Çorap deyip geçmeyin … Küçük bir ayrıntı gibi görebilirsiniz ama kadınların kırmızı çizgisidir. Adolf Hitler’in sağ kolu Dr. Albert Speer bile, II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru ipek çorap üretimini durdurup, fabrikaları silah üretimine yönlendirmek istemiş ama kadınların sessiz baskısı sonucu bunu başaramamıştı.
Çorap…..
Hemcinslerim için vazgeçilmez aksesuar….
Beyler, sorun eşlerinize, bayan arkadaşlarınıza, inanın hepsinden aynı cevabı alırsınız, çoğu kadın çorapsız kendini çıplak gibi hisseder, çünkü çorap şıklığı tamamlar.
Çorabın tarihçesine bakacak olursak, eskilere çok eskilere gitmemiz gerekecek, taaa Milattan önceki dönemlere. Eski Yunanlıların kullandığı ‘Skyhos' bir post ile yapılan hafif ayakkabılardı Romalılar zamanında bu ayakkabıların çizmenin içine giyilerek ayağı koruyacağı fikri benimsendi. İlk çoraplar hayvan kılından örülüp post halinde giyilirdi. Ve üzerinden yüzyıllar geçti, rengarenk, ipekli, ten rengi çoraplar vazgeçilmezlerimiz arasına girdi, lüksüne düşkün bayanlar çorapsız sokağa çıkmazlardı. Kadınlarımız tarafından oldukça yaygın kullanılan bir çorap şekli de Jartiyere tutturularak giyilen çoraplardı, bu kadınlara ayrı bir zariflik sağlıyordu…
Kadın çoraplarında o zamanlar her ne kadar pahalı olsada İpek çoraplar revaçtaydı, şık görünümü ve parlaklığı ile göz alıyordu dünyada İpek çorap karteli Japonya’nın elindeydi.
İkinci Dünya Savaşı sürecinde ABD-Japonya ilişkileri kötüleştiği için artık Amerika Japonya'dan ipek ithal edemiyordu, bu nedenle Amerikalı araştırmacılar Japon ipeğine bir alternatif aramaya başladılar...
Naylonun icadından önce çoraplar pamuk, suni ipek veya ipekten yapılıyordu ve 1930'larda Japonya bu konuda dünyanın en büyük ihracatçısıydı.
Ancak ipek kullanımında bazı sorunlar yaşanıyordu öncelikle narin bir üründü ve bu nedenle yırtılmaya eğilimliydi, ikincisi ve belki de en önemlisi, Japonya ipek ihracatında tekeldi.
O zamanlar ABD dünyanın en büyük ipek tüketicisiydi ve ithalatının kabaca dörtte üçü çorap imalatına gidiyordu. Japon yayılmacılığının ardından Japonya ile ABD arasında ki gerilim artınca işte o zaman Amerika bu malzeme için alternatifler aramaya başladı.
Ve Naylon’un bulunuşu büyük bir devrimdi, öyleki artık İpek çoraplara gerek yoktu, Naylon, çorapta esnekliği, dayanıklılığı arttırdı ve fiyatları ucuzlattı. Naylonun icadı, ipeği ve dayanıksız yapay ipeği gölgede bıraktı.
Wallace Carothers, başarının getirdiklerinden mi yoksa bilim adamı olmanın kaderi mi bilinmez 1937 yılında potasyum siyanür içerek intihar etti. Öldüğünde kendi keşfi olan naylon, henüz seri üretime geçmemiş ve özellikle kadın giyiminde bir devrim yaşanmamıştı. Naylon çorap tarihi böylece bir dramı da yazmak durumunda kalıyordu.
Naylon çoraplar ilk kez 1939 New York Dünya Fuarı'nda Amerikan halkının beğenisine sunuldu ve burada büyük ilgiyle karşılaştı.
Ekim 1939'da ise naylon çoraplar ilk kez Delaware, Wilmington'daki bir dizi mağazada satışa çıkarıldı dört bin çiftin tamamı birkaç saat içinde tükenmişti.
Bu ilk yerel pazar testinden sonra, naylon çoraplar 15 Mayıs 1940'ta tüm Amerika'da satışa çıktı.
O gün Amerikalılar devrim niteliğindeki bu yeni üründen tam 800 bin çift satın aldı. Dört gün içinde ise 4 milyon satış oldu. Bir çoğuna göre bu çoraplar Amerika’nın bilimsel üstünlüğünü temsil ediyordu ve Amerikalılara Japon mallarını boykot etmeleri için bir yol sunuyorlardı. Naylon çoraplar, ileriki yıllarda ABD mağazalarının temel ürünü olmaya aday görünüyordu ancak ne yazık ki sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi.
Ülke savaş ekonomisi durumuna geçince, savaş için gerekli olan tüm malzeme ve mallar karneye bağlandı ve el konuldu naylon da buna dahildi.
Naylon, İkinci Dünya Savaşı sırasında çorap yapımında kullanmak yerine, paraşüt, ayakkabı bağcığı ve kurşun geçirmez ceket ile sineklik ve hamak üretimine yönlendirildi.
Naylon çoraplar İkinci Dünya Savaşı sırasında piyasadan çekilse de Amerikalıların çoraplara olan talebi devam ediyordu.
Ve ABD li kadınlar tarafından naylon çoraplar vazgeçilmez olmuştu, hatta Japonların İpek çorapları yerine bacaklarına çorap çizmeye başladılar…
Dönelim yurdumuza, elbetteki II.Dünya Savaşına her ne kadar katılmamış olsakta bizi derinden etkilemişti, çok şeyler karneye bağlanmıştı, dönemin koşullarını ve “çorap krizini” daha iyi anlamak için o yıllarda ünlü Gazeteci ve Yazar Hüseyin Cahit Yalçın, 1941’de bir gazetede çıkan köşe yazısında “İpek çorapların fiyatı o kadar artmış ve dayanmaları o kadar azalmıştır ki, ipekli çorap masrafı zengin diyebileceğimiz yuvalar için bile bir yük halini almıştır. Bir süs eşyası olan ipek çorap bir dert haline gelmiştir” diyordu.
Gazetelerde Türk ulusunu, çorapsız gezmeye çağıran yazılar çıkıyor, doktorlar kışın da çorapsız yaşanabileceğine dair demeçler veriyorlardı.
Savaş bitmiş, Naylon çoraplar yeniden boşlukları doldurmaya başlamıştı.
Çorapların icadı, naylona dönmesinin ardından, yine büyük bir devrim daha yaşandı.
Külotlu çorap, kadın modası ve iş giyiminde rahatlığı, tarzı ve çok yönlülüğü ile bilinen bir temel parça haline geldi. Peki bu vazgeçilmez giysinin kökenlerini hiç merak ettiniz mi? Gelin, külotlu çorabın tarihine de göz atalım, onu kimin icat ettiğini ve bugün bildiğimiz haliyle nasıl evrildiğini keşfedelim.
Bugün bildiğimiz adıyla külotlu çorabın icadı, gerçek anlamda biz kadınlar için bir devrimdi, Kuzey Carolina’dan bir tekstil üreticisi olan Allen Gant Sr. 1959 yılında, hamilelik sırasında geleneksel çoraplar ve jartiyerlerin rahatsızlığını yaşayan eşi Ethel’den ilham aldı. Ethel’in yaşadığı rahatsızlık, Allen Gant’in, iç çamaşırının bel bandı ile çorapların bacak kapsamasını birleştiren bir giysi hayal etmesine neden oldu. Bu yenilik, modern külotlu çorabın tasarımını şekillendirdi.
Allen Gant’in ilk tasarımı olan “Panti-Legs,” jartiyersiz tam bacak kapsama sağlayan ilk giysiydi. Fikir basitti ama devrim niteliğindeydi, kadınlara iç çamaşırı ve çorabı birleştiren tek parça bir çözüm sunuyordu. İki giysiyi birleştirerek, Allen Gant çorap dünyasında tamamen yeni bir kategori yaratmış oldu; böylece kadınlara hem rahat hem de pratik bir seçenek sundu.
1960’lar, kadın modasında bir dönüm noktası oldu ve mini etek bu dönemde popüler bir trend haline geldi. Bu yeni stil daha fazla bacak göstermeyi sağladığından, külotlu çorap gibi tam kapsama sağlayan çoraplar hem pratik hem de şık bir tercih oldu. Sonuç olarak, külotlu çoraplar bir moda temel unsuru haline geldi ve Allen Gant’in icadı hızla yaygınlaştı. Üreticiler, uygun fiyatlı, dayanıklı ve şeffaf bir görünüm sunan naylon gibi farklı malzemelerle deneyler yapmaya başladı. Naylon külotlu çoraplar hem şık hem de ekonomik olduklarından, her kesimden kadına hitap etti. 1960’ların sonunda, külotlu çoraplar ana akım bir moda ürünü haline geldi ve çorapların yerini alarak kadınların bacak giyimi için tercih edilen seçenek oldu.
Külotlu çorapların yurdumuza girişi çok uzun sürmedi, hemen hemen bulunuşu ile aynı zamanlarda “Öğretmen Çorabı” adı altında “Penti” markası ile Türk pazarına girdi.
1978 li yıllarda eski adına ne varsa hepsini bir bir attırdılar bize. Öyle algı operasyonu yaptılar ki; annemizin, yünden yaptığı çorapları çöpe attırıp ten rengi ince çoraplar icat ettiler moda adına, bunu yaparken de o gün siyah beyaz televizyonlardan, radyolardan yapılan reklam hala kulaklarımız da çınlar
Rahmetli Halit Kıvanç ekrandan sesleniyordu:
“Atın atın eski çoraplarınızı! Atın Jill Türkiye’ye geliyor” diyor bir diğeri ise ,
“Ah atılır mı çoraplar!” diyor.
“Atın eski çoraplarınızı, atamazsanız paspas yapın Türkiye’ye Jill geliyor…”
Atılan eski çorapları biliyoruz da Jill’in ne demek olduğunu bilmiyorduk o günlerde…
Sonra ne mi oldu… 2000 kişinin rol aldığı büyük bir reklam kampanyası ile tanıtılan Jill çorapları isteğe cevap veremediği için sonuç olarak battı.
Bugünlükle bu kadar, başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın