Hayat… Üzerine en çok konuşulan, en çok düşünülen ama belki de en az anlaşılan kavram. Herkes aynı dünyada yaşıyor gibi görünse de, aslında herkes kendi dünyasında yol alıyor. Çünkü hayat, dışarıdan bakıldığında ortak; içeriden hissedildiğinde tamamen kişisel bir deneyimdir. Bu yüzden hayatın ne olduğu sorusundan çok, bizim ona nasıl baktığımız sorusu daha anlamlıdır.
Çünkü hayat, olduğu gibi değil; gördüğümüz ve yorumladığımız gibidir. Aynı sokakta yürüyen iki insan düşünün… Biri gökyüzüne bakıp umutla dolarken, diğeri başını eğip yorgunluğunu taşır. Aynı şehir, aynı insanlar, aynı zaman… Ama iki farklı hayat. Demek ki hayatı belirleyen koşullar değil, bakış açımızdır. Hayata anlam veren şey yaşadıklarımız değil, onlara yüklediğimiz anlamdır. İnsan çoğu zaman hayatı zor bulur. Oysa belki de zor olan hayat değil, beklentilerimizdir. Kendimizden, başkalarından, hayattan… Hep daha fazlasını isteriz. Daha mutlu olmayı, daha çok sevilmeyi, daha hızlı ilerlemeyi… Ve çoğu zaman sahip olduklarımızı görmezden gelip, eksik olanlara odaklanırız. Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri de budur: Sahip olduklarını küçümseyip, sahip olmadıklarını büyütmek.
Bu yüzden mutluluk çoğu zaman uzak bir hedef gibi görünür. Oysa mutluluk, çoğu zaman fark edemediğimiz kadar yakındadır. Sabah içilen bir kahvede, içten gelen bir gülümsemede, beklenmedik bir mesajda saklıdır. Ama biz büyük anların peşinde koşarken küçük mutlulukları ıskalarız. Ve fark etmeden hayatın en gerçek anlarını kaçırırız.
Hayata bakış, aynı zamanda insanın kendisiyle olan ilişkisidir. Kendini seven biri, hayatı daha yumuşak karşılar. Kendine karşı acımasız olan biri ise hayatı da sert ve adaletsiz görür. Çünkü insan, iç dünyasında ne taşıyorsa, dış dünyada onu görür. İçinde huzur olan biri, karmaşanın içinde bile dingin kalabilir. Ama içinde fırtına olan biri, en sakin ortamda bile huzursuzluk hisseder. Belki de bu yüzden hayatı anlamak için önce kendimizi anlamamız gerekir.
Hayatın bir diğer gerçeği de değişimdir. Hiçbir şey sabit kalmaz. Ne duygular, ne insanlar, ne de şartlar… Bugün bizi mutlu eden bir şey, yarın sıradanlaşabilir. Bugün bizi üzen bir durum ise yarın bize bir ders olarak dönebilir. Ama biz çoğu zaman değişimi kabullenmek yerine direnmeye çalışırız. Oysa hayat, direndikçe zorlaşır; kabul ettikçe hafifler. Kabullenmek pes etmek değildir. Kabullenmek, olanı olduğu gibi görmek ve onunla nasıl baş edeceğini öğrenmektir. Her şeyin kontrolümüzde olmadığını fark ettiğimizde, aslında büyük bir yükten kurtuluruz. Çünkü hayat, kontrol ettiğimiz kadar değil; akışına izin verdiğimiz kadar anlam kazanır.
Ve bir gerçek daha var ki çoğu zaman görmezden gelinir: Hayat kimseye ayrıcalık tanımaz. Herkesin yükü farklıdır ama kimse yük taşımaz değil. Kimisi dışarıdan güçlü görünür ama içinde kırılgandır. Kimisi sessizdir ama içinde fırtınalar kopar. Bu yüzden hayatı sadece görünen yüzüyle değerlendirmek, en büyük yanılgılardan biridir. Belki de bu yüzden biraz daha anlayışlı olmak gerekir.
Kendimize karşı, başkalarına karşı, hayata karşı… Çünkü hayat, sert bakana sert; yumuşak bakana daha yumuşak görünür.
Hayata bakışın en önemli noktalarından biri de “şimdi”yi yaşayabilmektir. Geçmişin yükünü sırtımızda taşırken ve geleceğin belirsizliğinden korkarken, elimizde olan tek şeyi kaçırıyoruz: şu anı. Oysa hayat, ne geride kalan anlarda ne de henüz gelmemiş zamanlarda… Hayat, tam olarak şu anın içinde saklı.
Bir nefeste…
Bir bakışta…
Bir histe…
Ama biz çoğu zaman bu anı ya erteliyoruz ya da fark etmiyoruz. Belki de hayatın en büyük sırrı, büyük anlamlar aramak değil; küçük anları fark edebilmektir. Çünkü hayat, büyük kırılmalarla değil; küçük dokunuşlarla şekillenir.
Ve en önemlisi:
Hayat, bize sunulan hazır bir hikâye değildir.
Biz yazdıkça şekillenen, biz baktıkça anlam kazanan bir yolculuktur. Herkesin kalemi farklıdır, herkesin cümlesi başka… Ama kimse başkasının hikâyesini yaşayamaz.
Bu yüzden hayatı başkalarıyla kıyaslamak, kendi hikâyemizi yarım bırakmaktır.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün:
Hayat ne tamamen adil, ne tamamen zor, ne de tamamen kolaydır. Hayat, bizim ona verdiğimiz anlam kadar derin; ona gösterdiğimiz sabır kadar güçlü; ona duyduğumuz sevgi kadar güzeldir. Belki de hayatın özü tek bir cümlede saklıdır:
Hayat, baktığımız kadar değil…
Anladığımız, kabullendiğimiz ve hissettiğimiz kadardır.
SABİHA ÜNAL
YAZAR






















Yorum Yazın