tenkit , Eleştiri, Kritik …Üç kelime de aynı kapıyı açan anahtarlar. Zorlanır ya da kolayca açarsınız bu hissettikleriniz ve hissettirdiklerinizle de ilintili. 

Resme olan merakım nedeniyle çok galeri gezdim , özellikle açılışlarını takip ederek , bundan bir kaç yıl önce yine bir galeri de gelenlerin tenkit dolu bakışları sözleriyle buluştuğunda ressamın kulağına gitmişti, övgü yapar ya da yapmazsınız bu tamamen size ve hoşgörünüze, vicdanınıza kalmış bir şey, öyle ağır eleştirilere maruz kaldı ki ben onun yerinde olsam ne yapardım diye düşünmekten alamadım kendimi, bozuldu ama belli etmek istemedi, sesi titredi, gözleri dolunca arkasına döndü sessizce uzaklaştı, gerçek resim onun bu davranışı, duyarlılığıydı, içimden ayrıca zarafetini kibarlığını kutladım ve acımasızca kritiği yapılan o resmi daha sonra galeriden aldım duvarıma astım, kahvem ve ben resmimle baş başa hoşça vakit geçiriyoruz. Yalnız bir ağaç ama belli ki o ağacın altında geçen çocukluk, gençlik , yaşlılık diye adlandırdığımız üç evre var, ressamı benden bir kaç yaş büyüktü, o dönemde ne umutlarla dolu bir dünyası vardı kimbilir, sonrasında resim yapmaya devam etti mi bilmiyorum ama benim evimde bir köşesi oldu. 

Bazı tenkitler, eleştiriler insanı canıyla tehdit ediyor, kilo almış birini kilosuyla tenkit etmek , ağır eleştirilerde bulunmak belki onu intihara sürükleyebiliyor , konuşurken birinin yanlış söylediği bir kelimeyi çok bilmiş edasıyla yüzüne vurarak düzeltmeye kalkışmak da çirkin , hani ilaçların dozu var ya aslında konuşmanın da bir dozu var, eleştirmenler gerçekten bu işi biliyorlar mı ? İğneleyerek mi yazmak doğru? 

Çocuk yetiştiren birini tenkit etmek eğer çocuğu da hiç yoksa meyvesiz ağaç neye benzerse bu da o. Sözünün nereye gittiğini bilmeyenler ya çok cahildir ya da çok cesurdur.

Birinin işini , eğitimini küçümsemek, ona ağır eleştirilerde bulunmak… 

Konu uzayıp gidiyor yazdıkça yazasınız geliyor bugünlük de bu kadar olsun . 

Hepinize tenkitsiz , eleştirisiz güzel insanların sohbetiyle hoş vakitler geçirmenizi diliyorum , Sonsuz sevgiler , hoş kalın , hoşçakalın.

FATOŞ ACAR

GAZETECİ YAZAR

Yorum Yazın

Fatoş ACAR

    iletişime geç

    Fatoş ACAR

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    Fatoş ACAR
    Fatoş ACAR TENKİT - ELEŞTİRİ - KRİTİK
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER AZİZ NİKOLAS
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL YENİ YIL: ZAMANIN DEĞİL, İNSANIN YENİDEN BAŞLADIĞI AN
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ BEŞİKTAŞ DURUŞUNA YAKIŞMADI
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ SESSİZ ÇÖKÜŞ MADDE BAĞIMLILIĞI
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU Kış Kapıya Dayandı.
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU ZİNCİRLİKUYU MEZARLIĞI
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR BİZ ONU BU KEZ YALNIZ BIRAKMAYALIM
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU KIŞ, YENİ YIL, İNSANLAR…
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR ETİ SENİN, KEMİĞİ BİZİM
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER HAYVANLARA KALKAN ELLER KIRILSIN
    AV.MERAL KOÇHAN
    AV.MERAL KOÇHAN ÖRGÜT KURMA VE ÖRGÜTE ÜYE OLMA
    SELMA ADIGÜZEL
    SELMA ADIGÜZEL BİR GRUP KIZ, BİR GRUP IŞIK: MANİFEST’LE GELEN MÜZİK ÇAĞI
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN MİLLET SAVAŞSIZ NASIL ÇÖKER ?
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    GENCO SABANCI
    GENCO SABANCI TURİSTİK DOĞU EKSPRESİ -9-
    EYLÜL AŞKIN
    EYLÜL AŞKIN KENDİ KÜLTÜRÜNE VE SANATINA SAHİP ÇIK
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle