Carl Jung’un çok tartışılan bir düşüncesi vardır:
İnsanlar bazen dünyanın onlara yaptıklarından değil, yaşayamadıkları hayatın ağırlığından dolayı katılaşırlar.
İlk bakışta bu düşünce biraz sert gelebilir.
Çünkü dünya gerçekten zor bir yer.
Bugün milyonlarca insan hayallerini gerçekleştiremediği için değil, geçinebilmek için mücadele ediyor.
Milyonlarca insan kendini gerçekleştirmeye değil, ayakta kalmaya çalışıyor.
Türkiye’de de dünyanın birçok yerinde de insanlar ekonomik belirsizliklerle, bakım yükleriyle, sağlık sorunlarıyla ve yoğun stresle yaşıyor.
Bu yüzden her mutsuzluğu “potansiyelini yaşamadın” diye açıklamak gerçekçi olmaz.
Ama Jung’un işaret ettiği başka bir şey var.
Ve belki de bugün her zamankinden daha görünür hale geliyor.
İnsan yalnızca yaşadığı hayatın yükünü taşımaz.
Yaşayamadığı hayatın hayaletini de taşır.
Belki gençliğinde yazmak istemiştir.
Hiç yazamamıştır.
Belki âşık olmak istemiştir.
Kendini hiç açamamıştır.
Belki farklı bir şehirde yaşamak istemiştir.
Hiç cesaret edememiştir.
Belki sanatla uğraşmak istemiştir
Ama sürekli ertelemiştir.
Yıllar geçer.
Hayat devam eder.
İnsan işine gider.
Çocuk büyütür.
Sorumluluklarını yerine getirir.
Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür.
Ama bazen ruhun içinde sessiz bir soru yaşamaya devam eder
“Acaba deneseydim ne olurdu?”
Psikolojide bunun önemli bir karşılığı vardır.
İnsanlar çoğu zaman yaptıkları seçimlerden değil, hiç denemedikleri ihtimallerden dolayı daha fazla pişmanlık yaşayabilir.
Çünkü gerçekleşen şeylerle hesaplaşmak mümkündür.
Ama yaşanmayan hayatın sonu bilinmez.
Ve bilinmeyen şeyler zihinde yaşamaya devam eder.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yaşlandıkça daha eleştirel olur.
Daha alaycı, daha sert.
Her zaman değil.
Ama bazen.
Çünkü insan bazen başkalarının cesaretinde kendi kaçırdığı ihtimalleri görür.
Yazmaya cesaret eden birini gördüğünde…
Kendi susturduğu tarafını hatırlar.
Sevmeye cesaret eden birini gördüğünde…
Kendi korkularını hatırlar.
Hayatını değiştiren birini gördüğünde…
Yıllarca ertelediği kararları hatırlar.
Ve bu yüzleşme her zaman kolay değildir.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Bu durum şuursuzca yaşayan insanlarla aynı şey değildir.
Çünkü bazı insanlar gerçekten düşünmeden yaşar.
Rutinlerin içinde akar.
Kendilerine pek soru sormaz.
İç dünyalarıyla çok temas etmez.
Ve bundan rahatsız da değildir.
Fakat insanın kendini gerçekleştirmesi yalnızca büyük başarılar elde etmek demek değildir.
Psikolojik olarak daha derin bir anlam taşır.
Kendi hayatına sahip çıkabilmek demektir.
Kendi değerlerine göre yaşayabilmek.
Kendi seçimlerinin sorumluluğunu alabilmek.
Kendi sesini duyabilmek.
Belki de günümüz dünyasının en büyük sorunlarından biri burada başlıyor.
Çünkü artık insanlar hiç olmadığı kadar fazla seçenek görüyor.
Sosyal medya sayesinde binlerce farklı hayatla karşılaşıyor.
Binlerce ihtimal görüyor.
Binlerce alternatif yaşam biçimi izliyor.
Ve bu durum bazen özgürleştirmek yerine ağırlaştırıyor.
Çünkü insan artık yalnızca yaşadığı hayatı değerlendirmiyor.
Yaşayabileceği bütün hayatlarla da kendini kıyaslıyor.
Bu yüzden günümüz insanının yorgunluğu bazen başarısızlıktan değil.
Sürekli başka bir hayatın mümkün olduğunu görmekten geliyor.
Ve bu da insanın içinde sessiz bir eksiklik duygusu yaratabiliyor.
Belki de mesele herkesin sanatçı olması değildir.
Herkesin dünyayı değiştirmesi de değildir.
Mesele çok daha sade bir şey olabilir:
Hayatının sonunda dönüp baktığında, yaşadığın hayatın sana ait olduğunu hissedebilmek.
Çünkü insanın ruhu kusursuz bir hayat istemez.
Ama sahici bir hayat ister.
Ve çoğu zaman en derin huzur, her şeyi başarmaktan değil…
Kendine ait olan hayatı yaşayabilmiş olmaktan gelir.
Belki de Jung’un anlatmaya çalıştığı şey tam olarak buydu:
İnsanın en büyük trajedisi her zaman başarısız olmak değildir.
Bazen hiç denememektir.
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın