MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

KİMSENİN KONUŞMADIĞI GERÇEKLER

Ana SayfaYazarlarSEÇİL ESKİOĞLU
28 Eylül, 2026, Pazartesi 19:04
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
KİMSENİN KONUŞMADIĞI GERÇEKLER

 

Bazı gerçekler vardır, herkes bilir ama kimse konuşmaz. Çünkü bazı şeyleri yüksek sesle söylemek, onları kabul etmekten çok daha zordur. Günlük hayatın içinde birbirimizin yüzüne bakıyor, aynı sokaklardan geçiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntıları, aynı yalnızlıkları ve aynı kaygıları yaşıyoruz. Fakat nedense asıl meseleleri çoğu zaman konuşmuyoruz. Herkes biraz susuyor. Kimi kırılmamak için, kimi yalnız kalmamak için, kimi düzenini bozmamak için, kimi de söyleyeceği şeyin karşılığında ne yaşayacağını bildiği için susuyor. Oysa hayatın en büyük değişimleri çoğu zaman insanların yüksek sesle söyledikleriyle değil, sessizce yaşadıklarıyla başlıyor.

Bugün çevreme baktığımda beni en çok düşündüren şeylerden biri de bu sessizlik. İnsanlar eskisi kadar konuşmuyor ama daha çok şey taşıyor. Eskisi kadar birbirini dinlemiyor ama herkesin anlatacak çok şeyi var. Daha fazla paylaşım yapıyor, daha fazla fotoğraf çekiyor, daha fazla görünür olmaya çalışıyoruz ama birbirimizin gerçek hayatına giderek daha az dokunuyoruz. Bir insanın sosyal medyada yüzlerce kişiye ulaşması mümkünken, akşam olduğunda gerçekten arayabileceği bir kişinin olmaması artık kimseye çok şaşırtıcı gelmiyor. Bence kimsenin yeterince konuşmadığı gerçeklerden biri tam da burada başlıyor: Görünür olmakla gerçekten görülmek aynı şey değil. Bir insanın fotoğrafına yüzlerce beğeni gelmesi, onun gerçekten sevildiği anlamına gelmiyor. Bir insanın doğum gününde onlarca mesaj alması, kendisini yalnız hissetmediği anlamına gelmiyor. Bir insanın çevresinin kalabalık olması, hayatında kendisine gerçekten iyi gelen insanların olduğu anlamına gelmiyor. Hatta bazen en kalabalık ortamların içinde en yalnız insanları görüyoruz. Çünkü yalnızlık artık sadece tek başına yaşamak değil. Bazen insan ailesinin yanında, bazen bir evliliğin içinde, bazen yıllardır tanıdığı insanların arasında bile yalnız kalabiliyor. En ağır yalnızlık ise insanın derdini anlatacak birini bulamaması değil, anlatsa bile anlaşılmayacağını düşünmesi. Bugün birçok insanın içinde taşıdığı şeyin biraz da bu olduğunu düşünüyorum: Anlaşılmama korkusu. İnsanlar artık yalnızca üzülmekten korkmuyor. Anlattığında küçümsenmekten, yanlış anlaşılmaktan, yargılanmaktan ve güçsüz görünmekten de korkuyor. Bu yüzden “İyiyim” demek kolaylaşıyor. Çünkü “İyi değilim” demenin açıklaması çok uzun. Bir insanın gerçekten ne yaşadığını öğrenmek için biraz zaman ayırmak, onu gerçekten dinlemek ve söylediklerinin arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmak gerekiyor. Oysa bugün herkesin zamanı az, sabrı az ve dikkati başka yerlerde.

Kimsenin konuşmadığı gerçeklerden biri de şu: İnsanların önemli bir bölümü aslında düşündüğümüz kadar güçlü değil. Sadece güçlü görünmeyi öğrendi. Sabah işe gidiyor, çocuklarıyla ilgileniyor, faturalarını ödüyor, alışverişini yapıyor, gülümsüyor, arkadaşlarıyla konuşuyor, sosyal medyada güzel fotoğraflar paylaşıyor ve hayatına devam ediyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünüyor. Ama o insanın gece yatağına girdiğinde ne düşündüğünü çoğu zaman kimse bilmiyor. Belki borcunu düşünüyor, belki çocuğunun geleceğini, belki yaşlanan anne babasını, belki işini kaybetme korkusunu, belki bir ilişkide artık sevilmediğini hissetmesini, belki yıllardır gerçekleştiremediği hayallerini... Belki de sadece çok yorulduğunu. Ama sabah yine kalkıyor. Çünkü hayat beklemiyor. Birçok insan hayatını sevdiği için değil, devam etmek zorunda olduğu için sürdürüyor. Bunu söylerken umutsuzluktan söz etmiyorum. Tam tersine, insanın dayanma gücünden söz ediyorum. Ancak dayanıklı olmakla sürekli dayanmak zorunda bırakılmak arasında çok büyük bir fark var. Toplum olarak insanlardan sürekli güçlü olmalarını bekliyoruz. Güçlü kadın, güçlü erkek, güçlü anne, güçlü baba, güçlü çalışan, güçlü yönetici... Peki insan ne zaman sadece insan olabilecek? Ne zaman yorulabilecek? Ne zaman “Bugün iyi değilim” diyebilecek? Ne zaman yardım istemenin zayıflık olmadığını kabul edeceğiz? Bence bunlar artık ciddi biçimde konuşmamız gereken sorular.

Çünkü sürekli güçlü görünmeye çalışan insanlar bir süre sonra kendi duygularına bile yabancılaşabiliyor. İnsan ağlamayı unutabiliyor, yardım istemeyi unutabiliyor, dinlenmeyi unutabiliyor. Hatta bir süre sonra ne istediğini bile unutabiliyor. Kendisinden beklenenleri yerine getirirken kendi hayatının neye dönüştüğünü fark edemeyebiliyor. Bence günümüz insanının en büyük sorunlarından biri de burada başlıyor. Her şeye yetişmeye çalışırken kendisine yetişemiyor. Başarı konusunda da yıllardır bize anlatılanlarla gerçek hayat arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyorum. Bize daha çok çalışmamız, daha çok kazanmamız, daha iyi bir evimiz, daha iyi bir arabamız, daha iyi bir işimiz olması gerektiği söylendi. Biz de bunların peşinden koştuk. Fakat kimse bize yeterince şu soruyu sormadı: Bütün bunlara sahip olduğunda gerçekten nasıl hissedeceksin? Çünkü başarıyı çoğu zaman sahip olduklarımızla ölçtük. Oysa insanın hayatındaki en önemli şeylerin önemli bir bölümü satın alınamıyor. Huzur, güven, samimiyet, gerçek dostluk, sağlıklı aile ilişkileri ve gece başını yastığa koyduğunda içinin rahat olması parayla satın alınamıyor. Ama biz çoğu zaman içimizdeki boşluğu dışarıdan doldurmaya çalışıyoruz. Bir şey eksikse başka bir şey alıyoruz. Bir ilişkimiz kötü gidiyorsa yeni bir ilişkiye koşuyoruz. İşimizden memnun değilsek daha yüksek maaş arıyoruz. Evimizden sıkılırsak değiştiriyoruz. Telefonumuzu yeniliyoruz, kıyafetlerimizi değiştiriyoruz, tatil yapıyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Fakat bazen değiştirmemiz gereken şey dışarıda değil, içeride oluyor. Bunu kabul etmek kolay değil. Çünkü insanın kendine bakması, başkasına bakmasından çok daha zor. Hayat ilerledikçe bir başka gerçeği de daha iyi anlıyor insan: Bazı insanların hayatımızdan çıkması her zaman bir kayıp değildir. Bazen insan birinin gitmesiyle boşluğa düşer, bazen de o boşlukta kendisini yeniden bulur. Her insan bizimle aynı yolu yürümek zorunda değil. Bazı insanlar hayatımıza bir şey öğretmek için giriyor, bazıları bir dönem yanımızda oluyor, bazıları ise yıllarca bizimle kalıyor. Ama her kalabalığı korumak zorunda değiliz. İnsan yaş aldıkça çevresinin neden küçüldüğünü de daha iyi anlıyor. Çünkü artık her konuşmaya cevap vermek, her tartışmaya girmek, herkesi memnun etmek istemiyor. Kendisine iyi gelmeyen ilişkileri sırf geçmişi var diye taşımak istemiyor. Bence bu yaşlanmak değil, insanın kendisini tanımaya başlamasıdır.

Çocuklar konusunda da kimsenin yeterince konuşmadığını düşündüğüm önemli gerçekler var. Çocuklarımızın karnını doyuruyor, iyi okullara göndermeye çalışıyor, kıyafetlerini alıyor, teknolojinin bütün imkânlarını önlerine koyuyoruz. Ama bazen onlara en çok ihtiyaç duydukları şeyi veremiyoruz: Zamanımızı. Çocukların ihtiyacı sadece güzel bir oda, pahalı bir telefon ya da iyi bir okul değil. Bir yetişkinin gözlerinin içine bakıp “Seni dinliyorum” demesine de ihtiyaçları var. Bugünün çocukları bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşıyor ama bilgi sahibi olmakla hayatı anlamak aynı şey değil. Bir çocuğun internette binlerce video izlemesi, onun hayatla ilgili bütün sorularının cevaplandığı anlamına gelmiyor. Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey sadece annesinin ya da babasının yanında oturması, telefonu elinden bırakması, “Bugün nasılsın?” diye gerçekten sorması ve cevabı gerçekten dinlemesidir. Çünkü çocukluk geri gelmiyor. İnsan büyüyünce oyuncaklarını değil, çoğu zaman kendisine nasıl hissettirildiğini hatırlıyor. Aynı durum yaşlılarımız için de geçerli. Anne babalarımız yaşlandığında onların ihtiyaçlarının sadece ilaç, yemek ve bakım olduğunu düşünüyoruz. Oysa yaşlılıkta insanın en büyük ihtiyacı çoğu zaman hâlâ birilerinin ona ihtiyaç duyduğunu hissetmektir. Bir telefon, bir ziyaret, birlikte içilen bir çay, aynı hikâyenin belki yüzüncü kez dinlenmesi... Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama aslında hayatın kendisidir. Bir gün o çayın artık içilemeyeceğini, o telefonun artık açılamayacağını ve o hikâyenin artık anlatılamayacağını çok geç fark edebiliriz.

Para da konuşmaktan çekinmememiz gereken ama insanın değerini parayla ölçmememiz gereken bir konu. Bugün birçok insan sadece daha çok kazanmak için değil, ayakta kalabilmek için mücadele ediyor. Kira, faturalar, eğitim giderleri, sağlık masrafları ve günlük ihtiyaçlar derken insanların zihni sürekli hesap yapıyor. Bazen bir insanın yüzündeki yorgunluğun nedeni hayatındaki insanlar değil, sadece geçim derdidir. Geçim sıkıntısı insanın ruhuna da dokunuyor. İnsan geleceğini planlamakta, hayal kurmakta, kendisine küçük bir mutluluk vermekte bile zorlanabiliyor. Bu nedenle birbirimizi değerlendirirken biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü karşımızdaki insanın ne taşıdığını bilmiyoruz. Bir insanın sessizliğini kibir sanabiliriz, oysa belki yorgundur. Bir insanın mesafesini soğukluk sanabiliriz, oysa belki kırılmıştır. Bir insanın gülümsemesini mutluluk sanabiliriz, oysa belki sadece alışmıştır. Bir insanın güçlü duruşunu hiç derdi yok sanabiliriz, oysa belki yıllardır kendi içinde bir mücadele veriyordur. Herkesin görünmeyen bir hikâyesi var. Ve belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri, gördüğümüz kısmın tamam olduğunu sanmak. Bugün insanlar birbirlerini çok hızlı yargılıyor. Bir cümle yetiyor, bir fotoğraf yetiyor, bir paylaşım yetiyor, bir hata yetiyor. Oysa insan dediğimiz varlık tek bir cümleden, tek bir görüntüden veya tek bir hatadan ibaret değil. Herkesin geçmişi var, korkuları var, pişmanlıkları var ve kimseye anlatmadığı bir tarafı var. İnsan olmanın en güzel tarafı kusursuz olmak değil, bütün eksiklerimize rağmen birbirimize anlayış gösterebilmek.

Bütün bunların yanında, günümüz insanının belki de en büyük problemi hayatı sürekli ertelemesi. Daha hızlı yaşamak, daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok görmek, daha çok paylaşmak ve daha çok üretmek istiyoruz. Ama bazen durup gerçekten yaşamak gerekiyor. Bir sabah pencereyi açıp havayı hissetmek, sevdiğimiz insanla acele etmeden kahve içmek, bir çocuğun anlattığı şeyi gerçekten dinlemek, bir dostun sesindeki değişikliği fark etmek, annemizin babamızın yüzündeki yaşları görmek, bir hayvanın başını okşamak, güneşin doğuşunu izlemek... Bunlar hayatın küçük ayrıntıları gibi görünebilir. Oysa hayat zaten bu küçük ayrıntıların toplamıdır.

Ve sanırım kimsenin konuşmadığı en büyük gerçeklerden biri şu: Hayat sandığımız kadar uzun değil. Bunu korkutmak için değil, daha gerçek yaşamak için söylüyorum. Ertelediğimiz telefonların, söylemediğimiz güzel sözlerin, gidilmeyen yolların ve sürekli “daha sonra” dediğimiz şeylerin bir gün gerçekten bir daha olmayabileceğini unutmamak gerekiyor. İnsan bazen bir özrü yıllarca erteliyor, bir teşekkürün zamanını bulamıyor, bir sevgi cümlesini söylemeye utanıyor, bir hayalini sürekli sonraya bırakıyor. Sonra bir gün dönüp baktığında yılların geçtiğini görüyor.

İnsanın en büyük kaybı bazen parasını kaybetmesi değil, zamanını geri alamamasıdır. Para yeniden kazanılabilir. Bir eşya yeniden alınabilir. Bir iş yeniden bulunabilir. Bir ev yeniden kurulabilir. Ama geçen bir gün geri gelmez. Bu nedenle artık insanlara da kendimize de biraz daha dürüst davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Seviyorsak söyleyelim, kırıldıysak konuşalım, yorulduysak dinlenelim, bir şeyi istemiyorsak sırf başkaları istiyor diye kendimizi zorlamayalım. Bir hayalimiz varsa yaşımız kaç olursa olsun peşinden gidelim. Çünkü hayatın belli bir yaşa kadar bize ait, sonra başkasına ait olduğunu söyleyen hiçbir kural yok. İnsan her yaşta yeniden başlayabilir, her yaşta öğrenebilir, her yaşta yeni bir dostluk kurabilir, her yaşta yeni bir şehir görebilir ve her yaşta kendisini yeniden keşfedebilir. Belki de yaş aldıkça en büyük kazancımız budur: Neyin gerçekten önemli olduğunu daha iyi anlamak. Ben artık insanların ne söylediğinden çok, ne yaşadığına bakıyorum. Çünkü sözler kolay. İnsan istediği şeyi söyleyebilir ama davranışlar insanın gerçek yüzünü daha fazla anlatıyor. Kim yanınızda kalıyor, kim zor gününüzde telefonunuzu açıyor, kim başarınızı kıskanmadan sevinebiliyor, kim sizin olmadığınız yerde de hakkınızı savunuyor, kim sadece iyi gününüzde değil kötü gününüzde de yanınızda oluyor? Asıl mesele bunlar. Belki de insanın hayatında çok fazla insana değil, birkaç gerçek insana ihtiyacı var. Çünkü kalabalık bir çevreden daha değerli olan şey, güvenebileceğiniz küçük bir çevredir.

Sonuçta hepimiz aynı hayatın içindeyiz. Yaşımız, mesleğimiz, paramız, makamımız, evimiz, arabamız ve sosyal medya hesabımız ne olursa olsun, hayatın sonunda geriye bunlardan çok başka şeyler kalıyor. Nasıl bir insan olduğumuz, kime iyi geldiğimiz, kimin hayatında güzel bir iz bıraktığımız, bir insanın elinden tutup tutmadığımız, birinin zor gününde yanında olup olmadığımız ve belki de en önemlisi, kendimize karşı dürüst yaşayıp yaşamadığımız... 

Ben bugün kimsenin konuşmadığı gerçeklerden söz etmek istedim. Çünkü bazı gerçekler konuşulmadıkça ortadan kaybolmuyor. Tam tersine, içimizde büyüyor. Yalnızlığımızı konuşmazsak yalnızlık bitmiyor. Yorgunluğumuzu kabul etmezsek yorgunluk geçmiyor. Korkularımızı saklarsak cesur olmuyoruz. Kırgınlıklarımızı bastırırsak iyileşmiş olmuyoruz. Sırf herkes iyi olduğumuzu sansın diye “İyiyim” demek, gerçekten iyi olduğumuz anlamına gelmiyor. Belki artık birbirimize biraz daha gerçek sorular sormalıyız. Gerçekten nasılsın? Bir şeye ihtiyacın var mı? Bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. Ben buradayım. Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük bir şey yapmak gerekmiyor. Bazen doğru zamanda söylenen küçücük bir cümle yetiyor. Çünkü hepimiz görünenden daha fazlasıyız. Hepimizin kimsenin bilmediği bir hikâyesi, kimsenin görmediği bir yarası, kimsenin duymadığı bir duası ve kimsenin bilmediği bir mücadelesi var. O yüzden biraz daha az yargılayalım, biraz daha çok dinleyelim. Biraz daha az gösterelim, biraz daha çok yaşayalım. Biraz daha az “Ne derler?” diye düşünelim, biraz daha çok “Ben gerçekten ne istiyorum?” diye soralım.

Çünkü hayat, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü düşünerek geçirilecek kadar uzun değil.

Ve sonunda belki hepimizin kendimize soracağı en önemli soru şu olacak: “Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşadım, yoksa başkalarının benden beklediği hayatı mı?”

İşte kimsenin konuşmadığı en büyük gerçek belki de budur. İnsan bu sorunun cevabını bulduğu anda, hayatına yeniden bakmaya başlar. Belki bazı insanları, bazı alışkanlıkları, bazı korkuları ve bazı yükleri geride bırakır. Belki yeni bir yol seçer. Belki de hiçbir şeyi değiştirmeden, sadece artık hayatına başka bir gözle bakmaya başlar. Ama ne olursa olsun, kendisine ait bir hayatı yaşamanın değerini daha iyi anlar.

Çünkü sonunda geriye gerçekten ne kadar kazandığımız değil, nasıl yaşadığımız kalacak.

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere hoşçakalın….

SEÇİL ESKİOĞLU

GAZETECİ / YAZAR

Yorum Yazın

SEÇİL ESKİOĞLU

    iletişime geç

    SEÇİL ESKİOĞLU

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU KİMSENİN KONUŞMADIĞI GERÇEKLER
    ŞEHNAZ DİLAN
    ŞEHNAZ DİLAN YEŞİLÇAM’IN GÜNAH KEÇİLERİ
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU İstanbul’un Kalbindeki Sessiz Hatıra YEREBATAN SARNICI
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER SARAYIN EN GÜÇLÜ KADINI ANİS EL-DOLEH
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU 50 YIL SONRA NE OLUR?
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR PEKİ SANAT DÜNYASI NEREDE?
    FATOŞ ACAR
    FATOŞ ACAR ŞİMDİKİ HAMİLELER
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL HAYATIN EN BÜYÜK LÜKSÜ NEDİR?
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ NARSİSTİK ÖRÜNTÜYÜ TANIMAK: GÖRÜNEN YÜZÜN ARKASINDA NE VAR?
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ KOLTUĞA GİDEN YOL MU,? MAGAZİN KORİDORU MU?
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR İLAHİ ADALETİN ŞAŞMAZ TERAZİSİ
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN SOSYAL MEDYA FENOMENLİĞİ BOŞANMA NEDENİ Mİ?
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER BİR KAP SU, BİR GÖLGE, BİR VİCDAN
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    NAZLI ARMAN
    NAZLI ARMAN SEVMEK
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle