Okullar açıldı.
Evlerde yeniden alarm sesleri, hızlı kahvaltılar, çantalar, ödevler ve sınavlar var. Fakat çocuk okula yalnızca kitaplarını götürmüyor.
Evden aldığı duyguları da götürüyor.
Özgüvenini, korkularını, ailesinin beklentilerini, “yapabilirim” duygusunu ya da “başarısız olursam değerim azalır” düşüncesini.
Bu yüzden okul yılının başında ebeveynlerin soracağı en önemli soru belki de:
“Çocuğum bu yıl kaç alacak?” değil, “Çocuğum bu yıl kendisini nasıl hissedecek?”
Başarı ile çocuğun değeri birbirine karıştırılmamalı.
Ebeveynlerin yüksek beklentileri çoğu zaman sevgiden ve gelecek kaygısından doğar. Ancak akademik baskı ile çocuk ve ergenlerin ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen 52 çalışmalık sistematik derlemede, çalışmaların 48’inde akademik baskı ile en az bir olumsuz ruh sağlığı göstergesi arasında pozitif ilişki bulundu. Araştırmacılar bununla birlikte çalışmaların çoğunun kesitsel olduğunu ve doğrudan nedensellik kurulamayacağını belirtiyor.
Buradaki mesele çocuklara “ders çalışmayın” demek değil.
Başarıyı çocuğun değerinin ölçüsü haline getirmemek.
“Bu sınav istediğin gibi geçmemiş, nerede zorlandın?” demek ile “Nasıl bu kadar düşük aldın?” demek aynı şey değildir.
İlki çocuğu problemin içine davet eder, ikincisi onu savunmaya itebilir.
Çocuğun duygusunu hemen düzeltmeye çalışmayın
Çocuk “Sınavdan korkuyorum.” dediğinde,
“Abartıyorsun.”
“Ne var bunda?”
“Sen zaten yaparsın.”
demek yerine:
“Bunun seni korkuttuğunu görüyorum. İstersen birlikte bakalım.”
demek daha işlevseldir.
Çünkü duyguyu kabul etmek, davranışın her biçimini kabul etmek değildir.
“Öfkelenmeni anlayabiliyorum.”
demek başka,
“Öfkelendiğin için istediğini yapabilirsin.”
demek başkadır.
Güncel araştırmalar da ebeveynlerin çocukların duygularına verdikleri tepkilerin önemli olduğunu gösteriyor. 2025 tarihli meta-analitik bir çalışmada destekleyici olmayan ebeveyn duygu sosyalleştirme davranışları çocukların içselleştirme sorunlarıyla pozitif ilişkili bulunurken, destekleyici yaklaşımlar daha olumlu sonuçlarla ilişkilendirildi.
Çocuğun kaygısını siz de taşımayın
Çocuk sınavdan korktuğunda ebeveynin de paniklemesi, çocuğun kendi kaygısının üzerine bir de yetişkinin kaygısını ekleyebilir.
Çocuğun ihtiyacı her zaman kaygısının ortadan kaldırılması değildir.
Kaygı varken de baş edebileceğini deneyimlemesidir.
“Kesin çok iyi alacaksın.” yerine,
“İstediğin gibi geçmezse üzülürsün. Sonra neyi değiştirebileceğimize birlikte bakarız.”
demek daha gerçekçi bir güven verir.
Ebeveynin görevi çocuğun hayatından bütün kaygıyı temizlemek değil, kaygıyla baş etme kapasitesinin gelişmesine eşlik etmektir.
Onun yerine yaşamayın
Ödevini takip etmek başka, ödevini onun yerine yapmak başka.
Çocuğu dinlemek başka, yaşadığı her problemi onun yerine çözmek başka.
Ebeveynin eğitim sürecine katılımı çocuk açısından önemli. 2024 tarihli, 390 binden fazla katılımcıyı kapsayan bir meta-analizde ebeveynin eğitim sürecine katılımı ile ergenlerde depresif belirtiler arasında negatif ilişki bulundu.
Ancak katılım kontrol değildir.
Bazen:
“Sen ne yapmak istersin?”
“Başka hangi seçeneklerin var?”
“İstersen birlikte düşünebiliriz.”
demek, “Ben hallederim.” demekten daha değerlidir.
Çünkü çocuk hem yalnız olmadığını hem de kendi hayatında söz sahibi olduğunu öğrenir.
Çocuğun kendisi hakkında kurduğu cümlelere dikkat edin
“Ben zaten matematik yapamıyorum.”
“Ben başarısızım.”
“Kimse beni sevmiyor.”
“Ben aptalım.”
Bunlar yalnızca anlık cümleler olmayabilir.
Çocuk kendisi hakkında bir hikâye yazmaya başlıyor olabilir.
Bu nedenle:
“Sen sorumsuzsun.”
yerine,
“Bu ödevi yapmadın.”
demek önemlidir.
İlk cümle kimliğe, ikincisi davranışa yöneliktir.
Çocuğun davranışını düzeltmek gerekir,
fakat onu davranışından ibaret hale getirmemek gerekir.
Bazen çocuklarımızın değil, kendi geçmişimizin ödevini yaptırırız
Terapötik açıdan ebeveynin kendisine sorabileceği en değerli sorulardan biri şudur:
“Şu anda çocuğumun ihtiyacına mı cevap veriyorum, yoksa kendi geçmişimde alamadığım bir şeyi onun üzerinden mi tamamlamaya çalışıyorum?”
Çocukken sürekli kıyaslanan bir ebeveyn, farkında olmadan kendi çocuğunu da kıyaslayabilir.
Başarısızlığı kabul edilmeyen bir ebeveyn, çocuğunun düşük notunu olduğundan daha büyük bir tehdit olarak algılayabilir.
Bu yüzden çocuklarımız bizim telafimiz değildir.
Onlar ayrı birer insandır.
Kendi yetenekleri, sınırları, mizacı ve hayalleri vardır.
Okulda yalnızca notlara bakmayın
Çocuğun öğretmeniyle ve okuluyla kurduğu ilişki de önemlidir.
2025 yılında yaklaşık 2,64 milyon öğrenciyi kapsayan geniş bir meta-analitik çalışmada öğretmen-öğrenci ilişkisinin akademik başarıyla birlikte motivasyon, okul aidiyeti, katılım, davranış, özdenetim ve iyi oluş gibi birçok sonuçla ilişkili olduğu gösterildi.
Bu nedenle öğretmene yalnızca:
“Notları nasıl?”
diye sormak yerine,
“Arkadaşlarıyla ilişkisi nasıl?”
“Derse katılıyor mu?”
“Zorlandığında yardım istiyor mu?”
“Son zamanlarda davranışında bir değişiklik gördünüz mü?”
diye sormak da gerekir.
Çünkü bazen akademik bir problemin altında akademik olmayan bir sorun vardır.
Çocuğunuz her şeyi size anlatmayabilir
Özellikle ergenlikte çocukların mahremiyet ihtiyacı artar.
Önemli olan her şeyi anlatması değil, anlatmak istediğinde kime gideceğini bilmesidir.
“Şimdi konuşmak istemiyorsan tamam.”
“Ne zaman istersen buradayım.”
“Bir hata yaptığında da benimle konuşabilirsin.”
Bu cümleler çocuğun zihninde önemli bir güven alanı oluşturur.
Ve belki de en önemli şey.
Çocuğunuzun her gün başarılı olması gerekmiyor.
Her sınav iyi geçmeyecek.
Her arkadaşlık devam etmeyecek.
Her hata hemen düzeltilmeyecek.
Çünkü psikolojik dayanıklılık, bütün zorlukların çocuktan uzak tutulmasıyla değil, zorluk yaşadığında onunla baş edebildiğini deneyimlemesiyle gelişir.
Bu yıl çocuğunuzdan sorumluluk isteyin.
Ders çalışmasını, kurallara uymasını ve elinden geleni yapmasını bekleyin.
Ama sevgiyi başarıya bağlamayın.
Ona şunu hissettirin:
“Seni görüyorum. Senden sorumluluk bekliyorum. Sana güveniyorum. Zorlandığında yardım isteyebilirsin. Hata yaptığında da yanındayım.”
Çünkü çocuğunuzun karnesindeki notlar bir gün unutulabilir.
Ama çocukluğunda kendisini nasıl hissettirdiğinizi çok daha uzun süre taşıyabilir.
Belki bu yıl ilk sorumuz “Kaç aldın?” değil, “Bugün sen nasılsın?” olsun.
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın