Cansever’i ilk popüler olduğu dönemlerden tanırım… Daha yolun başındaydı. Yanık sesiyle, kendine özgü yorumuyla yavaş yavaş milyonların gönlünde yer edinmeye başlamıştı. O yıllarda defalarca haberlerini yaptım. Röportajlar yaptık, aynı ortamlarda bulunduk, hatta bazı festivallere birlikte gittik. Ben onu hiçbir zaman sadece bir sanatçı olarak görmedim. Onu bir kardeşim gibi sevdim…Çünkü Cansever’in şöhretinin altında bambaşka bir hayat vardı. Mütevazıydı, hayatın zorluklarını çok küçük yaşlarda öğrenmişti. Daha çocuk yaşta babasını kaybetmiş, yoklukla mücadele etmişti. Hayat ona erken yaşlarda ağır yükler vermişti. Ama o bütün bu acıların içinden geçip ayakta kalmayı başarmıştı. Sonra Türkiye’ye geldi… Yanık sesiyle, yüreğinden kopup gelen şarkılarıyla milyonlara ulaştı. Arabeskin güçlü seslerinden biri oldu. Söylediği her şarkıda biraz kendi hayatı, biraz kendi acıları, biraz da yaşadıkları vardı.
Belki de insanlar onu bu yüzden bu kadar sevdi. Çünkü Cansever şarkı söylerken sadece sesini değil, hayatını da anlatıyordu. Üstelik şöhret basamaklarını çıkarken değişmeyen insanlardandı. Onu popüler olduğu dönemlerde, mahalle arasında düzenlenen bir nişan törenine davet ettiğimde bile hiç düşünmeden gelmişti. Bugün geriye dönüp baktığımda, o günün benim için ne kadar kıymetli bir anı olduğunu daha iyi anlıyorum. Milyonların tanıdığı bir sanatçıydı ama gönlü hâlâ mütevazı bir mahalle insanı kadar samimiydi. Cansever hayat doluydu… Gülmeyi, konuşmayı, insanlarla bir arada olmayı severdi. Önünde yapacağı daha çok iş, söyleyeceği daha çok şarkı, buluşacağı daha çok seveni vardı. Ama hayatın hiç beklemediğimiz bir anında karşısına amansız bir hastalık çıktı. Ve Cansever’in hayatı bir anda başka bir mücadeleye dönüştü. İlik nakli oldu… O süreçte onun en büyük arzularından biri yine sahneye çıkmaktı. Hayranlarıyla yeniden buluşmak, mikrofonu eline almak, o yanık sesiyle şarkılarını söylemek istiyordu.
Belki de en çok sahneyi özlemişti. Çünkü sahne onun için sadece bir iş değildi. Sahne, hayatla yeniden kucaklaşmaktı. Sevenlerinin karşısına çıkmak, onların alkışlarını duymak, göz göze gelmek ve ‘Ben hala buradayım’ diyebilmekti. Ama olmadı… Cansever, tedavi gördüğü Almanya’daki hastanede hayata veda etti. Acı haberi basın danışmanı Erhan Arı’dan aldığımda bir an ne diyeceğimi bilemedim. Elim kolum boşaldı… İnsan bazı haberleri duyduğunda inanmak istemiyor. Telefonun diğer ucundan gelen birkaç kelime, yıllar boyunca biriktirdiğiniz onlarca anıyı bir anda gözünüzün önüne getiriyor. Cansever’in ilk popüler olduğu yıllar… Birlikte gittiğimiz festivaller… Yaptığımız haberler… Sohbetlerimiz… Gülüşleri… O mütevazı hali… Ve o mahalle arasındaki nişan törenine gelişini hatırladım.
Şimdi düşünüyorum da…Hayat gerçekten çok garip. Bir zamanlar kalabalıkların alkışladığı, sahnelerde milyonlara seslenen bir sanatçı, bugün aramızdan sessizce ayrıldı. Geride şarkıları kaldı. Geride anıları kaldı. Geride onu seven insanların yüreğinde bıraktığı iz kaldı. Ve benim için geride bir kardeşimin hatırası kaldı. Cansever’in hayatında çok mücadele vardı. Yokluk vardı. Acı vardı. Kayıplar vardı. Ama bütün bunlara rağmen hayata tutunmayı, insanlara umut vermeyi ve müziğiyle milyonlara ulaşmayı başardı. Belki de onun en büyük başarısı buydu. Şöhret gelip geçer… Alkış diner, sahneler boşalır, ama insanın yüreğinde bıraktığı iz kolay kolay silinmez. Cansever de benim yüreğimde öyle bir iz bıraktı. Keşke son kez sahneye çıkabilseydi… Keşke hayranlarıyla yeniden kucaklaşabilseydi… Keşke o mikrofonu bir kez daha eline alıp şarkısını söyleyebilseydi.
Olmadı… Hayat izin vermedi. Şimdi bize düşen, onun güzel hatıralarını yaşatmak. Şarkılarını dinlerken onu hatırlamak… Ve yıllar önce tanıdığım o mütevazı, hayat dolu Cansever’i unutmamak. Cansever kardeşim… Sen bu dünyadan sessizce ayrıldın belki ama sesin hep bizimle kalacak. O yanık sesin, söylediğin şarkılar ve bıraktığın güzel anılar yaşamaya devam edecek. Ben seni bir sanatçıdan çok, kardeşim gibi sevdim. Şimdi ardından yazı yazarken kelimeler boğazımda düğümleniyor. İnsan bazen ne yazacağını bilemiyor. Sadece susuyor… Ve içinden tek bir cümle geçiyor… ‘Keşke biraz daha zamanımız olsaydı…’ Huzur içinde uyu Cansever… Mekanın cennet olsun kardeşim. Seni sevenlerin, sevenlerinin ve sanat camiasının başı sağ olsun. Elim kolum boşaldı… Bir kardeşimi daha kaybetmenin acısıyla seni uğurluyorum.
Habib BABAR























Yorum Yazın