MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

Bir Ülkeyi Yıkan Savaş Değil, Sessizliktir..!

Ana SayfaYazarlarSEÇİL ESKİOĞLU
11 Ağustos, 2026, Salı 19:04
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Bir Ülkeyi Yıkan Savaş Değil, Sessizliktir..!

 

"Bir ülke, önce binalarını değil; vicdanını kaybettiğinde yıkılmaya başlar….."

Bir ülkenin yıkılması denildiğinde çoğumuzun zihninde aynı görüntüler canlanır: Dumanlar altında kalmış şehirler, yıkılmış binalar, siren sesleri, gözyaşı, korku ve savaşın geride bıraktığı derin acılar… Oysa bir ülkenin çöküşü her zaman bombaların gölgesinde başlamaz. Bazen hiçbir silah patlamadan, hiçbir sınır ihlal edilmeden, tek bir kurşun sıkılmadan da bir toplum yavaş yavaş çözülmeye başlar. Çünkü ülkeleri ayakta tutan yalnızca betonarme binalar, köprüler, yollar ya da ekonomik göstergeler değildir. Bir ülkeyi asıl ayakta tutan; insanların birbirine duyduğu güven, adalet duygusu, vicdanı, merhameti ve gerektiğinde doğruyu söyleme cesaretidir.

İşte bu yüzden bir ülkeyi yıkan en büyük tehlike, çoğu zaman savaş değil, sessizliktir.

Sessizlik ilk bakışta huzuru çağrıştıran bir kavram gibi görünür. Dinlenmeyi, sakinliği ve dinginliği hatırlatır. Ancak toplumsal hayatta her sessizlik aynı anlamı taşımaz. Bazen sessizlik korkunun adıdır. Bazen umutsuzluğun, bazen de "Nasıl olsa bir şey değişmez." düşüncesinin sessiz kabulüdür. İnsanlar konuşmaktan, itiraz etmekten, soru sormaktan ve haksızlığın karşısında durmaktan vazgeçtiği anda görünmeyen bir çöküş başlar. O çöküşün sesi duyulmaz ama etkisi yıllar boyunca hissedilir. Çünkü sessizlik, zamanla sadece bireyleri değil, toplumların karakterini de değiştirir.

Bugün birçok ülkeye dışarıdan baktığımızda hayat olağan akışıyla devam ediyor gibi görünür. Sabah işe giden insanlar, okul yolundaki çocuklar, açık mağazalar, çalışan fabrikalar, dolu caddeler ve ışıl ışıl alışveriş merkezleri... İlk bakışta her şey normaldir. Fakat bir toplumun gerçek fotoğrafı, kalabalık caddelerinde değil; insanların birbirine nasıl davrandığında saklıdır. Bir komşu günlerce görünmediğinde kapısını çalan var mı? Bir çocuk okulda zorbalığa uğradığında yanında duran biri çıkıyor mu? Bir yaşlı yalnızlığını paylaşacak bir dost bulabiliyor mu? Bir çalışan haksızlığa uğradığında arkadaşları onun yanında durabiliyor mu? Bir engelli bireyin sesi duyuluyor mu? Bir gencin hayalleri gerçekten dinleniyor mu? İşte bir ülkenin gerçek gücü, bu soruların cevaplarında gizlidir.

Toplumların çöküşü çoğu zaman büyük olaylarla başlamaz. Küçük görülen sessizlikler zamanla büyür, alışkanlığa dönüşür ve sonunda normal kabul edilir. Bir gün bir haksızlığa sessiz kalınır, ertesi gün başka bir yanlışa göz yumulur. Sonra insanlar, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." anlayışını hayatın doğal bir parçası gibi görmeye başlar. Oysa kötülük, yalnızca onu yapanların cesaretiyle değil; onu görenlerin sessizliğiyle büyür. Sessizlik arttıkça adaletsizlik güçlenir, vicdan geri çekilir ve toplum, farkına bile varmadan kendi değerlerinden uzaklaşır. En tehlikeli olan da budur; çünkü alışılan yanlışlar, bir süre sonra doğruymuş gibi kabul edilmeye başlanır.

Hayatın her alanında bunun örneklerini görmek mümkündür. Bir apartmanda yıllardır yalnız yaşayan yaşlı bir komşunun günlerce kapısını çalan olmaz. Bir çocuk okuldan her gün mutsuz döner ama kimse gözlerinin içine bakıp, "İyi misin?" diye sormaz. Bir kadın şiddete maruz kalır; sesini duyanlar perdeyi kapatıp televizyonun sesini açmayı tercih eder. İş yerinde emeği görmezden gelinen bir çalışanın hakkını herkes bilir ama kimse konuşmaz. Sokakta düşen bir insana yardım etmek yerine telefonuna sarılıp görüntü çekenlerin sayısı artar. Çünkü insanlar çoğu zaman sessiz kalmanın kendilerini koruyacağını düşünür. Oysa sessizlik kimseyi korumaz; sadece haksızlığın daha da büyümesine izin verir.

İnsanlık tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. Büyük felaketler bir gecede ortaya çıkmamıştır. Önce küçük yanlışlar görmezden gelinmiş, sonra o yanlışlara alışılmış, ardından da sıradanlaşmıştır. En sonunda insanlar dönüp geriye baktığında yalnızca kaybettikleri haklarını değil; birbirlerine duydukları güveni, umutlarını ve ortak geleceğe olan inançlarını da yitirdiklerini fark etmişlerdir. Tarih bize defalarca aynı gerçeği göstermiştir: Adalet sustuğunda huzur da susar; vicdan sustuğunda insanlık yara alır.

Bugün teknolojinin hiç olmadığı kadar geliştiği bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir olayı saniyeler içinde öğrenebiliyor, düşüncelerimizi milyonlarca insana ulaştırabiliyoruz. Buna rağmen insanlar, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yalnız hissediyor. Sosyal medyada binlerce takipçisi olan insanlar, gerçek hayatta dertlerini paylaşacak tek bir dost bulamayabiliyor. Kalabalıkların içinde yaşayan insanlar, sessizliğin en ağır yükünü omuzlarında taşıyabiliyor. Çünkü gerçek iletişim, yalnızca konuşmak değil; anlamak, dinlemek ve birbirinin acısını hissedebilmektir.

Unutmamak gerekir ki bir ülkenin geleceğini belirleyen yalnızca ekonomik veriler, teknolojik yatırımlar ya da büyük projeler değildir. Bir ülkenin geleceğini belirleyen; çocuklarına nasıl bir vicdan bıraktığı, gençlerine ne kadar umut verdiği, yaşlılarına ne kadar değer gösterdiği ve insanların birbirine ne kadar güven duyabildiğidir. Güvenin kaybolduğu yerde birlik zayıflar. Birlik zayıfladığında ise toplumun temelleri sessizce sarsılmaya başlar.

Belki de bugün hepimizin kendimize sorması gereken en önemli soru şudur: Ben sessizliğin bir parçası mıyım, yoksa çözümün bir parçası mı? Haksızlık karşısında başımı mı çeviriyorum, yoksa cesaretle doğruların yanında mı duruyorum? Çünkü değişim her zaman büyük kalabalıklarla başlamaz. Bazen tek bir insanın vicdanlı davranışı, tek bir cümlenin cesareti, tek bir elin uzanışı yüzlerce insana umut olabilir.

Sonuç olarak unutulmamalıdır ki savaşlar şehirleri yıkabilir, ekonomileri sarsabilir ve nesiller boyunca iz bırakabilir. Ancak sessizlik, görünmeyen bir düşmandır. İnsanların umutlarını, cesaretini, dayanışmasını ve birbirine olan güvenini yavaş yavaş tüketir. İşte bu yüzden bir ülkeyi ayakta tutacak en büyük güç; susmayan vicdanlar, kayıtsız kalmayan insanlar ve doğruları söylemekten korkmayan yüreklerdir.

Bir ülkenin gerçek gücü; askerî teçhizatının büyüklüğünde, gökdelenlerinin yüksekliğinde ya da ekonomik rakamlarının büyüklüğünde değildir. Gerçek güç; adaletin herkese eşit uygulanabildiği, vicdanın susturulmadığı, insanların birbirine güven duyduğu ve haksızlık karşısında sessiz kalmadığı toplumlarda saklıdır.

Çünkü sessizlik yalnızca kelimelerin yokluğu değildir; bazen adaletin geri çekilişi, bazen umudun tükenişi, bazen de geleceğin sessizce elden kayıp gitmesidir. İnsanlar konuşabildiği, itiraz edebildiği, birbirinin acısını hissedebildiği ve doğruların yanında durabildiği sürece hiçbir toplum gerçekten yıkılmaz.

Tarih bize defalarca aynı gerçeği göstermiştir: Savaşlar şehirleri yıkabilir, ama onları yeniden inşa etmek mümkündür. Oysa sessizlik, bir toplumun vicdanını ve ortak geleceğe olan inancını yıktığında, bunun onarılması çok daha zordur.

Bu yüzden geleceğe bırakabileceğimiz en büyük miras; sessiz kalmayan bir vicdan, adaletten vazgeçmeyen bir duruş, merhametini kaybetmeyen bir yürek ve birbirine sahip çıkan bir toplumdur. Çünkü tarih, yalnızca büyük zaferleri değil; her şeye rağmen doğruları söylemekten korkmayan insanların cesaretini de yazar

Bir sonraki yazıma kadar hoşçakalın sevgili okurlarım ?

Seçil Eskioğlu

Gazeteci & Yazar

Yorum Yazın

SEÇİL ESKİOĞLU

    iletişime geç

    SEÇİL ESKİOĞLU

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL MUTLU KADIN, GÜÇLÜ AİLE
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU Bir Ülkeyi Yıkan Savaş Değil, Sessizliktir..!
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU GAZOZ
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER SESSİZLİĞİN İÇİNDE BİR DÜNYA SWARTZENTRUBER AMİSH TARİKATI
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR BU DÜNYADAN BİR CANSEVER GEÇTİ
    ŞEHNAZ DİLAN
    ŞEHNAZ DİLAN BEN O SETLERİ ÖZLEDİM
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU DÜŞÜNEN İNSANLAR…
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ BELKİ DE BU KUŞAK İLİŞKİ İSTEMİYOR DEĞİL. YARALANMAKTAN YORULDU.
    FATOŞ ACAR
    FATOŞ ACAR GENÇLİK NEREYE GİDİYOR.
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ GAZETECİNİN SERVETİ KALEMİDİR
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN SOSYAL MEDYA FENOMENLİĞİ BOŞANMA NEDENİ Mİ?
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER BİR KAP SU, BİR GÖLGE, BİR VİCDAN
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR İFTİRA DEĞİL DUA ZAMANI
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    NAZLI ARMAN
    NAZLI ARMAN SEVMEK
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle